Expandmenu Shrunk


  • Category Archives İLLERİMİZ
  • Kocaeli Hakkında Bilgi

    GENEL BİLGİLER

    Yüzölçümü: 3.626 km²

    Nüfus: 936.163 (1990)

    İl Trafik No: 41

    Kocaeli, Marmara Bölgesi’nde bulunan ülkemizin önemli ticaret ve kültür merkezlerinden biridir. Kocaeli iline kültürel niteliğini kazandıran faaliyetlerden biri Değirmendere düzenlenen “Uluslararası Ahşap Heykel Sempozyumu”dur. Eski Yalı Mahallesi’nde bulunan eski evler restore edilerek, bu evlerin çevrelediği ve yüzyıllık çınarların bulunduğu alana 600 kişilik bir amfiteatr yapılmış olup, her yıl düzenlenen Uluslararası Ahşap Heykel Sempozyumu sonunda, parklar ile Çınarlık Meydanı’nda sergilenen heykeller büyük ilgi görmektedir.

    İLÇELER:

    Kocaeli ilinin ilçeleri; merkez ilçe İzmit, Derince, Gebze, Gölcük, Karamürsel, Kandıra ve Körfez olmak üzere toplam yedi ilçesi bulunmaktadır.

    İzmit: Kocaeli’nin merkez ilçesi olan ve aynı adı taşıyan İzmit, Körfez’in doğu ucuna yakın bi kıyı kentidir. Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasındaki en önemli geçiş güzergahının üzerinde kurulmuş, tarihi bir kenttir. Büyük sanayi kuruluşlarının ve alışveriş merkezlerinin bulunduğu İzmit’in nüfusu köy ve bucaklarıyla birlikte toplam 371.725′e ulaşmıştır. İzmit sanayi kenti olarak tanınmasının yanı sıra, kültür, sanat ve eğitim kenti olma yolunda ciddi atılımlar yapan bir kenttir. Kente özgü bir tatlı olan pişmaiye ile de dünya çapında bir üne sahiptir.

    Gebze: İzmit-İstanbul karayolu üzerinde İzmit’e 51 km. uzaklıktadır. Kartacalı komutan Hannibal’in mezarı, arkeolog-ressam Osman Hamdi Beyin Müze-Evi ile Mimar Sinan’ın eseri Çoban Mustafa Paşa Külliyesi Gebze’nin önemli tarihi sanat hazinelerindendir.

    Gebze’de ikinci konut ağırlıklı yerleşim birimlerinden Darıca Bayramoğlu yazlık siteleri ve sahili ile Gebze’nin önemli tatil beldelerindendir. Ballı Kayalar Tabiat Parkı, Darıca Bayramoğlu Kuş Cenneti ve Temalı Parkı da ilçenin doğal güzelliklerini oluşturmaktadır.

    Gölcük: İzmit Körfezi’nin güney sahilinde yer alan ilçe, İzmit’e 16 km. uzaklıktadır. Türkiye’nin en gözde ilçelerinden biri olan Gölcük, 17 Ağustos 1999 Marmara felaketinde çok büyük hasarlar almıştır.

    Kandıra: İzmit Körfezi’nin kuzeyinde Karadeniz sahilinde’dir. Kandıra temiz sahilleri nedeniyle yaz aylarında turzim faaliyetlerinin yoğunlaştığı bir ilçedir. Babadağı tepesinde Kocaeli Fatihi Akçakoca’nın anıt mezarı bulunmaktadır. Yöreye özgü Kadıra bezi köy evlerindeki tezgahlarda dokunup, eski türk motifleriyle işlenerek beğeniye sunulmaktadır. Hindisi ve yoğurdu ile haklı bir üne kavuşan Kandıra, meşhur süsleme taşları ile de çok iyi tanınmaktadır.

    Karamürsel: İzmit Körfezi’nin güney kıyısında, İzmit-Yalova kıyı yolu üzerindedir. İzmit’e 34 km uzaklıkta olup, ilk Osmanlı Kaptan-ı Deryası Karamürsel Beynin anıt mezarının da bulunduğu ilçe; sahildeki çay bahçeleri, parkları, yürüyüş alanları, restoranlarıyla bir turizm merkezidir.

    Körfez: İzmit’e 17 km. uzaklıktadır.İzmit’in batı sahilinde, kara ve demiryolları üzerinde yer almaktadır.

    Derince: İzmit’e 8 km. uzaklıktadır.İstanbul ile Anadolu arasında geçiş sağlayan yolları ve Marmara Denizi ‘nde boğazların trafik ve navlun yükünü hafifletici etkisi olan Derince Limanı; çok etkin dağıtıcı – toplayıcı Ro-Ro seferlerini yürütmektedir. Kocaeli’nin sanayi özelliklerini yoğun bir şekilde bünyesinde barındıran Derince, büyük sanayi kuruluşlarının yanı sıra iş merkezleri ve küçük sanayi kuruluşları ile de İlin sanayi merkezlerindendir. Derince Çenesuyu ile de ülke çapında bir üne sahiptir.

    GEZİLECEK YERLER

    Müzeler ve Örenyerleri

    Saatçi Ali Efendi Konağı – Etnografya Müzesi

    Eskihisar Osman Hamdi Bey Müzesi: Büyük Türk Müzecisi ve Ressamı Osman Hamdi Bey (1842-1910) tarafından 1884 yılında Gebze Eskihisar’ın batı sahiline köşk, resimhane, kayıkhane ve müştemilat şeklinde inşa edilmiştir. Giriş katındaki ahşap kapıların tablalarına 1901-1903 yıllarında yaptığı çiçek resimlerinin her biri bir tablo değerindedir. 26 yıl boyunca yaz aylarını geçirdiği köşkte en ünlü tablolarını çizmiştir. 1984 yılında restorasyonu yapılan köşk 19.08.1987 yılında Osman Hamdi Beyin çeşitli eserlerinin röprodüksiyonlarından oluşan tablolar, aile fotoğrafları ve kullandığı eşyaların sergilendiği müze olmuştur.

    Yüzer Müze: (Gayret Gemisi) 10 Mayıs 1946 yılında Amerika Birleşik Devletleri tarafından yapılan gemiye USA Everson adı verildi. Everson Kore ve Vietnam savaşlarına katıldı. 11 Temmuz 1973 yılında USA Everson gemisi; Panama, Portoriko, Azor Adaları ve İspanya limanlarına uğrayarak Türk Donanma Komutanlığı’na geçişi yapılarak TCG Gayret adı verildi.

    TCG Gayret 1975 – 95 yılları arasında bir çok Milli ve NATO Tatbikatlarına iştirak etmiştir. 5 Mayıs 1995 yılında gemi hizmet dışına alınarak Poyraz Limanı’nda muhafaza edilmiştir. 1997 Ocak ayında ise Gölcük Donanma Komutanlığı, Kocaeli Valiliği ve İzmit Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından Yüzer Sanatlar Galerisi ve Müze haline getirildi.

    Müze restorasyon çalışmalarından sonra 13 Ağustos 1997 tarihinde şu anda bulunduğu yere (Yat Limanı İnşaatı yanı – İzmit Garı önüne) getirildi.

    Ziyaret Saatleri: 08.30-16.30

    Ziyarete açık günler: Pazartesi hariç her gün

    Gölcük Deniz Müzesi: Gölcük Deniz Müzesi 12 Mart 1976’da, Türk Deniz Tarihini özet olarak yansıtabilmek amacıyla kurulmuştur.

    Deniz Şehitleri Abidesi’nin çevresinde inşa edilmiş olan müze; geçmiş olayların tüm yönlerini ortaya koyarak olayları meydana geldikleri ortam içinde çeşitli yönleri ile tanıtıp, sonuçlarından faydalanabilmek, bundan böyle girişilecek her işte geçmişin hatalarına düşülmeden, en iyi ve en başarılıyı yapacak yolları bulabilmek için, bir eğitim amacı güdülerek düzenlenmiştir. Ayrıca, müzede deniz tarihimizin ayrılmaz parçaları şehitlerimizin anısına geniş bir şekilde yer verilmiştir.

    On iki galeri olarak düzenlenen müzede, bölümler yüzyıllara göre kronolojik olarak sıralanmıştır.

    Örenyerleri

    Gültepe Nekropol Sahası

    Üçtepeler Büyük Tümülüsü

    Fatih Sultan Mehmet’in Otağı

    Saat Kulesi

    Kale, Kuleler

    Eskihisar Kalesi: Deniz kıyısında, Eskihisar köyünün kuzeydoğusunda, dik yamaçlı bir tepe üzerinde limanı korumak amacıyla Bizans döneminde yapılmış olup, duvarları tuğla bezemelidir. Uzun yıllar kendi haline bırakılmış olan kalenin son yıllarda bazı bölümleri restore edilmiştir.

    Saat Kulesi: İzmit Kemalpaşa Mahallesinde Av Köşkü ile Atatürk Heykeli arasında yer alan kentin karakteristik Saat Kulesi’ni, İzmit mutasarrıfı Musa Kazım Bey, Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. Yıldönümü nedeniyle yaptırmıştır.

    Saraylar, Köşkler, Konaklar

    İzmit Sarayı: (Abdülaziz Av Köşkü) Demiryolunun kuzeyinde Saat Kulesinin yanındadır.

    Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından Av Köşkü-Kasır olarak yaptırılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk, bu binada bir süre kalarak Fransız yazar Claude Ferare ile burada görüşmüştür. 28.06.1967 tarihinde müze olarak hizmete açılmıştır. İki katlı, barok üslupta yapılmış, cephesi mermer sütunlarla çevrilmiş bir yapıdır. Mermer işçiliği tavan süslemeleriyle bol sütunlu oluşu Dolmabahçe Sarayının küçük bir örneğini hatırlatmaktadır. İstanbul dışında günümüze kadar gelebilen tek saray yapısı olması açısından önemlidir. Kocaeli Valiliği tarafından restore edilen yapı, 17 Ağustos 1999 tarihli depremde hasar görmüştür.

    Kayser Wilhelm Köşkü: Hereke Halı Fabrikası sınırları içinde kalan tarihi köşk 1884 yılında Alman İmparatoru Wilhelm Kayseri’n Türkiye gezisi nedeniyle Yıldız Sarayı’nda yaptırılarak üç gün içinde monte edildiği tespit edilmiştir.

    Pembe Köşk: 20. yy.ın başında yapılmıştır. İzmit Yukarı Pazar’da; üç katlı, kagir, giyotin pencereli konak Valilik tarafından onarılmıştır.

    Onarım sırasında içinde ve dışındaki ahşapları (dolaplar, pencereler vs.) olduğu gibi orijinalini muhafaza edecek şekilde düzenlenmiştir. Kafeteryası, kuaför salonu bulunan Pembe Köşk, Vilayet Evi olarak düzenlenmiş ve halka açılmıştır.

    Demirciler Konağı: Gebze Demirciler Köyü’nde bulunan konak, 19. yy. Osmanlı mimarisinin en başarılı örneğidir. İçindeki kalem işi bezemeler ve mimari üslup açısından Kocaeli ilindeki tek örnek olma özelliğine sahiptir.

    Eski Vali Konağı: İzmit’in Kozluk Mahallesi’nde olup, Vali Konağı ve Defterdar lojmanı olmak üzere bitişik nizamda iki ayrı yapıdan oluşmaktadır. 20. yüzyılın ilk yarısında yapılan konak, Özel İdare Müdürlüğünce restore edilmiştir. Cumhuriyet dönemi mimari üslubunu yansıtan iki katlı bina, günümüzde müze müdürlüğünün ve vilayetin hizmetinde kullanılmaktadır.

    Sırrıpaşa Konağı: İzmit Hacı Hasan Mahallesi Yeni Çeşme sokaktadır. 19. yüzyılın ikinci yarısında İzmit Mutasarrıfı Sırrıpaşa tarafından yaptırılmıştır. Konağın bahçe duvarı antik heykel ve mimari parçalar ile süslenmiştir. Yapı, bugün ayakta kalan 19. yüzyıla ait bir sivil mimarlık örneği oluşu bahçe duvarındaki arkeolojik eserler ve içindeki kalem işi bezemeler ile ilin önemli bir tarih hazinesidir.

    İzmit İstasyon Binası: Gar İdare Binası ile Ambar binası, Neo-Klasik üslupta, Almanlar tarafından 1908-1920 yılları arasında İtalyan taş ustalarına yaptırılmıştır. Bu nedenle bu iki binanın özellikle taş gabarisindeki Mimari ve sanatsal unsurlar ile dönem özelliklerini göstermesi bakımından ildeki ender yapılardan biri olarak tescil edilmiştir.

    Camiler, Külliyeler

    Orhan Cami: Orhan Mahallesinde İzmit’e hakim bir tepede yer almaktadır. Cami ilk olarak 13. yüzyılda Orhan Gazi zamanında Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Abdülmecit zamanında onarılan yapı, İzmit’te en erken tarihli cami olarak günümüze kadar gelmiştir.

    Fevziye Cami: Kemalpaşa Mahallesi, Hürriyet Caddesi üzerindeki cami 16. yüzyılın ikinci yarısında İzmitli Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. 1884 depreminde tümüyle yıkılmış, yerine bugünkü cami yapılmıştır.

    Pertevpaşa Külliyesi: İzmit’in önemli mimari eserlerinden olan Külliyeden günümüze kalan eserler şehrin Yeni Cuma Caddesi’nin iki yanında sıralanmıştır. Külliye, 16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Cami Hamam Medrese, Kervansaray ve Aşhaneden meydana gelmiştir.

    Çoban Mustafa Paşa Külliyesi: Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Mustafa Paşa tarafından Gebze’de yaptırılmıştır.

    16. yüzyılda Mimar Sinan ve Mimar Acem Ali tarafından bir menzil külliyesi olarak inşa edilmiştir. Cami, han, tabhane,paşa odaları, hanikah, imaret, medrese, kütüphane, hamam ve türbeden meydana gelen yapı topluluğu kendinden sonra inşa edilen külliyelere örnek oluşturmuştur.

    Hamamlar

    Süleyman Paşa Hamamı: İzmit Yukarı Pazar Mahallesi’ndedir. 14. yüzyılda yaptırılmıştır. İzmit’te günümüze kadar ayakta kalabilen en erken tarihli Osmanlı Dönemi yapısıdır.

    Köprüler

    Mimar Sinan Köprüsü: Gebze’nin doğusunda Dil Deresi üzerindedir. 16. yy. tarihli yapı, Mimar Sinan eseridir. 65 m uzunluğundaki taş köprü, üç kemerlidir. Ayaklarının ortasında boşaltma gözleri vardır.

    Mesire Yerleri

    Kuzuyayla: Çam, kayın, ıhlamur ağaçları ve rengarenk çiçeklerle çevrilmiş yoldan Kuzu Yaylası’na gelindiğinde temiz havanın, panoramik manzaranın ve vahşi doğanın birbiriyle kaynaştığı görülür. Deniz ve göl manzaralı birkaç dağdan biri olup ayrı bir güzellik taşıyan Keltepe, yaz ve kış faydalanılabilecek bir özelliğe sahiptir.

    Maşukiye: Keltepe eteklerinde bulunan Maşukiye, il sınırları içinde önemli bir mesire yeridir.

    Temiz havası, alabalık çiftlikleri, orman içinden akan çağlayanlarla birlikte kestane, meşe, gürgen, ıhlamur, karaağaç, çınar ve meyve ağaçları arasındaki piknik yerleri, alabalık lokantaları, çiçek seraları ile bir doğa harikasıdır. Cilt ve mide hastalarının yararlandığı şifalı suları bulunmaktadır.

    Soğuksu Piknik Alanı: Merkeze bağlı Bahçecik beldesinde bulunan Soğuksu Piknik alanı, bütün körfezi kapsayan manzarası, temiz havasıyla Kocaeli’nin hemen her yerinden vatandaşların, ağaçlar altında piknik yapmak için akın ettikleri bir mesire yeridir. Bölgeye ismini veren suyun mide rahatsızlıklarına iyi geldiği bilinmektedir. Soğuksu tesislerinde dileyenler için et-mangal, soğuk meşrubat ve çay servisi büfe hizmetleri de verilmektedir.

    Şehitler Korusu: İl merkez ilçe sınırlarında, Bağçeşme mevkiindedir. Antik Çağa ait sur duvarları içinde, körfeze ait manzarası ve temiz havasıyla piknik yapmaya müsait bir düzenleme mevcuttur.

    Başdeğirmen Mesire Alanı: Karamürsel ilçesi, Karapınar Köyü’ne bağlıdır. Bölgeye Karamürsel Jandarma Komutanlığı’nın karşısından çıkan Karapınar yolu takip edildiğinde 8 km. sonra ulaşılmaktadır. Başdeğirmen Mesire Alanı yeşillikler içinde anıtsal çınarların çevrelediği dereler boyunca devam eden sırtlarda doyumsuz manzaralı trekking sahalarına sahiptir. Altmış arabalık otopark alanı ile çocuk oyun sahaları, alabalık ve mangal türlerinin alternatif sunulduğu açık ve kapalı tesislerin yanında su sesiyle dinlenmek için kurulmuş hamaklar da bulunmaktadır.

    Korunan Alanlar

    Beşkayalar Tabiat Parkı

    Ballıkayalar Tabiat Parkı

    Plajlar

    Kerpe: Kandıra’ya 10 km, İzmit’e 50 km uzaklıkta masmavi deniziyle sırtını çam ormanlarına dayamış şirin bir Karadeniz köyüdür. Karadeniz’in hırçın dalgalarının etkilemediği Kerpe, doğal koylara, 150 m.ye kadar sığ bir denize ve eşsiz kumsallara sahiptir.

    Kefken: Kandıra’ya 20 km. uzaklıktaki Kefken kıyı yerleşimleri içinde en gelişmiş olanıdır. Denizi, kumsalları ve çam ormanlarıyla Kerpe gibi vazgeçilemeyecek özelliklere sahiptir. Amatör sualtı avcılarının uğrak yeri olan Kefken Adası’nda vahşi doğayla iç içe sayısız koylar tatilcileri beklemektedir.

    Cebeci (Kandıra’ya 27 km. uzaklıkta) ve Sarısu (Kandıra’ya 8 km. uzaklıkta) Bayramoğlu (Gebze’ye bağlı) kentin diğer plajlarını oluşturur.

    Kaplıcalar ve İçmeler

    Yeniköy Yazlık Ilıcası: İzmit’in Gölcük yolu üzerinden 15 km güneyde Yeniköy sınırları içerisinde bulunan Yazlık Ilıcası denize 3 km. mesafededir. Cilt hastalıklarına iyi gelen sudan 1 m. derinliğindeki, 40 derecelik havuzda yıkanılarak yararlanılmaktadır.

    Maşukiye Şifalı Suyu: Kartepe eteklerindeki Maşukiye yakınlarındaki bu sular fundalıklar arasından çıkmaktadır. Suyun bulunduğu yöre denizden 50 m yüksekliktedir. İki kaynak durumunda olan sular saniyede 0,5 lt çıkmakta olup sıcaklıkları 20 derecedir. Cilt ve mide hastalıklarına iyi gelmektedir.

    Soğuksu Şifalı Suyu: Merkeze bağlı Bahçecik beldesinde bulunan Soğuksu Şifalı Suyu, bölgeye ismini vermiş olup, mide rahatsızlıklarına iyi geldiği bilinmektedir.

    Darıca – Bayramoğlu Kuş Cenneti: İstanbul’a 38 km. mesafede bulunan 140.000m² alana sahip Darıca Kuş Cenneti ve Temalı Parkı, kuş türleri açısından dünyada benzeri olmayan bir parktır. Hayvanat bahçesinde 350 çeşit hayvan ve 250′nin üzerinde bitki çeşitleri, tropik merkez akvaryum, botanik bahçeleri ile çocuk oyun alanları ve kafeteryası ile bütün oluşturmaktadır. Ayrıca Sapanca Gölü Kuş Alanıda Kocaeli’de bulunmaktadır.

    COĞRAFYA

    Kocaeli, kuzeyde Karadeniz, güneyde Bursa, batı ve kuzeybatıda İstanbul, doğuda Sakarya illeriyle çevrilidir. Kuzeyde Kocaeli Platosu, üzerinde az sayıda tepe vardır. Dağlar Kocaeli ili topraklarının yüzde 18.8′ini kaplar. İlin kuzey kesiminde tek tek kütleler halinde tepeler, güney kesiminde ise Samanlı Dağları yer alır.

    Kocaeli sınırları içinde bulunan tek önemli göl, Sapanca’dır. Ancak Sapanca Gölünün büyük bölümü Sakarya ili sınırları içinde kalır.

    Genel anlamda Karadeniz ile Akdeniz ikliminin kesiştiği bir iklim tipi bölgede egemendir. Yazlar sıcak ve az yağışlı, kışlar yağışlı ve Türkiye’nin pek çok yöresine oranla ılık geçer. İlin kuzey kesimlerinde Karadeniz kıyılarında yaşanan yaz mevsimi, ilin güney bölümlerinde yaşanan yaza oranla daha serindir.

    TARİHÇE

    Asya–Avrupa yolu üzerinde olması nedeniyle Avrupa’dan gelen kavimlerin bir kısmı kısa bir süre bu bölgede kalmışlar veya uzun bir süre bölgeye yerleşmişlerdir. M.Ö. 712’de Megaralı kolonistler İzmit Körfezi’nin karşısında, Başiskele’de Astakos adıyla bilinen yerleşimi ele geçirmiş ve bir koloni şehri kurmuşlardır. M.Ö. 500 – 435 tarihleri arasında adına sikke bastıran şehir, M.Ö. 435’de Atina’nın eline geçmiştir. M.Ö. 297’de Bithynia Kralı Zipoites şehri alarak tahrip etmiştir. M.Ö. 262 yılında Bithynia Kralı I. Nikomedes, bu harap şehrin üstüne bugünkü İzmit’in bulunduğu yere Nikomedia şehrini kurmuştur.

    I. Nikomedes zamanında saraylar, mabetler inşa edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyıla kadar gelişmeye devam eden kent, bu yüzyılda Pontus Kralı Mithridates ile Roma arasındaki savaş sırasında çok zarar görmüş, III. Nikomedes tarafından M.Ö. 74’de vasiyet yoluyla Roma’ya bırakılmıştır. M.S. 2. yüzyılda birçok Anadolu kenti gibi Nikomedia da çok gelişmiştir. Hadrianus, Septimus Severius, Caracalla ve III. Gordianus’un kenti ziyaret ettikleri bilinmektedir.

    Got ve Part saldırılarından zarar gören şehir daha sonra tekrar onarıldıysa da Sasaniler ve Araplar tarafından saldırıya uğramıştır. 11. yüzyıl sonlarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından Selçuklu topraklarına katılmıştır. Osman Gazi zamanında da Osmanlıların eline geçmiştir.

    NE YENİR?

    Yöredeki kültürel çeşitlilik besleme biçimlerine de yansımıştır. Sebze ve meyve tüketimi oldukça fazladır. Kiraz, vişne, elma ve şeftali üretimi oldukça yaygındır. Yarımca kirazı, Değirmendere fındığı ünlüdür. Cizleme, kıvırma ve hoşmerim yöreye özgü başlıca yemeklerdir. Pişmaniye Kocaeli’ne özgü bir tatlı çeşididir.

    Kocaeli’den Yemek Tarifleri

    Hoşmerim

    Malzemeler:

    500 gr tuzsuz yağlı peynir

    2 yumurta sarısı

    1 su bardağı un

    1 yemek kaşığı margarin

    750 gr toz şeker

    Hazırlanışı: Peynir bir gece dışarıda bekleterek ekşimesi sağlanır. İçine yumurta sarısı eklenerek elle karıştırılır. Bu karışım bir tencereye alınır ve yağ ilave edilerek karıştırmaya devam edilir. Bir yandan da un azar azar serpilir. Karışım koyu kıvama geldiğinde şeker ilave edilir, karıştırarak 10 dakika kaynatılır. İsteğe göre üzerine hindistancevizi veya dövülmüş ceviz serperek servis edilir.

    NE ALINIR?

    Hereke İpek Halısı (Hereke-Körfez), pişmaniye ve Saray Helvası ve Karamürsel Sepeti kentten alınabilecek hediyelik eşyalardır.

    Kayser Wilhelm Köşkünün arkasında bulunan Hereke Halı Fabrikası, 1843 yılından günümüze kadar geçen bir asır içinde ürettiği ipek ve yünlü halılarıyla dünya halıcılık literatürüne girmiştir. Hereke halıları, Anadolu geleneksel halıcılığının yüzyılımızdaki sentezidir. Bugün Yıldız Sarayı’nda bulunan dünyanın en büyük halısının üretildiği Hereke tezgahları ülkemizde ve Dünyada ipek halı dokumacılığı konusunda çok önemli bir konumda bulunmaktadır.


  • Kırşehir İli Tarihi ve Kırşehir Şehri Hakkında Bilgiler

    Kırşehir 1867 yılında bucak, 1869 yılında ilçe, 1870 yılında sancak olmuş, Avanos, Keskin ve Mecidiye (Çiçekdağı) ilçeleri Kırşehir’e bağlanmıştır. 1921 yılında bağımsız mutasarrıflık, 1924 yılında il olan Kırşehir’e Avanos, Çiçekdağı, Hacıbektaş, Mucur ilçeleri bağlanmıştır. 1944 yılında ilçe olan Kaman, Kırşehir’e bağlanmıştır.

    20 Temmuz 1954 tarihinde Başbakan Adnan Menderes’in siyasi rakibi Osman Bölükbaşı’nın memleketi olan Kırşehir’den her seçimde tulum çıkarmasından duyduğu kırgınlık hissinden kaynaklanan bir politik karşı hamle olarak, Nevşehir il, Kırşehir de Nevşehir iline bağlı bir ilçe haline getirilmiş Çiçekdağı ilçesi Yozgat’a, Kaman Ankara’ya, Hacıbektaş, Mucur ve Avanos da Nevşehir’e bağlanmıştır.

    Bu şekide Adnan Menderes’in gazabına uğrayan Kırşehir 1 Temmuz 1957′de tekrar il haline getirilmiş, yeni ile Yozgat’ın Çiçekdağı, Ankara’nın Kaman ve Nevşehir’in Mucur ilçeleri bağlanmıştır.
    Kırşehir tarihi, Hititler dönemi ile anılmaya başlar. Fakat, ilin adının o zaman ne olduğu henüz bilinmemektedir. İlin bir ara Aquae Saravenas (Akova – Saravena) adıyla (M.Ö. 2.yy.) bilindiği anlaşılmıştır. Önceleri Makissos (Macissus) adıyla anılan kent, İmparator I. Jüstinianos devrinde (527-568) yeniden kurulmuş ve Jüstinianopolis diye anılmaya başlamıştır.

    Uçsuz bucaksız kırın ortasında yükselen bu kente Türkler “Kır şehri” adını vermişlerdir. Kır şehri zamanla halk dilinde “Kırşehir” oldu. Bu gün bile bazı köylerinde yaşayan halk, burasını Kır şehri diye anar. Kırşehir ismi Türkçe’dir. Bir rivayete göre de Timur’un Anadolu’ya gelişinde kendisine karşı koyan burada yaşayan halkı göstererek “kırın şehri” dediği, daha sonra bunun Kır şehri olarak değiştiği ve bu günkü ismini aldığı da söylenmektedir.

    İlçeler
    * Kırşehir merkez
    * Akçakent
    * Akpınar
    * Boztepe
    * Çiçekdağı
    * Kaman
    * Mucur

    İklim
    Kırşehir’de, kışları soğuk ve kar yağışlı, yazları sıcak ve kurak geçen karasal iklim görülür. Thorntwait’in iklim tasnifine göre, Kırşehir yarı kurak iklim özelliğine sahiptir. İldeki yıllık sıcaklık ortalaması 11.3°C, yıllık yağış miktarı ise 400 mm.’den azdır.

    Sıcaklık
    İldeki dağlık ve ovalık alanlar arasında yıllık ortalama sıcaklık farkı fazla değildir. İlçeler arasındaki sıcaklık farkı 1°C civarındadır. Merkez ilçede yıllık ortalama sıcaklık 11,3°C iken, Kaman’da 10.9°C, Çiçekdağ’da ise 12,2°C. Kırşehir’in çevre illerle olan sıcaklık farkı yine 1°C dolayındadır. Ankara’da 11,7°C, Nevşehir’de 10,9°C, Yozgat’ta 9,0°C

    Yağış
    Kırşehir’deki yıllık yağış ortalaması, 350-400 mm. arasında değişir. Merkez ilçede 62 yıllık verilere göre yıllık yağış miktarı 378,1 mm. dir. Yıllık yağış miktarı Kaman’da 455 mm., Çiçekdağ’da ise, 322 mm. olarak ölçülmüştür. Kırşehir’e komşu il merkezlerinin yıllık yağış miktarlarının; Ankara’da 377,7 mm., Nevşehir’de 388 mm., Yozgat’ta ise 539 mm. olduğu görülmektedir.

    TARİHİ

    Kırşehir ilinin bulunduğu topraklar, tarihte Anadolu’da ilk siyasi birliği kuran Hititlerin toprakları içinde bulunuyordu. Hititlerin iç savaş ve iktidar kavgaları ile dağılıp yıkılmasından sonra bu topraklara Asurlular hakim olmuştur. Persler MÖ. 6. asırda bu bölgeyi istila etmişlerdir. MÖ. 4. asırda Makedonya kralı İskender Persleri yenmiş,Anadolu ve İran’ı istila ederek Makedonya devletine katmıştır.

    İskender’in ölümü ile bu bölge (Asya) Selevkos Devleti’nin nüfusunda kalmış ise de aslen bu bölge Kapadokya Krallığının olmuştur. Kapadokya Krallığı Roma İmparatorluğunun hakimiyetini tanımış ve bilahare Roma İmparatorluğu Kapadokya Krallığı ile birlikte bu bölgeyi kendine bağlamıştır. MS: 395 senesinde Roma İmparatorluğu Batı ve Doğu olarak ikiye bölününce bütün Anadolu gibi bu bölgede Doğu Roma (Bizans) ın payına düşmüştür.

    1071’den sonra Anadolu toprakları Türklere açılınca, Kırşehir’in Türk tarihine katılma devri başlıyor. Kutalmış oğlu Süleyman Şah, kent ve çevresini Anadolu selçuklular’ına bağlıyor. 1402’de Osmanlı’lar Ankara savaşında, Timur’a yenilince, Kırşehir ve yöresi,

    Karamanlılar’a veriliyor. Çünkü bu savaşta Karamanlı’lar Timur tarafını tutup ona yardım etmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet’in Karamanlı’ları yok etmesinden, Yavuz Sultan Selim’in Dulkadiroğullarını tarihten silmesinden sonra, Kırşehir kesinlikle Osmanlı’ların egemenliğine geçiyor. Celali isyancıları zaman zaman şehre saldırıp yağmalama yapmışlardır.

    Bir ara Selçuklulara bağlı Danişmendoğulları bu bölgede hakim olmuşlar ve 1120’de Selçuklulara bağlı bir vilayet daha sonra Konya Selçukluların bir vilayeti olmuştur. 12. asırın 2. yarısında şehir gelişmiş ve Anadolu’nun bağrın da en büyük ilim ve kültür merkezlerinden biri haline gelmiştir.

    Kırşehir Anadolu da “ahlaki” denen tasavvufi esnaf teşkilatının en mühim merkezlerinden biri olması ile 14. asırda oldukça gelişmiştir. Meşhur Ahi Evran Kırşehir’e yerleşmiş, Mevlevi tarikatı gelişmiş ve büyük mutasavvıf ve Türk şairi Aşık Paşa burada yaşamıştır.Bu asırda müstesna bir kültür ve ilim merkezi olmuştur.

    1.Dünya savaşı bitmiş, Osmanlılar savaşta yenilince savaşın galipleri, Anadolu’yu bölgelere ayırıp, istila etmeye başlamışlardır. Osmanlı sultanları, saltanatlarını sürdürmek için herşeye göz yummuşlardır. Halk durumunda menmun değildir. Bu görüşü savunanların başında Mustafa Kemal Paşa gelmektedir. Ya istiklal, ya ölüm parolasından yola çıkarak; er geç geldikleri gibi gideceklerdir, demektedir.

    Kırşehir bu tarihi yol ayırımında Mustafa Kemal Paşadan yana çıkar. Gerek yiyecek-giyecek, gerek para ve gerekse asker olarak tüm Gücünü Paşa’nın emrine verir. Kurtuluş savaşı sona erdiğinde, Kırşehir’li her aile ya birkaç Şehit vermiştir. Ya da her ailenin birkaç gazisi vardır.

    19. yy ikinci yarısında Kırşehir sancağı Ankara vilayetine bağlandı. Cumhuriyet devrinde il merkezi oldu. 1954’te ilçe merkezi olarak yeni kurulan Nevşehir iline bağlandı ise de 1957 yılında yeniden kurulan Kırşehir iline merkez oldu.

    EKONOMİ

    Kırşehir ilinin ekonomisi tarıma dayanır. Sanayi bakımından en az gelişmiş iller arasındadır. Faal nüfusun %80 i tarım, hayvancılık, ormancılık, avcılık ve balıkçılığa dayanır. Sanayi sektöründe uğraşanlar %7 dır. Göçler sebebiyle nüfus artışı azalmıştır.

    Sanayi: Kırşehir sanayi bakımından en az gelişmiş illerimizden biridir. Başlıca sanayi kuruluşları; PETLAS Lastik Sanayisi A.Ş. Un fabrikaları, üç tuz imalathanesi, matkap ucu üreten Oralsan Makine Tarım Sanayi ve Ticaret AŞ., Süt Endüstri kurumunun peynir ve tereyağı Fabrikası, Meytaş kireç ve tuğla fabrikası, Türktur Turizm ve İnşaat A.Ş. , Yem ve Bulgur Fabrikası,. Kırşehir halı ve seccadeleri çok meşhurdur.

    Geleneksel Sanatlar: İlde halı ve kilim dokumacılığı önemlidir. Sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte dokumacılık il merkezinde önemini yitirirken, ilçe ve köylere kaymıştır. Geçmişte büyük önem taşıyan bakırcılık ortadan kalkmış gibidir. Yörede geleneksel olarak sürdürülen taş işlemeciliği günümüzde gelişerek dış pazara yönelmiştir.

    Bakırcılık: İlin tüm gereksimini karşılayan bakırcılık Uzunçarşı’da sürdürülmektedir.

    Dokumacılık:dokumacılık ilçelerde ve köylerde sürdürülmekte ve halkın geçim kaynaklarında birini oluşturmaktadır.

    Halıcılık: Halıcılık önceleri evler için yapılırdı. Gününüzde Pazar için üretilen halılar, birinci kalite sırt yününden ve çift kat düğüm ile dokunmaktadır.

    Taş işlemeciliği: İl merkezinde yaklaşık 15-20 taş atölyesi bulunmaktadır. Geçmişte buralarda basit ev eşyası yapılırken günümüzde dış pazara yönelik süs eşyası, satranç takımı yapımları başlamıştır.

    Mimarlık: Kırşehir’de mimarlık çok önceleri başlamıştır. Örneğin Kızılırmak’ın kollarının üzerine köprüler kurulmuştur.

    Tarım:Tarım ilin mühim ekonomik kaynağı olup başlıca tarım ürünleri şunlardır; 350 bin ton buğday, 50 bin ton arpa, 20 bin ton çavdar, 20 bin ton mahlut, 2 bin ton fasulye, 1500 ton mercimek, 30 bin ton patates, 50 bin ton şeker pancarı ve 200 ton keten yetişir. Sebzecilik gelişmemiştir. Fakat meyvecilik önemli yer tutar. Alma, armut, erik, ceviz ve üzüm az miktarda da kayısı, kiraz, vişne ve şeftali yetişir. Zerdalisi ve “balbaşı” denilen pekmezi meşhurdur.

    Hayvancılık: Kışların sert ve uzun geçmesi ve bitki örtüsünün cılız olması sebebiyle havancılık ancak 2. derecede bir geçim kaynağıdır. Hayvan kapasitesi 500 bin koyun, 120 bin tiftik keçisi, 10 bin kıl keçisi ve 120 bine yakın sığır, 500 bin kümes hayvanıdır. Deve kuşu üretme çiftlikleri de açılmıştır.

    Ormancılık:Kırşehir ili orman bakımından yoksuldur. 13 bin hektar bozuk baltalık orman alanı ile 10 bin hektara yakın fundalık vardır. Akarsu vadilerinde modern kavakçılık yapılmaktadır. Madenler:Yer altı kaynakları zengin sayılmaz. Maşlıca madenleri; mermer, tuz, maden kömürü ve flüosittir. Oniks mermerleri meşhurdur. Yılda yaklaşık olarak 2500 ton onyx mermer taşı işlenmektedir.

    KIRŞEHİR’İN KÜLTÜREL GELENEĞİ VE ÖZELLİKLERİ
    Yaşama Biçimi: Osmanlı döneminde Ahilik merkezi olan Kırşehir’de toplumsal yaşamda geleneksel ahlaksal değerlerle biçimlenmiştir. 9. yüzyılın ortalarından başlayarak, Ahilik ekonomik ve toplumsal işlevini yitirmiştir. Ancak, üretim ilişkileri pek değişmediği için etkileri süregelmiştir. Ancak dinsel değerlerde günlük yaşamda belirleyici bir yer kazanmıştır. Cumhuriyet sonrasında geleneksel yapı çok az değişime uğramıştır.

    1950’lerde, Kırşehir yaşamında belli bir canlanma görülmüştür. Kente en yakın merkez Ankara, bir dönem “yeni geçim kapası” gibi görülmüştür. Tarımsal alanların sınırlılığı ve verim düşüklüğü kent halkını göçe itmiştir. Nüfus artışıyla bu sorun daha önemli bir boyut kazanmıştır. “ev büyüğü” denen baba saygınlığı sürerken, geniş aile yapısının çözülmesi ilişkilerde sarsıntılar yaratmıştır.1960’larda bu süreç hızlanmış, köyden merkez ve Kaman gibi ilçelere göç yoğunlaşmıştır. Aynı dönemde büyük merkezlere ve yurt dışına işçi göçü başlamış, nüfus dalgalanmaları olmuştur.
    Kente göçenler, tarımsal alandan, küçük üretim yada hizmet sektörüne geçmekte, ilişkiler pek değişime uğramamaktadır. Kentteki en yaygın iş taşçılıktır. Bu yada benzer işlerde usta-çırak ilişkileri egemendir. Ahilik geleneğinin etkisi bu ilişkiyi koruyuculuk – gözeticilik boyutlarına varmaktadır.
    Göçler Kırşehir yaşama biçimini 1980’lerde ekilemeye başlamıştır. İl dışında çalışarak sağlanan parasal birikimler, 1970’lerde kentte yatırama yöneltmiş, kooperatif yada büyük ortaklıklar oluşturulmuştur. Burada da hemşerilik – akrabalık ilişkileri etkilidir. Kent dışındakiler de bu tür bağlarını korumaktadırlar.

    Giyim-Kuşam : kır-kent ayrımı giysilerde belirgindir. Merkezlerdeki kadın giyiminde moda ve pazar, kırsal kesimlerde çalışma koşullarda ve gelenekler etkili olmaktadır. Erkek giyiminde ayrılık daha azadır. Yüksek gelir grubu ve memur çevrelerinde büyük merkezlerdeki giyim biçimine özenme görülürken kent genelinde günlük ve yabanlık giysi ayırtına pek rastlanmaz.

    Beslenme Biçimleri: İlin tarımsal ürünleri beslenmenin de temelini oluşturur. Beslenme hamurlu yiyeceklere, et ve süt ürünlerine dayanmaktadır. Kırsal kesimlerde tüketime yönelik fasulye, domates, biber, patlıcan gibi sebzelerde yetiştirilir. Bağcılığın eski önemini yitirmesine karşın üzüm, kayısı, dut gibi meyveler yöre beslenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Erişte, salça, pekmez gibi yiyecekler giderek yerini Pazar ürünlerine bırakmaktadır.

    Erik, zerdali, kayısı ve elma kurularına yörede “kak” denir. Elma dışındakiler güneşte kurutulur, kışları çerez olarak yenir yada hoşaf yapılır. Elma, armut ve üzümün “kışlık” denilen özel çeşitleri de yetiştirilmektedir. Üzüm ve armut “hevenk” yöntemiyle kurutulmaktadır; meyveler saplarıyla toplanıp bir gün güneşte bekletilir. Saplar yumuşadıktan sonra kalınca iplere dizilerek kiler yada mahzenlerde tavanlara asılır, saklanır. Meyve kurularından nohutlu tatlıda yapılmaktadır. “haside” denilen zerdali yağlaması, yöreye özgü tatlılardandır.
    Ayrıca üzüm, armut, elma gibi meyvelerden pekmez yapılmaktadır. Pazara yönelik üretime dönüştükten sonra, Kırşehir bölgesinin pekmez üretimi merkezlerinden biri olmuştur. Pekmezden evlerde “köftür” denen yiyeceklerde yapılmaktadır. Taze pekmez un karıştırarak pişirilir. Pelte kıvamına gelince büyük tepsilerde soğumaya bırakılır. Soğuyup sertleşince baklava biçiminde kesilir. Bozulmasını önlemek için nemsiz yerde saklanır. Yine pekmezle “kedi batmaz” denen bir tür tatlı yapılır. Kuru yufka ufalanarak bir kaba konulur üzerine sıcak pekmez dökülür, soğuyunca yenir.
    Yörenin en yaygın et yemeği tavuk yada hindi etinden yapılan “çullama” dır. Yağ ve unla pişirilen göğüs eti tavuk suyuyla muhallebi kıvamına gelinceye kadar kaynatılır. Pirzola türü etler küllenmiş ateşte pişirilir. Buna “söğürme” denmektedir. Süt ürünlerinden yağ, ayran vb. şekilde yararlanılmaktadır.

    YEMEK ÇEŞİTLERİ
    Tandırda Çömlek paça : Koyun veya kuzunun baş ve ayakları, tüyleri temizlendikten sonra parçalanır. Bir çömlek içine sarımsak ve su ilave edilerek baş ve ayaklar konur. Çömleğin ağzı bağlanarak közlü bir tandırın içine gömülür. Piştikten sonra üzerine limon sıkılır ve servis yapılır.
    Keşkef: Döğülmüş buğday birkaç gün ıslatılır. Kabarınca ezilir. İnce lif haline getirilip yağ ve etle muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirilir. Üzerine salçalı yağ dökülerek servis yapılır.
    Çömlekte Kuru Fasulye : Kuru fasulye haşlanarak suyu süzülür. Kuşbaşı et biraz pişirildikten sonra üzerine salça yağ, soğan ve tuz ilave edilir. Haşlanmış fasulye ve etler ile içinde sıcak su bulunan bir çömleğin ağzı kapatılarak köz halinde bulunan tandırın içine konur. İki saat kadar piştikten sonra tandırdan çıkartılarak servis yapılır.
    Mantı (Kesme Mantı) : Una yumurta katılarak hamur yapılır. Tuz ilave edilir. Hamur yuvarlak bezi yapılır. Oklava veya merdane ile açılır. Hafif kurumaya bırakılır. Açılmış olan ve biraz kuruyan hamur üstüne konup ince dilimler halinde kesilir. Kesilen mantılar kurutulur. Pişirmesi ise makarna gibi olur. Suyu kaynatılır ve biraz tuz atılır. Mantı kaynayan suda haşlanır. Ve suyu süzülür. Önceden hazırlanan sarımsaklı yoğurt ile iyice karıştırılır. Sonra bir başka kapta üzerinin sosu hazırlanır. Sos yağ, bolca, domates, biber, kıyma ile yapılır. Sosa karabiber, pul biber, maydanoz eklenir. Sarımsaklı yoğurt ile karıştırılmış mantının yine üzerine sos dökülerek servise hazır hale getirilir.
    Yoğurt Çorbası : Yarma denilen döğme buğdayla yeşil mercimek, biraz haşlanmış nohut güzelce yıkanır. Süzme yoğurt ile bunlar iyice karıştırılır. İçine bir yumurta kırılır. İki kaşık kadar un katılır. Çok az ayçiçek yağı damlatılır. Mevsimine göre içine yaş veya kuru nane katılır. Bunlar iyice karıştırılır. Biraz su ilave edilir. Kaynayıncaya kadar karıştırılır. Devamlı karıştırılmazsa çorba kesilebilir. Çorba ateşe konunca içine patates, yeşil biber, patlıcan atılır. İlkbaharda temizlenmiş kenger atılır. Çorba piştikten sonra başka bir kapta kuru nane ile yağ hafif kavrulup çorbanın üzerine dökülür. Çorba servise hazırdır.
    Gendeme (Kemikli et) : yarım kilo kuş başı et tencereye konulur. Suyu çekilinceye kadar ateşte pişirilerek, soğan doğranır. Biraz yağ ilave edilerek, pişinceye kadar beklenir, daha sonra domatesi ve biberi ilave edilip çok miktarda su konur. Yarım kilo yarma ilave edilirse 2 kilogram su konur. Tuz ilave edilip yarma dağılacak duruma gelinceye kadar pişirilerek servise hazır hale getirilir.
    Pelte : ½ kg un, 250 gr. Tereyağı, 250 gr pekmez. Un yağ ile pembeleşinceye kadar kavrulur. Biraz su ile pekmez ilave edilir. Karıştırılarak suyu çekilinceye kadar pişirilir. Biraz tuz ilave edilip ateşten indirilir. Tabaklara konduktan sonra üzerine tereyağı eritilerek dökülür.
    Ekmek yapımı
    İnançlar Ve Töresel Yapı: Osmanlı döneminde toplumsal yapıyı biçimlendiren dinsel ahlaksal değerlerle Ahilik gibi iş örgütlenmeleri, Cumhuriyet sonrasındaki inançlar ve töresel yapıyı da etkilemiştir. Geleneksel ilişki ve değerler kent yaşamındaki önemi büyük ölçüde korumaktadır.
    Dinsel Yapı Ve Boş İnançlar : Tekke ve dergahlar çeşitli dinsel yolların eğitim alanı olmuştur. Kapanışlardan sonrada bunların kent yaşamındaki etkileri sürmüştür. Bektaşilik, yaygın inanma kaynağıdır. 1937’de Kırşehir ve dolaylarında oturan Alevi köylüleri, çocuklarını Hacıbektaş Çelebilerine tekke için adak verirlerdi. Din uluları, ermişler ve kahramanların olduğu söylenen birçok gömüt, yada türbe adak ve ziyaret yeridir. Şeyh Süleyman Veli, Ahi Evran-ı Veli, Karakurt Baba, Aşık Baba türbeleri bunlardandır.

    Evlenme Gelenekleri : Yöre evlenmelerinde görücülük, başlık, gelinlik etme, çokeşlilik gibi geleneksel yöntemler geçerlidir. “gelinlik etmede” yeni gelinler belirli bir süre büyüklerinin yanında konuşmaz, kaş göz işaretleriyle yada fısıldayarak anlaşırlar, sofraya oturmazlar. Merkezlerde bırakılan bu gelenek kırsal kesimlerde geçerliliğini korumaktadır. Gelin belli bir süre doğurmazsa (1-2 yıl) kocası yeniden evlenmeye hak kazanır. Özellikle kırsal kesimlerde doğal olan bu durumlarda gelinde görümcelere katılır. Kocasına yeni bir eş arar. Yakın köylerden beğenilen 14-15 yaşlarındaki yeni eşe “ferik” denir.
    Evlenme çağında oğlu olanlar için nişan, düğün törenleri, hamamlar kız beğenilecek yer arasındadır. Mucur’da ise bu amaçla ilkbahar, yaz aylarında “köme” denilen kır gezisine çıkılır. Buralarda beğenilen kızlar, bir bahaneyle oğlana da gösterilip, görüşü alındıktan sonra görücü gidilir.
    İlk görüşmeden sonra ailenin yada çevrenin saygınlarından birkaç dünür gider. Kız istemede tekerlemeye dönüşmüş şu sözler kullanılır. “ Yedik içtik, ölçüp biçtik, gelene niye geldin denilmez, Allah’ın emrine hiç karşı gelinmez, bizim buraya gelişimizin bir maksadı vardı, kerimenizi Allah’ın emri peygamberin kavliyle bizim mahduma istemeye geldik. Sen bu işe ne dersin?” Kız babası ya da evin büyüklerinden biri de danışıp görüşmek için zaman ister. Kimi yörelerde yanıt olumsuz olursa kızın evde kalması için, evin bir yerine çivi çakılarak büyü yoluna baş vurulduğu da görülür.
    “küçük şerbet” denen söz kesiminde şerbetler içildikten sonra kolye yada altın takılır. Buna “bellilik etme” denir. Başlık kesilir. Ailenin durumu uygunsa “iki başın görülmesi” yoluna gidilir. Başlık alınmaz kız evinin tüm harcamaları nişan ve düğünde alacağı eşya ve takı, erkek evince karşılanır. Kırsal kesimde iki başın görülmesi yanında başlık alındığı da görülmektedir. Başlık kararlaştırıldıktan sonra kız evince konuklara ağız denilen şeker, lokum yada şerbet sunulur.
    Nişan kimi zaman 2 aile arasında yapılır.Evlerdeki takı ve yüzük takma işlemine “küçük nişan” denir. Ev dışında “okuntu yeri” denen konuklarında çağrıldığı nişanlar merkezlerde salonlarda yapılır. Nişanlılık döneminde bayramlarda geline armağanlar götürülür. Bu genellikle boyalı koçtur. Gelinin anasından yada kendisinden armağan alınmadan koç verilmez.
    Kiralanan bir okuyucu kadın konu komşuyu düğüne çağırır. Düğünler genellikle perşembe günü başlar, Pazar günü biter. Düğün evinin belli olması için çatıya bayrak dikilir. Köylerde bayrak direğinin ucuna soğan ve elma takılmaktadır. Kırşehir düğünlerinde davul zurna yanında genellikle köçekte olur. Kadın kılığına girerek keman, saz ve def eşliğinde oynayan erkeğe köçek denirdi. Kentin Bağbaşı mahallesinden tutulan köçeklerle çalgıcılar bir ekip oluşturur. Cuma günü öğleden önce gelin, öğleden sonrada güvey hamamı yapılır. Cumartesi öğle üzeri de kız evi, komşularıyla birlikte düğün evine “hayırlı olsun a” gider, yemek yenir. Düğün evinin erkek konukları da onları izler, davul zurna eşliğinde kız evine gidilir, 2 saat kalınır. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Bu törende kına yakılmaz, gelinin yeni giysileri konuklara gösterilir.
    Köçekler kadınların önünde oynar, gelin bahşiş verir, orada bulunanlarda alınlarına para yapıştırır. Gelin, kınacı kızlara akşam yemeği verdikten sonra akşam kınasına geçilir. Konuklar toplanır. Gece köçeklerin oyunu ile başlar. Gelin yeniden giyinir. Kına bir tepsi içinde kırılırken “kına özenmiyor” diye bir söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır. Önde tefçi kadın, arkada gelin, onun ardından da mumlar, kına tepsisini taşıyan kızlar kına türküleri söyleyerek konukların bulunduğu odaya girer.
    Gelin kaynanası armağan verdikten sonra avucunu açar ve kınası yakılır. Eli sarılmadan önce evin bir duvarına basarak iz bırakılır. Sonra konuklara çerez dağıtılır. Tef eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır.
    Kimi yörelerde kına gecesi dağıldıktan sonra ana-kız ağıtı yakılır.Yüzü tülbentle örtülen gelin ortaya oturtulur.Anası kız kardeşleri ve akrabaları “sen bana dert arkadaşıydın, seninle dertleştim. İşlerime şimdi kim bakacak? Hasta olsam sen bakardın bana şimdi kim bakacak?” gibi sözlerle onu ağlatırlar. Aynı gece kız evinin delikanlıları, oğlan evine baskın yapar. Buna “kayın gitme” denir. Masalar kurulur. “dokuz butlu tavuk” istenir, içkiler içilir. Sabaha doğru “dan pilavı” denilen tavuklu pilav yenildikten sonra herkes dağılır.
    Sabah gelin adayı hazırlanırken gelin bir odaya kapatılır. Yakınlarına “gardaş – emmi dayı yolu” gibi armağanlar alındıktan sonra dışarı çıkılır. Babası gelini kayınbabasına teslim eder. O da “ yengesi”denen gelinin arkadaşı yada akrabalarından biriyle gelin arabasına bindirilir. Geçmişte atlı araba, fayton yada yalnız atlılardan oluşan gelin alayının yerini günümüzde otobüs ve minibüsler almıştır. Köylerde alay gömütlük, ziyaret yeri gibi kutsal yerlerden geçerek, kentte tüm çevreyi dolaşarak düğün evine gelinir.
    Arabanın sürücüsü güveyden bahşiş almadan gelinin indirilmesine izin vermez. Güvey gelini koltuğunun altına alarak eve girer. Eşikte cebindeki bozuk paraları ve çerezleri gelinin başına saçar.
    O akşam komşulardan 5-10 genç “güvey başı” yemeğine çağrılır. Hoca dua okuyarak gelin ve güveyi odalarına götüreceği sırada gençler güveyi bir odaya kapatır. Tavuk baklava gibi armağanlar almadan bırakmazlar. Güvey kurtulunca dini nikah kıyılır.

    Doğum Ve Çocukla İlgili Gelenekler : İlde çok çocukluluk yaygındır. Aileler daha çok erkek çocuk ister. Bu amaçla gelin eve girer girmez kucağına erkek çocuk verilir. Gebelik döneminde erkek çocuk için hazırlık yapılır. Kadının erkek doğurması ona saygınlık yaratır. Kız doğuranlar için kullanılan “oğlan doğurmuş gibi ne yatıyorsun” sözü yörede tekerlemeye dönüşmüştür.
    Sancılar başlayınca gebeye şerbet içirilir, boyuna ayet yada Kuran takılır. Kırsal kesimlerde genelde doğumlar ebesiz olur. Doğumdan 3 ezan geçtikten sonra bebek gürbüz olsun diye, ailede en iştahlı birinin yardımıyla emzirilir. Aynı amaçla çocuğun boyuna tereyağı sürülür.
    Yıkanıp kundaklanan bebeğin baş ucuna nazar değmesin, al basmasın diye Muska ve kuran asılır. Yastığı yanına sarımsak soğan ve yumurta konur. Çocuğun rahatlaması için altına elenmiş toprak konur.
    Sabahleyin çocuk uyanınca büyükler toplanır ad koyma töreni yapılır. Ailenin en yaşlısı çocuğu kucağına alarak kulağına ezan okur. 3 kez adını söyler 40 gün dolmadan dışarı çıkarılmayan bebek kırkından sonra komşulara gezmeye götürülür. Buna “40 kovalama” denir.
    Erkek çocuklarında sünnet dönemi 6 haftalıktan başlar. Sünnet düğünü ve kirvelik gelenekleri yaygındır. Kırsal kesimde yemek ve eğlenceyle yapılırken, merkezde fayton yada taksiyle sünnet çocuğu ve arkadaşlarının çevrede gezdirilmesi, hamama götürülmesi gelenekler arasındadır.
    Ömrünün kısalığı düşüncesiyle çocuk 1 yaşına gelmeden saçı kesilmez. Dişi çıktığında ilkin kimsenin duyup görmemesine çalışılır. Ana evin büyüklerinden birine “şunun dişi çıkmış mı?” diye sorar. O da çocuğun azına bakarak dişinin çıktığını söyler. Armağan verir.

    Geleneksel Şenlikler : Kırşehir’de yakın zamana değin gençler arasında muhabbet toplantıları sürmekteydi. Özellikle Kayabaşı gençleri belli aralıklarla, yatsı namazından sonra bir yerde toplanırlardı. Muhabbet, çevreden gizli tutulurdu. Şenliğin başkanı, düzenleyicisi efe olmakla birlikte yönetici durumundaydı. Efe köşede mindere oturur, gençler yaş saygınlık sırasına göre onun yanında otururlardı. Sofra düzeniyle, içkilerle ve çalgılarla saki ilgilenirdi. Muhabbet peşrevle açılır, divan koşma ve semailerle sürerdi. Yöresel türküler söylenip oyunlar oynanırdı. Sabaha karşı dağılan muhabbetlerde, ağırbaşlılık ve dürüstlük temel esastı.
    Köylerde sürdürülen şenlik türü geleneklerden biride “ kış yarısı gezmeleridir ”
    genellikle mart ortalarında yapılır. Gençlerden biri ayı postuna bürünür. Buna ayı donatma denir. Kuyruğuna çan takılır. Zil takılarak ev ev gezdirilerek oynatılır. Ev sahibi onun gönlünü almak için para, yağ, pekmez, üzüm verir.

    KIRŞEHİR’İN AKARSULARI

    Kırşehir ili asıl olarak Kızılırmak ve onun önemli kollarından biri olan Delice ırmağın havzaları üzerinde bulunmaktadır. Ayrıca il topraklarının küçük bir bölümü de kapalı havza durumundadır

    KIZILIRMAK:İç Anadolu’nun kuzeydoğusunda Kızıldağ dan doğan Kızılırmak, Sivas, Kayseri, Nevşehir ve Kırşehir’i geçtikten sonra, kuzeybatıya döner ve Kırşehir kentinin 17 km. güneyinden geçerek akışını sürdürür.
    Ülkenin akarsularında olduğu gibi Kızılırmak’ın da akış rejimi çok düzensizdir. Havzaya yaz mevsiminde yeterince yağış düşmez. Buharlaşmanın çokluğu yüzünden ırmağın suyu bu mevsimde azalır. Kış aylarında ise Kızılırmak havzasının orta ve yukarı kesimlerinde yağılar kar şeklinde olduğundan su düzeyinde önemli bir yükselme görülmez.
    Kırşehir’e girmeden önce Gülşehir yöresinde ırmağın ortalama debisi 85.167 metre küp/saniye olarak saptanmıştır. Akarsu üzerinde yapılmış olan Hirfanlı ve kesik köprü barajları il sınırları içinde bulunmaktadır.

    Kırşehir-Kılıçözü Deresi: Baran Dağının kuzey yamaçlarından kaynaklanan Kırşehir-Kılıçözü deresi önce kuzeye akar sonra güneye doğru genişçe bir yay çizerek Çoğun, Kırşehir ve Güzleri geçerek Kızılırmak’a katılır. Uzunluğu yaklaşık 80 km olan akarsu Coğun’a dek Araözü Deresi adıyla anılır. Çoğun ile Kızılırmak’a karıştığı taka yöresi arasında, batıdan İğdeli öz ve Salgösteren, doğudanda baş deresiyle Büyük Dereyi alır.

    Kırşehir-Kılıçözü deresinin sularında geniş ölçüde sulamada yararlanılmaktadır. 1960’ların 2. yarısında devlet su işlerince yürütülen yoğun çalışmalarla akarsu üzerinde Çoğun Barajı ile İğdeliöz, Kılıçözü ve Güzler sulama regülatörleri yapılmıştır. Akarsuyun su rejimi düzensizdir. Kurak yaz aylarında suyu önemli ölçüde azalır. Kış ve bahar aylarında ise, sağanak yağışlardan sonra taşmaktadır.
    23-24 Ocak 1966 tarihinde şiddetli yağmurlar ve eriyen karlarla kabaran akarsu taşmış, vadi tabanlarında tarım alanları sular altında kalmış, ayrıca Kırşehir kentinde 41 yapı ağır zarar görmüştür.

    Delice ırmak: Kızılırmak’ın önemli bir kolu olan Delice ırmak Yozgat’taki plato ve dağların güney yamaçlarından 3 kol halinde başlar. Bu küçük kolların birleşmesiyle ırmağa dönüşen akarsu, Yerköy ilçesinden sonra, Yozgat-Kırşehir sınırını oluşturacak şekilde kuzeybatı yönünde akar. Gölcük bucağının batısında il toprakları dışına çıkan delice ırmak, Çorum il alanında kuzeye döner Kızılırmak’a karışır.
    Uzun ve kurak geçen yaz aylarında şiddetli yağışlar ve eriyen karlarla kabarmaktadır. Delice ırmak’ın ortalama debisi Yerköy’de 27.233 metre 3 /saniye olarak ölçülmüştür.

    Kaman-Kılıçözü deresi: Kaman ilçe alanından çok sayıda kol halinde başlayan Kaman-Kılıçözü deresi kırık fay hattı boyunca kuzey yönünde akar. Uzunluğu yaklaşık 150 km olan akarsu Karaova bucağının batısında ilin kuzey bölümünde yer alan dağ ve platoların sularını toplayan Malaközü deresini alır. İlin Ankara ile sınırını oluşturacak şekilde akan Kaman-Kılıç özü deresi, Ocakbaşı Bucağında il sınırları dışına çıkar. Daha sonra doğuya yönelerek. Ankara-Yozgat sınırında Delice ırmak’a karışır.

    Kırşehir’de bu akarsuların dışında Seyfe Gölüne akan çok sayıda küçük derecik ile kuzeyde Delice ırmak’a güneyde Kızılırmak’a dökülen dere ve çaylar vardır. Yaz aylarında bu dere ve çayların büyük çoğunluğu kurur.

    Seyfe Gölü Kapalı Havzası: Kızılırmak havzasından başka, ilde tarımsal açıdan önem taşıyan bir de kapalı havza bulunmaktadır.
    İl alanının kuzey-güneybatı doğrultusunda ortadan bölen dağlar ile güneydoğu yönünde uzanan Kervansaray Dağlarının çizdiği üçgen içinde kalan Seyfe Gölü kapalı havzası 3. zamanda bir neojen gölü durumundaydı. Daha sonra tektonik hareketler sonucu sular çekilmiştir. Çevre dağlardan dar ve derin vadiler açarak inen akarsularla taşınan maddeler suların çekilmesiyle açığa çıkan neojen göl tortularının üzerine yığılmış ve kalın bir alüvyon toprak tabakası oluşmuştur. Seyfe gölü havzadaki bu neojen gölünün bir havzasıdır. Göl havzada, orta büyüklükte bir su yüzeyi oluşturmaktadır. Gölün çevresinde, ilin ova niteliği taşıyan en geniş tarım toprakları yayılmaktadır.

    VADİLER

    Yapısında karstik oluşmalar egemen olan Kırşehir platosunda vadiler çok önemlidir. Yumuşak ve aşınması kolay olan topraklarda akarsular derin yarıklar açmıştır. Seyfe Gölü çöküntü alanına açılanlar ve kırık fay hattına yerleşmiş olanlar dışında vadiler genellikle dar ve diktir. Bu nedenle tabanları, ova yada geniş tarım düzlükleri oluşturacak denli geniş değildir.

    Kızılırmak Vadisi: Ülkenin en uzun ve en önemli vadisi olan Kızılırmak vadisi iç Anadolu’da geniş bir yay çizdikten sonra kuzeye yönelerek Karadeniz’e dek uzanır. Kırşehir ili bu yayın iç kesiminde yer alır. Kayseri’nin kuzeyinde başlayan Kızılırmak vadisi Nevşehir ilinin ortasından geçer. Sonra Kırşehir’in güneyinden geçip Ankara il alanına sokulan vadi Orta Anadolu’nun düşük yükseltili platolarında geniş bir koridor oluşturur. Yürücek’in doğusundan il alanına giren vadi, Ecikağıl dan sonra Ankara – Kırşehir sınırını oluşturacak şekilde Ağapınar yöresine dek uzanır. Türkiye’nin en önemli barajlarından olan Hirfanlı ve Kesikköprü, Kızılırmak Vadisi’nin bu kesiminde yapılmıştır.

    Kırşehir-Kılıçözü vadisi:Kuzeybatı güneydoğu doğrultulu fay hattı boyunca uzanan Kırşehir-Kılıçözü vadisi, Baran Dağının kuzey yamaçlarından başlar, Sofulara dek kuzey yönünde uzanan vadi, buradan sonra önce doğuya sonra güneye dönerek Çuğun’a dek gelir. Aynı yönde uzanan vadi Kırşehir kenti ve güzleri geçtikten sonra Kızılırmak vadisine açılır

    Kırşehir-Kılıçözü vadisi, çoğuna dek dar ve diktir. Çuğun’dan başlayarak genişleyen vadi tabanı, Kızılırmak vadisine dek sürer. Geniş vadi tabanının ortasından akan akarsu yatağını doğusunda ve batısında, taşınma yoluyla oluşmuş önemli tarım alanları sıralanmaktadır. Çoğunda vadinin daraldığı bir noktada kurulan Çoğun barajı ve Güzler regülatörü aracılığıyla sulanan bu topraklar ilin en önemli tarım alanları durumundadır

    Ovalar

    Çoğun Ovası: Çoğun barajının yapılmasından sonra, barajdan sulanan ve vadi tabanlarında Merkez ilçeye dek yaklaşık 17-18 km uz<anan topraklar, Çoğun ovası adıyla anılmaya başlamıştır. Akarsuyun taşıdığı maddelerin birikmesiyle oluşan ovanın yüzölçümü 2.500 hektara yaklaşmaktadır. Karasal iklim özellikleri nedeniyle, bitkisel ürün çeşidi pek olmayan Kırşehir’de bu toprakların modern sulamaya açılmasıyla sanayi bitkileri ve meyve üretimi artmış ilin tarımsal geliri yükselmiştir.

    Güzler ovası: Merkez ilçenin güneyinde Kırşehir-Kılıçözü deresi üzerine Güzler sulama regülatörünün yapılmasından sonra bu regülatörden sulanan ve Kızılırmak’a dek uzanan Kırşehir-Kılıçözü vadisinin tabanına Güzler Ovası denilmeye başlanmıştır. Uzunluğu 15km olan ova 2.400 hektar alan kaplamaktadır. Taşınma sonucu oluşan ve kalın bir toprak tabakası ile kaplı olan ovada, daha çok şeker pancarı, soğan, patates gibi baklagiller yetiştirilmektedir.

    GÖLLER

    Kırşehir il sınırları içinde bir doğal göl ve 3 baraj gölü vardır. Bunların özellikleri şöyle sıralanabilir.

    Seyfe Gölü: Göl il alanının doğusundaki çöküntü alanının tabanında oluşmuştur. Denizden 1.110 metre yükseklikte olan Seyfe gölü, yağışların bol olduğu aylarda kabararak yaklaşık 15 km2’lik bir alana yayılmaktadır. Bu nedenle kış ve bahar yalarında gölün çevresi bataklığa dönüşmektedir. Gölün suları tuzludur. Yazın sular buharlaşınca kıyıda tuz tabaları kalmaktadır. Eskiden bu tuz yatakları Tekel tarafından işletiliyordu. Ancak daha sonra nitelik düşüklüğü nedeniyle durdurulmuştur. Gölün derinliği 3-5 metre arasında değişmektedir. Gölden sulama yararlanılmadığı için, kabarma döneminde çevre taban suyu yükselmekte ve tuzluluğa bağlı olarak çoraklaşma görülmektedir.

    Hirfanlı Baraj Gölü: Kaman ilçesinin 19 km güneybatısında ve Kızılırmak üzerinde bulunan Hirfanlı barajı, elektrik üretimi, taşkın önleme ve sulama amacıyla kurulmuştur. Baraj gölünün uzunluğu 75 km en geniş yeri 15 km alanı ise 320 km2’dir. Temelden yüksekliği 81 metre olan Hirfanlı Barajı’nın su hacmi 6 milyar m3 dolayındadır. Gölün suyu tatlı olup içinde sazan, yayan türünden balıklar ile yengeç ve bol miktarda tatlı su midyesi yaşamaktadır. Gölde değerli balık türlerinin üretilmesi için çalışmalar sürdürülmektedir.
    Hirfanlı Baraj gölünün yöre iklimine uyumlu etkileri olmuştur. Kaya dolgu tipinde yapılan baraj 1960’ta işletmeye açılmıştır. Keban’dan sonra Türkiye’nin en büyük baraj gölü olan Hirfanlı Yılda ortalama 400 milyon kw/saat enerji üretmektedir.

    Kesikköprü Baraj Gölü: Hirfanlı barajına 25 km uzaklıkta, kesikköprü yöresinde yine Kızılırmak üzerinde kurulan baraj, 1966’da işletmeye açılmıştır. Bir bölümü Ankara il sınırları içinde kalan baraj gölü, kaman ilçesine bağlı Büğdüz köyü topraklarını sular altında bırakmıştır. Gölün uzunluğu 15 km en geniş yeri 2,5 km, alanı ise 38 km2 dolayındadır. Gölün tatlı olan suyunda sazan ve yayın türü balıklarla bol miktarda tatlı su midyesi üretilmektedir.

    Çuğun Baraj Gölü: Çuğun bucağının kuzey batısında Kırşehir-Kılıçözü deresi üzerinde yapılan baraj 1970’lerin ortalarında işletmeye açılmıştır. Sulama ve taşkın kontrolü amaçlı olan baraj, toprak kaya dolgu tipindedir. Temelden yüksekliği43 metre, toplam su hacmi 22 milyon m3 dolayındadır. 238 km2 alanın sularını toplayan barajdan, 2.068 hektar alanın sulanmasında yararlanılmaktadır.

    KIRŞEHİR’İN OZANLARI

    Halk edebiyatı çok zengindir. Pek çok halk şairi yetişmiştir. Zengin halk oyunları ve müziği vardır. Oyunlarda kaşık ve zil havaları ve halaylar yaygındır. Çok sayıda türküleri ile meşhurdur. Üç ayak, demirağa, koca oyun ve Kırşehir ağırlaması meşhurdur.

    Türkülerinde aşkı, sevgiyi, yalnızlığı bolca işleyen Kırşehirliler, yanında yöresinde gördüğü doğa olaylarından etkilenmiş duygu dolu insanlardır.
    Kırşehir, Türk Ulusunun genel kültür karekterini bozmadan sürdüren insanların yaşadığı bir şehirdir. Kırşehir, gözü tok, gönlü zengin insanlarla doludur. Kırşehir yöresi insanları sevinç ve kederlerinde hep ölçülüdürler. Bahar ve yaz aylarında genellikle düğünlerde ağırbaşlı ve i çten bir söyleşi havası vardır. Kırşehir’in bir türküsünü dinlemeden bir manisini duymadan, bir çullamasını yemeden, bir höşmerimini tatmadan, bir düğününe konuk olmadan Kırşehir halkını ve folklorunu tanımak mümkün değildir.

    KIRŞEHİR’Lİ OZALAR

    1. Aşık Musa
    2. Aşık Said
    3. Aşık Seyfullah
    4. Aşık Hasan (Nebioğlu)
    5. Muharrem Ertaş
    6. Neşet Ertaş
    7. Aşık Boyacı ( Esat Hüseyin Canıtez)
    8. Şemsi Yastıman
    9. Çekiç Ali
    10. Hamit’li Dursun Kaya

    KIRŞEHİR YÖRESİNİN ÜNLÜ TÜRKÜLERİ

    ÜNLÜ TÜRKÜLER: Merdivenim kırk ayak, Bir ok attım vızıldadı, Ekin ekilen yere, Yürü güzel Biter Kırşehir’in gülleri, Üç oğlan, Suda balık oynuyor, Karanfil suyu neyler, Şu dağlar ulu dağlar, Sevda gitmiyor serden, Dana dane benleri var yüzünde, Başında altın tacım, Ahu gözlerini sevdiğim dilber, Çiçek dağı, Kızılırmak, Kova kova
    indirdiler yazıya, Acem kızı, Çubuk uzun, Yar yandım.

    UZUN HAVALAR: Gök yüzünde bölük bölük durnalar, Afşar bozlağı, Yağmur yağdı da hava, Beypazarı kıratı, Ceren kaçar, Aşağıda çıktı bir akça geyik, Neyleyim dünya mali ziyneti, Gönül ne gezersin seyran yerinde, Ağ ellerini sala sala gelen yar, Aşağıdan Yusuf paşa, Sarılı yazma gelin ağlatma, Cirit havası, Güreş havası, Tura havası, Afşar halayı.

    Ağıtlar: Ağıt yakma geleneği yaygındır. Aşağıdaki ağıt bir öldürme olayı üstüne söylenmiştir.

    Akşam oldu da kırat yemez yemini
    Çaktım Zikkesini gever gemini
    Ben sürmedim cingan sürsün demini
    Beypazarı mesken oldu ilimiz
    Kurt belinden aşar doğru yolumuz

    Körolası cingan nereden geldi
    Kuyumcuyum deyi çayıra kondu
    Alnı top kaküllü Halili vurdu
    Beypazarı mesken oldu ilimiz
    Kimbilir de nerde kalır ölümüz

    Kıratın üstü de bir ulu yayla
    Neyleyim kardaşım kaderim böyle
    Varınca perede doğruyu söyle
    Beypazarı mesken oldu ilimiz
    Kimbilir de nerde kalır ölümüz

    1 – AŞIK MUSA (…. 1833 veya 1843= )
    Ünlü halk ozanının, Kaman’a bağlı Savcılı Ağzıboz Köy’ünde Yaşadığı anlaşılıyor. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1833 ya da 1943′de öldüğü sanılmaktadır. Ayrı bir dille şiirler yazmıştır. Saz çalarak köy odalarında şenliklerde söylediği şiirler şimdi bile halkın dilindedir. Toklumenli Aşık Said ile aynı yıllarda yaşadığı ve ona saz öğretttiği söylenmektedir.

    2 – AŞIK SAİD (1835-18 OCAK 1910)
    Kırşehir’e bağlı Toklumen Kasabasın’da doğdu. 18 yaşlarında Kayseri’ye giderek ikibuçuk yıl medrese eğitimi gördü. Köyüne döndükten sonra kayıkçılık yaptı. Şiirleri onun çok yer gezmiş olduğunu gösteriyor. Aşık Said’in türkülerinin çoğu Kırşehir ve çevresinde halen yaşamaktadır. T.R.T. repertuarına geçmiş çok sayıda eseri vardır. 75 yaşında ölen Aşık Said’in mezarının yerini bilene rastlanmadı. Toklumen Köy’ünde adına dikilmiş anıt heykeli vardır.

    3 – AŞIK SEYFULLAH (1896-1972)
    Aşık Said’in dördüncü oğludur. Toklumen’de doğdu. Kendi kendine okumayı öğrendi. Doğaya vurgundu. sıla özlemiyle doluydu. Çok yer gezmiş, çalıp söyleyerek, ününü her yana duyurmuştur. 20 Aralık 1972′de vefat etmiştir.

    Yedi yaşında girdim ilim dersine,
    Onikisinde döndü işim tersine,
    Onsekizinde girdim aşkın kursuna,
    Düştüm bülbül gibi figana yattım.

    Ondokuzunda ateş düştü özüme,
    Rüyada bir sima çarptı gözüme,
    Yirmisinde düzen verdim sazıma,
    Düştü garip başım sevdaya yarab.

    4 – AŞIK HASAN(NEBİOĞLU) (1902-1989)
    Mucur’a Bağlı Geycek Köy’ünde doğdu. Okuması olmayan Aşık Hasan’ın şiirleri ve söyleyişi ile ün kazanmış. Sevda, Doğa, Yurt ve Tanrı sevgisi ile şiirler yazmıştır. 10çocuk babası olan Aşık Hasan şiirlerini “Aşık Hasan’ın Bütün Şiirleri” adlı kitabında toplamıştır.

    5 – MUHARREM ERTAŞ (1913 – 3 ARALIK 1984)
    Muharrem Ertaş Osmanlı’ya kafa tutan Avşar Türkmenlerinin ünlü şairi Dadaloğlu’nun “Ferman padişahın dağlar bizimdir.” Deyişini havalandırıp, Abidin ertemin deyimi ile “ bozlağı Çukurova dan Kırşehir’e indirince” ne söylediğini bilmeyecek kadar cahil değildir. Nitekim Cumhuriyetçiler, Muharrem Ertaş’ın sazında ve sözünde güzelleşen “Avşar Bozlağını” TRT’nin repertuarına almakta hiç de tereddüt etmemişlerdir. Muharrem Ertaş’ın havalandırdığı ve aslı Dadaloğlu’na ait olan dörtlükler şöyledir.

    Kalktı göç eyledi Avşar elleri
    Ağır ağır giden eller bizimdir
    Arap atlar yakın eyler ırağı
    Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

    Belimizde kılıcımız kirmani
    Taşı deler mızrağımın temreni
    Hakkımızda devlet etmiş fermanı
    Ferman padişahın dağlar bizimdir

    Dadaloğlu’m yarın kavga kurulur
    Öter tüfek davlumbazlar vurulur
    Nice koç yiğitler yere serilir
    Ölen ölür kalan sağlar bizimdir

    Yanık sesi, dertli sazı ile adını Türk saz ve söz sanatının ustalar arasına yazdıran ünlü “bozlakçı” Muharrem Ertaş Kırşehir’e bağlı Yağmurlu Büyükoba’da doğdu. Okumayı kendi kendi kendine öğrendi ve saz dersleri aldı. Yağmurlu Yusuf Usta’dan aldığı derslerle yetişti. 300′ün üstünde şiir ve koşmayı bozlak haline dönüştürdü. Kendisinin de muhtelif deyişleri bulunmaktadır. Ezgileri ile Kırşehir’in adını duyuran Muharrem Ertaş’ın 8 çocuğu vardır. Oğlu Ünlü saz ve sez ustası Neşet Ertaş, babasının yolunda yürüdü ve kırşehir’in adını duyurmaya devam etti. Kırşehir Belediyesi tarafından 1990 yılında şehrin merkezine yakın Askerlik şubesi binasının karşısına anıtı dikildi.

    6 – NEŞET ERTAŞ (1938-…..)
    Sezi ve sazı ile babası muharrem ertaş’ın yolunu sürdüren Neşet Ertaş, 1938 yılında Kırtıllar’da dünyaya geldi. Keman ve saz öğrenerek. Ankara Radyo Evi’ne girdi. Güçlü derlemeleri olan ozanın, Kendisine ait çok sayıda güfte ve besteleri vardır. Halen Almanya’da müzik evi çalıştırmaktadır.
    Neşet Ertaş, babası Muharrem Ertaş ile adeta Anadolu’daki en olgun seviyesine erişen bu Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları ile donanmış bu müziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasıını sağlamıştır.
    Neşet’in hocalığını babası Muharrem usta yapmıştır. Neşet Ertaş bunu son türküsünde açıkça şöyle dile getirmiştir.

    Okula gidemedim, bu dert benimdir
    Hemi benim derdim, hem babamındır,
    Hemi babam, hem de öğretmenimindir
    Yüreği yaralı o kerem nerede

    Uzak yoldan geldim hasretin için
    Yaralı ceylanım ses vermez niçin
    Ecin nice hani boranın nerede

    Bir babanın onur duyması evladıyla olur. Muharrem usata oğlu Neşetle onur
    duymuştur. Neşet Ertaş uzun yıllar Almanya’larda gözden ırak olmuş, görünür olmaktan mahrum kalmış ama gönüllerde taht kurmuştur.

    Neşet’in gerek ailevi yaşantısı olsun, gerek ortamın verdiği durumlardan olsun memleketimizi terketmesi, Almanya’ya yerleşmesinden dolayı maalesef hemşerilerinin huzuruna şimdiki sanatçılar gibi haftada bir, ayda bir çıkmadı. Ama yurt dışında da olsa öz kültürümüzü, türkülerimizi ayaklarımıza kadar seslendirerek getirdi.

    Neşet’in büyüklüğünü sanatı anlayan bilir. Neşet ne türkü çığırıyor, ne türkü söylüyor. Neşet türkü yaratıyor. Neşet gittiği her yerde kendi kendine yanında arkadaşı yokmuş gibi inler gelirdi. Demek ki kendisinde daha önce bir şeyler varmış ki meğer o iniltisi kafasında bir şeyler aratmaktan gelirmiş.

    1960′lardan itibaren binlerce yıllık sazımız bağlama ile birlikte anılan; sadece geniş halk kesimlerinde değil, ciddi muziki çevrelerinin ve gerçek türkü dostlarının da gündeminden hiç düşmeyen Neşet Ertaş’ı farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekir. Çünkü o aslında bir anlamda tam bir yöre sanatçısı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türküleri ile ülke genelinde tanınan biri olarak, hem babası Muharrem Ertaş’tan, hem de bu geleneğin diğer usta isimleri olan Hacı Taşan ve Çekiç Ali’den de ayrılır.

    Bir başka deyişle onun sanatı için, başta Muharrem Usta olmak üzere. Hacı Taşan, Çekiç Ali Abdal/Türkmen Müziği geleneğinin çeşitli yörelerde farklı tavır ve üsluplarda karşımıza çıkan diğer ustaları da dahil olmak üzere hepsinin üst seviyede bir sentezi ve esrarlı bir bileşkesi denilebilir.

    TÜRKÜ BABA NEŞET ERTAŞ

    Bugün nerede ise Kırşehir’in bir “milli türkü” sü haline gelen “Biter Kırşehir’in gülleri biter” parçası Kırşehir abdalları tarafından bu günlere taşınmış olup, aslı Dadaloğlu’na aittir.

    Çıktım yücesine seyran eyledim
    Cebel önü çayır çimen görünür
    Bir fırkat geldi de coştum ağladım
    Al yeşil bahçeli Kaman görünür

    Şaştım hey Allah’ım ben de çok şaştım
    Devrettim Akdağ’ı Bozok’a düştüm
    Yozgat’ın üstünde bir ateş seçtim
    Yanar oylum oylum duman görünür

    Biter Kırşehir’in gülleri biter
    Çığrışır dalında bülbüller öter
    Ufacık güzeller hep yeni yeter
    Güzelin kaşında keman görünür

    Gönül arzuladı Niğde’yi Bor’u
    Gün günden artmakta yiğidin zarı
    Çifte bedestenli koca Kayseri
    Erciyes karşısında yaman görünür

    Dadaloğlum derde zatında zatı
    Çekin eyerleyin gökçe kır atı
    Göçmek değil bizim ilin muradı
    Ağ yare gitmemiz güman görünür

    Kırşehir abdalları sayesinde adı Kırşehir’le anılan “ağ gelin türküsü de” Dadaloğlu’nundur.

    Oturmuş ağ gelin taşın üstüne
    Taramış zülfünü kaşın üstüne
    Bir selamın geldi başım üstüne
    Alırım kız komam ellere

    Bir taş attım karlı dağlar ardına
    Yuvarlandı düştü yarim yurduna
    Ben yeni de düştüm sevda derdine
    Alırım ahdımı komam ellere

    Atımın kuyruğu cura saz gibi
    Divana durmuşta ergen kız gibi
    Alarmış yamağı bahar yaz gibi
    Getirin kır atım göçem ellere

    7 – AŞIK BOYACI (ESAT HÜSEYİN CANITEZ) (1914-4 şubat 1999
    “Aşık Boyacı” mahlasıyla şiir yazan halk ozanı Esat Hüseyin Canıtez’in 3500′den fazla milli, dini şiirleri bulunmaktadır. Kırşehir’de doğan Aşık Boyacı, ilk ve ortaokulu burada okudu Ünlü Ozan’ın “Kalbimin Işıkları “, “Bayrak ve Toprak”, “Türk Oğluyum Türk Oğlu” adlarında üç şiir kitabı yayınlandı.

    8 – ŞEMSİ YASTIMAN (1923-1994)
    1923 yılında Kırşehir’de doğdu, ilk ve ortaokulu burada okuduktan sonra saz çalmayı öğrendi 1950- 1968 yılları arasında Radyo ve sahnelerde çalıştı. İlk şiirini 1938′de ortaokula başladığı yıl yazdı. 1966 yılında Konya’da düzenlenen “Aşıklar Bayramı’nda “Muradım” destanıyla birincilik kazandı. İstanbul’da kendine ait saz evi bulunan Şemsi Yastıman’ın binden fazla siiri vardır. 1994 yılında geçirdiği bir rahatsızlık sonucu Edirne’de vefat etmiştir.

    9 – ÇEKİÇ ALİ (1933-13 Ağustos 1973)
    Mahalli sanatçı yöre türkülerini içten ve özlü söylerdi. Genç yaşta kaybettiğimiz sanatçı 40 yaşında aramızda ayrıldı. Kırşehir yöresi türkü ve bozlaklarının isim yapmış usta icracılarından biridir Çekiç Ali hemen hemen tüm plak ve kasetlerinde “Kırşehir’li Çekiç Ali namıyla anılır. sanatçımız, aslen Kaman’ın Meşe köyünden ve asıl soyadı Ersan dır. 1932 yılında doğan Çekiç Ali’ye, “çekiç” lakabı; çevikliği ve ataklığının yanı sıra, saz çalışındaki canlılık, dinamizm dolayı verilmiş. Henüz çocuk yaşlarında iken köy odalarında saz çalmaya başlayan sanatçıya büyükleri tarafından takılan çekiç lakabı o kadar yaygınlaşmış ki, asıl adı olan Ali’nin önüne geçerek, adeta asıl ismi olmuştur.

    Çekiç Ali’nin hem sesinde, hem sazında öylesine kendine has bir renkle karşılaşırız ki, bu daha ilk müzik cümlesinde kendini hemen belli eder. Başta Muharrem Ertaş olmak üzere Hacı Taşan’ın, Neşet Ertaş’ın da okuduğu bazı türküleri ve havaları (Biter Kırşehir’in Gülleri Biter, Acem Kızı , Oy nari Topak taşın kenari vb.) tamamen kendine has bir tavırla yorumlayarak, adeta okuduğu her eserin altına kolay kolay silinemeyecek güçlü bir imza atmıştır.

    Çekiç Ali’nin yaşadığı dönemde memleketimizde büyük kıtlık olmuş. Bu
    kıtlıkla evlerde bekletilen unlar azmış. Adam evine gelene “unum yok” demiş saklamış. Bekletilen unlar zamanla acımış. Acıyan unun ekmeği de olamaz, yenmez de… İşte o kıtlığın içinde Meşeköy’de dünyaya gelmiş çekiç Ali Bizim büyüklerimiz bir yerde mesken tutup kalmamışlar. Boy boy gezmişler.
    Geçimlerini temin ettikleri yerde ekseriyetle kalmışlardır. Fakat öyle zaman zuhur eylemiş ki 1940’larda Kırşehir’e intikal etmiştir

    Çekiç Ali’nin ünü halk arasında giderek yaygınlık almış. “Çekiç” lakabı ile anılır olmuş. Fakat Çekiç Ali açısından talihsizlik şu ki, bugün yurdumuzda büyük yaygınlık kazanan televizyon yayınlarına yetişememiştir. O dönemde Ankara radyosu ancak Gölbaşı’na kadar yayın yapabiliyordu. İşte Çekiç Ali için Talihsizliğin büyük yanı burası. Yoksa bugün fazlaydı diyebiliriz.
    Gençti, onun sanatı televizyonlara yansıyabileydi, o zaman gerçek Çekiç Ali
    kendisini kanıtlardı. Çünkü TRT yapımcılarının arasında ahbapları vardı. Ancak bu dönemlere erişemedi. Hak ettiği yere gelemeden vefat etti. Ruhu şad olsun.

    10 – HAMİT’Lİ AŞIK DURSUN KAYA (1934 – …. )
    1934 yılında Kırşehir Kaman ilçesinin Hamit kasabasında doğdu. Küçük yaşında bir ayağı sakat kalan aşık dokuz kardeşinin en küçüğüdür. İlkokulu kasabasında okuyan aşık Dursun Kaya halen Hamit kasabasında çiftçilikle uğraşmaktadır. Dört oğlan üç kız olmak üzere 7 çocuk babasıdır. Güçlü taşlamaları ve güzelleme tarzında da şiirleri ünlüdür. Halen şiir yazmaya devam eden Hamit’li Aşık Dursun Kayan’nın zamanında plaklara okunmuş destan türünde eserleri de vardır.

    En güzel siirlerinden biriside Kırşehir’i anlatan “İLİM KIRŞEHİR” adlı şiiridir. Bu şiir Kırşehir’le ilgili tören ve programlarda sıkça okunmaktadır. Aşığın yüzü aşkın şiirlerinden Üç tanesini aşağıda bulabilirsiniz.

    İLİM KIRŞEHİR

    Nasıl methedeyim Kırşehir seni
    Bürünün yeşile cennet misali
    Koca Buzluk sana çevirmiş yönü
    Kokar burcu burcu gülün Kırşehir

    Herbir yanın dağlar ile çevrili
    Kılıçözü tam bağrında kıvrılı
    Naldöken Dağında kuşlar yavrulu
    Eser küfül küfül yelin Kırşehir

    Bir yanında Mucur, bir yanın Kaman
    Çiçekdağı başından hiç gitmez duman
    Hacıbektaş’ta ilçen idi bir zaman
    Söylese derdini dilin Kırşehir

    Anadoluya bağdaş kurup oturun
    Ahi Evran, Aşıkpaşa; yatırın
    Yunusu da öksüz koman getirin
    Evliyalar diyarı ilim Kırşehir
    Tarihte şanlı idin şanlı ezeli
    O mübarek insan; şeyh Edebali
    Göster nerde yatar ulu Türkmani
    Birde Cacabeyi bilin Kırşehir

    Bahar gelir türlü çiçek bezenin
    Güz gelince dökülür hep gazelin
    Çatıkkaş olur hep senin güzelin
    Kokar burcu burcu gülün Kırşehir

    Yeter Aşık Duursun; bu kadar yeter
    Aşıklar dünyada Matahın satar
    Gurbette vatanım burnumda tüter
    Bedestendir bana çölün Kırşehir
    1990

    VİCDANSIZ BİÇERCİYE DEYİŞ

    Arayı arayı bulduk bir biçer
    Tarlaya girince at gibi kaçar
    Üçünü alırda, beşini saçar
    İlahi Abdullah gözün kör olsun

    Biz bu ekine iki sene çalıştık
    Çoluk çocuk topraklara karıştık
    Vicdansız birçer’ciye bizde alıştık
    İlahi Abdullah gözün kör olsun

    Yedin tavuğu da bindin deveye
    Gidiyon son vites, tamda leviye
    Yarın varınca ben nedeyim köye
    İlahi Abdullah gözün kör olsun

    Kazancıyın bereketin bulaman
    Çok çeken Abdullah sende ölemen
    Çocuklarıyın mürüvvetin göremen
    İlahi Abdullah gözün kör olsun

    Karanlık geçsin hep baharın yazın
    Kötürüm olsunda tutmasın dizin
    Bakmasın yüzüne oğlunla kızın
    İlahi Abdullah gözün kör olsun

    Hani çok öğünüyordun, oflazdı ağzın
    Hiç nişan yok sende, utanmaz yüzün
    Görmedinmi saçılanı, körmüydü gözün
    İlahi Abdullah gözün kör olsun

    Vardım Yerköy’üne, aslını sordum
    Meğer Kara Çadırmış o senin yurdun
    Aşık Dursun’a da ne idi derdin
    İlahi Abdullah gözün kör olsun
    1978

    NAFİLE

    Hasta olup baş yastığa düşünce
    Sızılar azalar, derman bulaman
    Eşin, dostun baş ucuna gelince
    Oğlunu kızını kimdir bilemen

    Çekilir gözüne bir kara perde
    O candan sevdiğin dostların nerde
    Geçerse ömrün pavyonda barda
    Sen bunların hesabını veremen

    Alsan abdestini, kılsan namazı
    Gelsen şu camiye sen bazı bazı
    İnsanın üstüne farz olan farzı
    Korkarım ki hiç birini bilemen

    Herkes bir gün “Tahta Ata” binecek
    O cansız vücudun sapıtmaya inecek
    Münkir, Nekir baş ucuna gelecek
    Dilin durur, hesabını veremen

    Aşık Dursun ne söylesen az olur
    Anlayana sivrisinek saz olur
    Ömür geçer bahar olur yaz olur.
    Sen bu ömrün kıymetini bilemen

    KESKİN İLÇESİ
    1-İLÇENİN GENEL OLARAK TANITILMASI
    A) TARİHİ VE COĞRAFİ YAPISI
    Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmeyen Keskin ilçesinin tarihi belge ve seyahatnamelerden edinilen bilgilere göre eski bir tarihe sahip olduğu anlaşılmaktadır. Keskin, Denek Dağı yakınlarında kurulmuş olmasından dolayı önceleri Denek Madeni adını almış, daha sonra Keskin Madeni denilmiştir. Bilahare kısaltılarak KESKİN adını almıştır. Keskin ismi pek çok tarihi belgede belli bir yerleşim merkezinden çok şimdiki Elmadağ ile Kırşehir,Yozgat arasındaki coğrafi bölgeyi kastetmek üzere kullanılmıştır.
    Keskin adının nereden geldiği de kesin olarak bilinmemektedir. Evliya Çelebi, Seyahatnamelerinde Sivas Eyaleti’ ne bağlı Sancaklardan söz ederken Çorum Sancağı’ndan sonra Keskin Sancağı’ndan da söz etmektedir. Buna göre Keskin’ in yakınında bir Şehir olduğu, Keskin adının muhtemelen buradan geldiği sanılmaktadır. Ancak İlçeye 8 km. uzaklıktaki Ceritkale Köyü’nde Etilerden kalma kayalara oyulmuş mağaralar içinde bulunmuş olan kabartma boğa ve aslan resimlerinden, İlçenin tarihinin daha eskiye dayandığı anlaşılmaktadır.
    Anadolu’nun Türkleşmesi sürecinde Orta Asya’dan gelen Türk boyları,uygun buldukları yerlerde konaklayarak geleneksel yaşama biçimlerinden zamanla yerleşik düzene geçmiş,tarım,zanaat ve ticarete başlamışlardır. Ankara,Kırşehir ve yöresinde egemenlik süren Türk Beylikleri Osmanlı Devletinin Anadolu Birliğini tesis etme sürecinde Osmanlı egemenliğine girerek yaşamlarının sürdürmüşlerdir.
    Keskin, tarihimizde önemli görevler ifa etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ ün Sivas Kongresi’nde alınan bir kararla Ankara’ ya intikalinde güzergahta bulunan Keskin eşrafı Kırşehir ile temas kurmuş, Atatürk’ ün yakın silah arkadaşı Ali Fuat CEBESOY’ da gizlice Keskin’ e gelerek güzergahı Keskinlilerle belirlemiştir. Padişah yanlısı olan Ankara Valisi ve Çorum Mutasarrıfı 17 Eylül 1919 da Sungurlu’ ya, oradan da Keskin’e gelmiştir. Ankara’ ya geçmekte olan Vali’ yi Elmadağ-Yahşihan arasında bulunan “Kılıçlar beli”n de Keskin ve Polatlı çeteleri ani bir baskınla etkisiz hale getirerek teslim almışlar ve Mustafa Kemal Atatürk’ e teslim etmişlerdir.
    Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Ankara’ ya müteveccihen Sivas’ dan hareketle Kayseri’ ye, oradan da Kırşehir, Hacıbektaş ve Mucur yolu ile 25 Aralıkta Kaman’ a gelmişlerdir. Geceyi köy odasında geçiren Atatürk, Keskin’ in ileri gelenlerini Kaman’ a çağırmış o gece Ankara’ ya geçiş planlanmış, Kaman’ dan 26 Aralık Cuma günü hareketle Keskinlilerin koruma ve gözetiminde İğdebeli-Köprüköy yolu ile Bala’ ya gelinmiş, vaktin geç olması ve bölgenin Ormanlık olmasından dolayı Keskinli süvarilerle gece Beynam’ da geçirilmiş ve 27 Aralık 1919 da Dikmen sırtlarından Ankara ya girilmiştir.
    Milli Mücadele kararına gönülden katılan Keskin, böylece bu harekete destek vermiş, bu hareketin içinde fiilen yer alarak bu büyük şereften payını almıştır.
    Keskin halkı 1926’ da bir uçak satın alarak yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ ne hediye etmiştir. KESKİN-1 adı verilen uçak, uzun yıllar Türk Ordusunda hizmet görmüştür.
    Keskin 1859 yılında Belediye, 1891 yılında Kırşehir Sancağına bağlı İlçe olmuştur. Yakın köy ve kasabalardan yapılan göçler sonunda nüfusu artmış ve kaza merkezi büyümüştür.
    B- ) COĞRAFİ YAPISI :
    Konum itibariyle Denek Dağı’nın 5 kilometre güneyinde At Tepesi ve Kartal Tepesi’nin yamaçlarında kurulmuştur. Kırıkkale İli’nin güneyinde, Ankara’ ya 100 kilometre mesafededir. Kırıkkale’ ye 27 km. uzaklıkta bulunmakta olup, Kırıkkale-Kayseri Devlet yolu üzerindedir.
    Yüzölçümü 1463 km kare ve rakımı 1140 m.dir. İlçemizin arazisi bir yayla görünümündedir. Güneybatıda Kızılırmak Vadisi ile Doğuda Delice Çayı arasında uzanır. Yaylanın güneydoğusunu Denek Dağı, Güneybatısını Böhrek Dağları çevrelemektedir. İlçenin güneybatısında Çelebi Dağı bulunmaktadır. İlçe arazisi küçük tepeler ve düzlüklerden oluşmuştur.
    Kuzeyde Kırıkkale İli ve Balışeyh İlçesi, doğuda Çiçekdağı ve Delice İlçesi, batıda Karakeçili İlçesi, güneyde Çelebi ve Kırşehir İli’nin Kaman ve Akpınar İlçeleri ile komşudur.
    Keskin’ de İçanadolu Bölgesi’nde görülen tipik kara iklimi hakimdir. Kışları oldukça sert ve yağışlıdır. Hava sıcaklığının kışın –20 dereceye kadar düştüğü görülür. Yazları ise hava sıcaklığı 40 dereceye kadar çıkar. İlkbahar mevsimi oldukça kısadır. Yağışlar az olduğundan yaz aylarının sonunda bir Bozkır görünümündedir. Yılın İlkbahar ve Sonbahar aylarında metrekareye düşen yağış ortalaması 300 mm.yi geçmez. Sıcaklık ortalaması ise 11 derecedir.
    C- ) NÜFUS DURUMU :
    22 Ekim 2000 tarihinde yapılan Nüfus sayımının sonuçlarına göre;
    İlçe Merkez Nüfusu : 34.827
    Kasaba ve Köylerinin Nüfusu : 24.040
    İlçenin Toplam Nüfusu : 58.867
    İlçede tarıma elverişli olan yerlerde nüfus yoğunluğu artmakta, toprağın tarıma elverişli olmadığı yörelerde azalmaktadır. İlçemizin sınırları içinde tarıma elverişsiz olan kesimlerde ciddi bir nüfus erozyonu görülmektedir. Yerleşim yerlerinden Keskin İlçe Merkezine, Kırıkkale’ ye , Ankara’ ya ve diğer il ve ilçelere, az miktarda da olsa yurtdışına göç olmaktadır. Bu göçler sebebiyle ilçe nüfusunda bir azalma görülmektedir. İlçe nüfusunun büyük bir kısmı tarım ve hayvancılıkla, çok az bir bölümü ise küçük el sanatları ile uğraşmaktadır. Nüfusun %60’ ı erkek, %40’ ı kadındır. Okuma yazma oranı %97 olarak tespit edilmiştir.

    D) İDARİ DURUM:
    Keskin, 3587 Sayılı Yasa ile 17.08.1989 tarihinden itibaren Ankara İli’nden ayrılarak Kırıkkale İli’ ne bağlanmıştır. İlçemize bağlı kasaba iken 29.07.1991 tarihinde İlçe olan Çelebi nin ayrılması ile 14 köyümüz Çelebi İlçesi’ ne bağlanmıştır. 1990 Yılı Nüfus Sayımı neticesinde nüfusu 3229 olarak tespit edilen Konur Köyü 31.12.1991 tarih ve 91/39094 Sayılı karar ile belde statüsünü kazanmıştır. İlçemizin 3 kasaba 54 köyü bulunmakta iken ilçemize bağlı Uzunlar köyü idari bağlılığını değiştirerek Balışeyh ilçesine bağlanmıştır. İlçemize bağlı Küçükceceli Köyünde yaşayan kimsenin bulunmaması sebebiyle bu köyümüzün köy tüzel kişiliği kaldırılarak İlçemize bağlı Eroğlu köyüne bağlanmıştır. Köy sayımız 54 ten 52’ ye düşmüştür.
    1997 Yılı Nüfus Sayımı neticesi nüfusu 2321 olarak tespit edilen Ceritmüminli Köyü 29.12.1998 tarih ve 98/50295-98/50221 Sayılı karar ile Belediyelik olmuştur.
    Keskin; 3 Kasabası ve 52 Köyü ile tipik bir İçanadolu İlçesidir. İlçe itibariyle Belediyelerin nüfusu aşağıda olduğu gibidir.
    Merkez : 6 Mahallesi mevcut olup, nüfusu 34.827
    Konur : 4 Mahallesi mevcut olup, nüfusu 3.110
    Köprüköy : 3 Mahallesi mevcut olup, nüfusu 3.836
    Ceritmüminli : 3 Mahallesi mevcut olup, nüfusu 3.936 dır.

    Köyler genellikle İlçenin doğu ve güneydoğu yönünde, suyu bulunan yamaçlarda kurulmuş olup, toplu yerleşim düzeni hakimdir.

    E) SOSYAL DURUM
    1-Kentleşme ve Konut
    İlçe Merkezinde İmar Planı, eski dönemlerde düzensiz uygulanmış olup, cadde ve sokakları dar ve gayri muntazamdır. Yapılaşma yetersizdir. Konutlar, İmar Planına uyulmadan bir veya iki katlı olarak yapılmıştır. Son yıllarda çok katlı yapılara da rastlanmaktadır. Köy evleri genel olarak taş ve ker***ten yapılmıştır; iki veya en çok üç odalıdır. Evlerin çoğunlukla damları toprakla örtülüdür. İlçe Merkezinde Belediyemizce yeni İmar uygulaması çalışmaları başlatılmış olup, İlçe Bozkurt Mahallesi pilot bölge olarak seçilmiş; yol açma çalışmaları tamamlanmıştır. Diğer alt yapı çalışmaları devam etmektedir.
    2-Sosyal Yaşantı
    Merkez ve Köylerde Sosyal Yaşantı fazla gelişmemiştir. Aile ziyaretleri, düğün, bayram türünde geleneksel alışkanlıklardan başka sosyal bir hareketlilik görülmemektedir. İlçede sinema ve tiyatro,mahalli gazete yoktur. Keskin FM adlı bir mahalli radyo yayın yapmaktadır. Bu radyonun yayınları Elmadağ ve Kaman ilçelerine kadar olan bir alanı kapsamaktadır.
    İlçe karıştıran mevkiinde Belediye Başkanlığınca piknik yerleri ,park,oyun alanları,halı daha,tenis kortu,hayvanat bahçesini kapsayan bir rekreasyon alanı yaptırılmıştır.
    F-İŞ VE ÇALIŞMA HAYATI:
    İlçede tarım dışında büyük miktarda işçi çalıştıran sanayi tesisleri olmadığından gizli işsizlik önemli bir sorun teşkil etmektedir. Belli başlı istihdam yerleri yol boyu tesisleri,un fabrikaları,tavukçuluk tesisleri,tekstil atölyesidir.Çalışan nüfusun tamamına yakın kısmı kendi işletmelerinde çalışmaktadır. İlçe merkezinde tarıma dayalı alet ve makinaları yapan küçük iş kolları mevcuttur, ancak bunlar geniş bir istihdam sahası teşkil etmemektedir. Küçük çaplı tamirhane ve atölye durumundadır. Özel sektöre ait tavukçuluk işletmeleri ile tekstil atölyesinin ekonomik krizden sonra yeniden faaliyete geçme hazırlıkları sonuç vermiş bunlardan tekstil atölyesi Kaymakamlığımızın girişimleri sonucu Belediye Başkanlığından alınarak Amerika Türk ortaklaşa yürütülen Figür Tekstile devredilmiş, 300 kişi kapasiteli bu atölyede 200 kalifiye işçi ve 100 geçici işçi ile çalışmalarına devam etmektedir.
    G – EĞİTİM VE KÜLTÜR DURUMU :
    Kırıkkale İli’ nin en eski ilçesi olan Keskin’ de çok eskilere dayalı köklü bir Eğitim ve Kültür yapısı mevcuttur. Harf devriminden önce İlçe Merkezinde ve yalnızca iki ayrı köyde medrese bulunmakta iken 1926 yılından sonra İlçemiz Merkez ve köylerinde yeni okullar açılabilmiştir. Okullaşma oranı %100 olmakla beraber öğrenci yetersizliği nedeniyle 38 köy okulu kapalıdır. Buralardaki öğrenciler merkezi okullara taşınmaktadır. İlçe halkından hemen hemen herkesin Kırıkkale İlinde akrabaları olduğundan pek çok öğrenci Kırıkkale’de öğrenimine devam etmektedir.
    1- Yükseköğretim Kurumları: Kırıkkale Üniversitesine bağlı olarak ilçemizde 1994-1995 öğretim yılında bir meslek yüksek okulu açılmış olup,elektrik teknikerliği,tekstil teknikerliği,muhasebe,mahalli idareler,pazarlama bölümleri mevcuttur. Toplam 321 öğrenci öğrenime devam etmekte olup,18 öğretim görevlisi bulunmaktadır.
    Kredi ve Yurtlar Kurumu Müdürlüğü: Yüksek Öğrenim öğrencilerinin barınma ihtiyaçları Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı kız ve erkek yurtları ile karşılanmaktadır. Erkek yurdu 162,kız yurdu 200 öğrenci kapasitelidir. Barınma yanında beslenme,sosyal faaliyetler ve spor ihtiyaçları da karşılanmaktadır.
    2- Ortaöğretim Kurumları : İlçe merkezinde 1 genel lise,1 imam hatip lisesi, 1 METEM Lisesi, 1 sağlık meslek lisesi; Köprü Kasabasında 1 genel lise olmak üzere toplam 5 lise mevcuttur. 2002/2003 eğitim öğretim yılında sağlık eğitimi hariç ortaöğretim öğrenci sayısı: 226 kız, 594 erkek toplam 820 öğrencidir. Sağlık Meslek lisesi öğrenci sayısı: 46 erkek, 106 kız olmak üzere toplam 152 dir. Keskin Lisesi ve İmam Hatip Lisesinin öğrenci yurtları bulunmaktadır. Ayrıca ilçemizde orta ve yüksek öğretim öğrencilerine yönelik 2 adet özel yurt bulunmaktadır.
    Ortaöğretim kurumları öğretmen sayısı: Milli Eğitim Bakanlığı 78,sağlık eğitimi 14, toplam:92 dir.
    Ortaöğretim kurumları derslik sayısı: 59, sağlık eğitimi 3 toplam 62.
    Ortaöğretim öğrenci sayısı: 952 (sağlık eğitimi dahil)
    3-İlköğretim Kurumları: İlçe merkezinde 8 adet, kasabalarda 3 adet ve köylerde 14 adet olmak üzere 25 adet ilköğretim okulunda eğitim ve öğretime devam edilmekte ve 38 köyden taşıma merkezlerine 620 öğrenci taşınmaktadır. İlçe ilköğretim okullarında 1669 kız, 1867 erkek olmak üzere toplam 3536 öğrenci öğrenim görmektedir.
    İlköğretim öğretmen sayısı: 154 dür.
    İlköğretim Kurumları derslik sayısı:198 dir.
    Toplam derslik sayısı:260 dır.


  • Kırklareli Hakkında Bilgi

    GENEL BİLGİLER

    Yüzölçümü: 6.550 km²

    Nüfus: 890.306 (1990)

    İl Trafik No: 39

    Bir sınır kenti olan Kırklareli’nde Antik dönem, Orta Çağ, Bizans, ve Osmanlı kültürünü yansıtan birçok eserler bulunmakta olup, kıyı turizmi, kültür, karavan, kamping ve su sporları turizmi, av ve doğa turizmi gibi birçok dal için ideal bir merkez konumundadır.

    İLÇELER

    Kırklareli ilinin ilçeleri; Babaeski, Demirköy, Kofçaz, Lüleburgaz, Pehlivanköy, Pınarhisar ve Vize’dir.

    Babaeski: İl Merkezine 37 km. mesafededir. Cedit Ali Paşa Cami ile Babaeski Köprüsü ve Alpullu (Sinanlı) Köprüleri en önemli kültür eserleridir. Lüleburgaz: İlçedeki Sokullu Mehmet Paşa Cami ve Şadırvanı önemli bir sanat eseridir.

    Demirköy: İl Merkezine 74 km. mesafededir. İlçede Sivriler Köyü yakınlarında XV.yy. ait İstanbul’un fethi sırasında kullanılan büyük topların dökümünün yapıldığı dökümhane bulunmaktadır.

    Kofçaz: İl Merkezine 26 km. mesafededir. İlçe sınırları içerisinde çok sayıda tümülüs, dolmen ve tarihi yerleşim alanı bulunmaktadır.

    Lüleburgaz: İl Merkezine 61 km. mesafededir. İlçede Sokullu Mehmet Paşa Cami ve Şadırvanı ile Mimar Sinan eseri olan Lüleburgaz Köprüsü kültürel eserlerdir.

    Pehlivanköy: İl Merkezine 62 km. mesafede bulunmaktadır.

    Pınarhisar: İl Merkezine 30 km. mesafede bulunmaktadır. İlçe sınırları içerisinde çok sayıda tümülüs, nekropol ve yerleşim alanı bulunmaktadır.

    Vize: Eski Kırklareli-İstanbul yolu üzerinde olup, İl Merkezine 56 km. mesafededir. İlçedeki Gazi Süleyman Paşa Cami önemli bir eseridir.Doğu Trakya’da tümülüslerin en yoğun olduğu bölgedir. Şehir merkezinde 2 höyük ve Roma Dönemine ait bir tiyatro mevcuttur.

    GEZİLECEK YERLER

    Müzeler ve Örenyerleri

    Kırklareli Müzesi

    Camiler, Külliyeler, Kiliseler ve Manastırlar

    Hızır Bey Külliyesi

    Kırklareli Merkezindedir. 1303′de Kösemihalzade Hızır Bey tarafından yaptırılan külliye hamam, cami ve arastadan oluşmaktadır. Osmanlı dönemine ait olan külliye ilin en önemli tarihi eseri olma özelliğine sahiptir. Hamamı, çeşmesi ve camisiyle bir kompleks oluşturmaktadır.

    Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi

    Lüleburgaz ilçesinde bulunmaktadır. 1570 tarihli külliye camisi, hamamı, medresesi ve kervansarayı ile görkemli bir Osmanlı yapıtıdır.

    Cedit Ali Paşa Cami

    Babaeski ilçesinde bulunmaktadır. Mimar Sinan’ın yapıtı olan caminin 1561-1565 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır.

    Küçük Ayasofya Kilisesi

    (Gazi Süleyman Paşa Cami) Vize ilçesinde bulunmaktadır. Kale mahallesinde surlar arasında bulunan Kilise, Gazi Süleyman Paşa tarafından XVI. yy.da camiye çevrilmiştir.

    Mağara Manastırı

    Vize İlçesinde bulunmaktadır. İlçenin kuzeybatısındaki vadinin yamacında, kayalara oyularak yapılmıştır.

    Ayanikola Ayazma ve Manastırı

    Vize ilçesinin Kıyıköy beldesindedir. Tümüyle kaya kütlesinin içi oyularak biçimlendirilmiş olup üç bolümden oluşmaktadır.

    Kırklarelinde bulunan diğer manastırlar; Kaya Manastırı (Kaynarca) Bizans Dönemi Vize Mağara Manastırı (Vize Asmakaya Mevkii) Bizans Dönemi Ayanikola Manastırı (Kıyıköy) dır

    Mezarlar

    Kırklareli İl sınırları dahilinde tescilli 92 adet tümülüs bulunmaktadır. Kırklareli tümülüslerinin Tunç Çağının sonlarından (M.Ö.14-13 yy. – M.S.3 yy.) başlarına kadar devam ettiği kazılarla anlaşılmaktadır. Bunlar; Kırklareli A,B,G tümülüsleri, Alpullu Höyük Tepe Tümülüsü, Lüleburgaz Kepirtepe Tümülüsü, Düz Orman Tümülüsü, İslam Bey Tümülüsüdür.

    Dolmenler

    (Kapaklı Kaya Mezarları): Trakya’da çok sayıda görülen anıt mezarların erken safhası olarak kabul edilir. Tespit edilen dolmenlerin (M.Ö.1300-800) kullanım gördüğü anlaşılmaktadır. Bunlar; Kofçaz, Dereköy, Kadıköy, Kula, Geçitağzı, Kapaklı, Düzoralan Köyleri yakınlarında bulunmaktadır.

    Menhir (Dikili Taşlar)

    Kırklareli çevresinde çok sayıda bulunmaktadır. Esas kullanım süreci Erken Demir Çağı’dır.Bunlar Kırklareli Merkez Erikler, Değirmencik, Ahmetçe Köyleri, Lüleburgaz Civarı.

    Korunan Alanlar

    Kırklareli – Kasatura Körfezi Tabiatı Koruma Alanı

    Kırklareli – Saka Gölü Tabiatı Koruma Alanı

    Mağaralar

    Kırklareli’nde Türkiye’nin önemli mağaralarından olan Dupnisa Mağarası dışında Vize/ Kıyıköy’de Kaptanın Mağarası ile Kiyıköy Mağarası, Vize/ Balkaya’da Domuzdere ve Yenesu Mağaralarıdır.

    Plajlar

    Kırklareli, yaklaşık 50 km’ lik doğal bir kumsala sahiptir. Plajların en önemlileri Kıyıköy, İğneada ve Kastros’tur.

    Kıyıköy (Midye)

    Vize’ye 40 km. mesafede bulunmaktadır. Karadeniz’e egemen, kayalık bir zemin üzerinde bulunan Kıyıköy Beldesi, tabiat harikasi iki doğal sit arasında bulunmaktadır. Bu derelerde alabalık, sazan ve kefal balıkları avlanabilmekte, motorla ya da kayıkla gezinti yapılabilmektedir. Pabuçdere ile deniz arasında dar uzun ve temiz bir kumsal bulunmakta ve burada yazın kamp kurulabilmektedir. Kıyıköy’de günübirlik kullanıma yönelik güzel balık lokantaları ile cafeler dışında konaklama olanakları da mevcuttur. Ev pansiyonculuğu ileri seviyededir.

    İğneada

    Demirköy’e 25 km. Kırklareli’ne ise 97 km. mesafede bulunan İğneada, 40-50 m. genişliğinde ve yaklaşık 10 km. uzunlusunda bir kumsala sahiptir. İğneada, özellikle yakın çevresinde bulunan çok sayıdaki birinci derece doğal sit alanları ile ilgi çekmektedir.

    Kastros

    Kıyıköy’e 18 km. Kırklareli’ne ise 85 km. mesafede yer alan Kastros plajları, 500 metre uzunluğunda ve 200 metre genişliğinde bir alan kaplamaktadır. Denizi berrak, sahili ince kumlu ve yer yer kayalık bir yapıya sahiptir. Plajın kuzeyi ve güneyi ormanlarla kaplıdır. Plaj alanında çadırlı kamp, lokanta, büfe, WC, çay bahçesi, içme suyu gibi ihtiyaçlara cevap verecek tesisler bulunmaktadır.

    Kuş Gözlem Alanı

    İğneada Ormanları

    COĞRAFYA

    Kırklareli ülkemizin ormanları bol illerinden biridir. Yaban hayatı çok zengin olan Kırklareli, önemli av merkezlerindendir. Yıldız dağlarının yoğun ormanlarla kaplı yükseltileri büyük av hayvanlarının, ovalar ise kanatlı av hayvanlarının yaşama alanlarıdır. İlde kara avcılığı yanında, Karadeniz’de balık avcılığı da yapılmaktadır. Mevsimine göre her türlü balık avlanabilmektedir. Ayrıca, akarsu ve derelerde olta balıkçılığı da yapılmaktadır. En çok alabalık, miryana, sazan avlanmaktadır.

    Kırklareli iklimi yörelere göre farklılık göstermektedir. Kırklareli merkezinde de karasal iklim hakimdir. Yıldız Dağlarının kuzeye bakan kesimlerinde Karadeniz iklimi görülür. Buna bağlı olarak yazlar serin, kışlar ise soğuktur. Denizden uzak iç kesimlerde ise karasal iklim görülmektedir. Yazlar sıcak, kışlar soğuk ve zaman zaman kar yağışlı geçmektedir.

    TARİHÇE

    Neolitik çağdan itibaren (M.Ö. 6000) Kalkolitik, Tunç ve Demir Çağlarında yoğun olarak insanların yaşadığı, ele geçen belgelerden anlaşılmaktadır. Bölgede Troklar, Persler, Makedonyalılar, Galatlar, Biritanya Krallığı, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlıların hakimiyetinde kurulmuştur.

    NE YENİR

    Et ve süt ürünlerinin yanı sıra sebze ve meyve de beslenmede önemli bir yer tutar. Kaşar peyniri ve ay çiçeği üretimi yaygındır. Yörede, bağcılığa bağlı olarak içki yapımı gelişmiştir. Keşkek, zerde, kaymakçına, plaska, sulu kaçamak, kuru kaçamak, ısırgan böreği, külür, kapama, çoban böreği ısırgan otu çorbası yöreye özgü yemeklerdir.

    Kırklareli’den Yemek Tarifleri

    Kuzu kapama

    Malzemeler:

    6 parça kuzu eti

    1 demet taze soğan

    2 kıvırcık salata

    5 diş sarımsak

    1.5 yemek kaşığı tereyağı

    1su bardağı su

    tuz

    Hazırlanışı:

    Bir tavada yağ eritilir, etlerin altı üstü çok az kızartılır ve bir tepsiye alınır. Soğanların yeşil tarafları ve kıvırcıklar doğranır. Tepsideki etlerin üzeri bu yeşilliklerle kapatılır. Su, sarımsak ve tuz ilave edilerek kısık ateşte 45 dakika pişirilir.

    NE ALINIR

    Peynir, el sanatları ve geleneksel ahşap ev eşyalarının yanı sıra dokuma ürünleri alınabilir.


  • Kayseri Hakkında Bilgi

    GENEL BİLGİLER

    Yüzölçümü: 16.917 km²

    Nüfus: 943.484 (1990)

    İl Trafik No: 38

    Kayseri tarih boyunca Anadolu’nun önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Ticaretin yanı sıra, görkemli Erciyes Dağı ve gelişen kış turizmi potansiyeli ve lezzetli yemekleriyle görülmeye değer bir orta Anadolu şehridir.

    İLÇELER:

    Kayseri (merkez), Akkışla, Bünyan, Develi, Felahiye, Hacılar, İncesu, Kocasinan, Melikgazi, Özvatan, Pınarbaşı, Sarıoğlan, Sarız, Talas, Tomarza, Yahyalı, Yeşilhisar’dır.

    KocasinanBüyükşehir statüsündeki ilin iki merkez ilçesinden birisidir, ilçe merkezinde; Hacı Kılıç Cami, Mimarsinan (Kurşunlu) Cami, Gıyasiye ve Şifahiye (Tıp Tarihi Müzesi) Medresesi., Sahabiye Medresesi, İlçe çevresinde ise; Kültepe-Kaniş-Karum ve Hıdırilyaz Köşkü gezilebilecek yerlerdir.

    Melikgazi: Kayseri’de iki merkez ilçeden biriside Melikgazi ilçesidir. İlçe merkezinde; Kayseri Kalesi ve Surları, Ulu Cami (Cami Kebir), Gülük Cami, Hunat Hatun Külliyesi, Han Cami, Köşk ve Hatuniye Medreseleri, Döner Kümbet, Çifte Kümbet, Sırçalı Kümbet, Seyyid Burhaneddin Türbesi, Hunat, Kadı ve Seladdin Hamamları, Arkeoloji, Etnografya, Atatürk Evi ve Esnaf ve Sanatkarlar Müzeleri, ilçe çevresinde ise; Gesi ve çevresinde Anadolu sivil mimarisinin en güzel örneklerini teşkil eden Kayseri Evleri ve yöreye has Kuş Evleri, Mimar Sinan’ın doğum yeri olan Ağırnas kasabasında bulunan Mimar Sinan’ın doğduğu ev, yer altı şehri ve kiliseler gezilmeye ve görülmeye değer önemli yerlerdir.

    Bünyan: İl merkezine 45 km. uzaklıkta bulunan ilçe el dokuma halıları ile ünlüdür. İlçeye bağlı Karadayı köyünde bulunan Karatay ve Kayseri-Sivas karayolu üzerindeki Sultanhanı önemli eserlerdir.

    Develi: İl merkezine Erciyes Dağ yolundan 45 km. uzaklıkta bulunan ilçe merkezinde; Sivas Hatun (Ulu) Cami, Dev Ali Türbesi, Seyyid Şerif Türbesi, Hızır İlyas Türbesi ve ilçeye bağlı Gümüşören köyü yakınlarında bulunan Hitit dönemine ait Fraktin Kabartması ile İmamkulu kaya kabartması gezilebilecek yerlerdir.

    Talaş: İl merkezine 6 km. uzaklıkta bulunan ilçe özellikle 19. Yüzyılda Türk, Rum ve Ermenilerin birlikte yaşadığı önemli bir merkezdir.

    Yeşilhisar: Kayseri’ye 69 km. uzaklıkta ve ilçemize bağlı Erdemli köyünde bulunan, Erdemli Vadi’sinde göz kamaştırıcı bir tabiat içerisinde manastır, kilise ve kaya mekanlar bulunmaktadır. İlçe sınırları içerisinde bulunan ve Kapadokya’nın bağlantısı olan Soğanlı vadisi ilçenin önemli turizm merkezleridir.

    GEZİLECEK YERLER

    Müzeler ve Örenyerleri

    Müzeler

    Arkeoloji Müzesi

    Etnografya Müzesi

    Kayseri Müzesi

    Örenyerleri

    Kültepe – Karahöyük Köyü Soğanlı – Yeşilhisar

    Kültepe Ören Yeri: Kayseri-Sivas karayolunun 20. km.sinden, yolun 2 km. kuzeyinde yer alan yüksekliği 22 m. çapı 500 m.yi bulan bir höyük tepe ile onun etrafını çeviren Karum adı verilen aşağı şehirden ibarettir. Dünyaca tanınan bu açık hava müzesi ilk olarak 1881′de dikkati çekmiştir. Yapılan kazılarda Kültepe’de, Asur, Genç Hitit, Roma-Pers ve Tabal Dönemlerine ait eserler ve bulgular ele geçirilmiştir. Bu eserlerin en önemlileri Asur dilinde yazılmış çivi yazılı tabletlerdir. Bunlar Anadolu’nun en eski yazılı belgeleridir.

    Şehir Surları ve Kalesi: Cumhuriyet Meydanında bulunan Kayseri Surları ve Kalesi 3. yy. ortasında inşa edilmiş, 6.yy. ortasında da daraltılmış ve tamir edilmiştir. Kayseri şehrinin tarihi kalesi iki kısımdan ibarettir: dış sur ve burçlardan meydana gelen dış kale ve iç kale.

    İnanç Turizmi

    Şehir merkezinde bulunan Ulu Cami, Güllük, Han, Hacıkılıç, Kurşunlu ve Kale camileri kentin önemli camileridir. Merkezdeki Avgunlu, Çifte, Sırçalı, Şah Kutlu Hatun, Ali Cafer, Köşk kümbetleri ile Melik Mehmet Gazi ve Seyyit Burhanettin türbeleri önemli olanlarıdır.

    Sahabiye Medresesi, Hunat Medresesi, Seraceddin Medresesi, Köşk Medresesi, Hatuniye Medresesi Kayseri’nin önemli medreseleridir.

    Kayseri-Adana yolu istikametinde, Kayseri’ye 70 km. uzaklıktaki Erdemli vadisi içerisinde manastır, kiliseler ve kaya mekanları görülmeye değerdir.

    50′ye yakın kaya kilisesi ve mağaranın bulunduğu Soğanlı Vadisi önemli bir turistik merkezdir.

    Han ve Kervansaraylar

    Sultanhanı Kervansarayı: Kayseri-Sivas karayolunun 50.km.sinde bulunmaktadır. Selçuklu Sultanı 1. Alaattin Keykubat zamanında (1232-1236) yapılmıştır. Kervansaray kapı süslemesi ve iç mimarisi ile ön plana çıkmıştır.

    Karatay Kervansarayı: Bünyan İlçesi, Karadayı köyünde bulunan Kervansarayı 1255 yılında Selçuklu vezirlerinden Celalettin Karatay yaptırmıştır.Türbe ve sütunlarındaki kabartmalar Selçuklu taş işlemeciliğinin güzel örneklerindendir

    Kara Mustafa Paşa Kervansarayı: İncesu ilçesinde bulunan ve camisi, medresesi otuz dükkanlık alışveriş yeri ile bir külliye olan bu eseri, 1660 yılında Osmanlı vezirlerinden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa yaptırmıştır.

    Vezir Han: Şehir içi Kapalı Çarşının yanında bulunan bu iki katlı han, Damat İbrahim Paşa tarafından 1727 yılında yaptırılmıştır. İlginç mimarisi ile dikkati çeken hanın ortasında bir çeşme vardır.

    Bedesten: Kapalı çarşının içinde bulunan bedestenin, üç büyük kubbe ve kubbeciklerden meydana gelen tavan örtüsü mevcuttur. 1497 yılında yaptırılmıştır.

    Kapalı Çarşı: Türkiye’nin dört büyük kapalı çarşısından biri olan ve dört giriş kapısı bulunan Kayseri Kapalı Çarşısı, 1859 yılında halk tarafından yaptırılmıştır.

    Kaplıcalar

    Bayramhacı Kaplıcası: Kayseri’nin 65 km. batısında, Bayramhacı köyüne 1,5 km. uzaklıkta yer alan kaplıcada 55 oda 140 yatak kapasitesi, iki erkek, iki bayan olmak üzere toplam dört havuzla hizmet vermektedir. Kaplıcanın 38ºC / 40ºC sıcaklığındaki suyun romatizma, deri, kalp ve kan dolaşımı, solunum yolu ve kadın hastalıkları tedavisinde yararlı olmaktadır.

    Tekgöz Kaplıcaları: Kayseri’ye 33 km. uzaklıkta Kocasinan ilçesi Yemliha kasabasında bulunan kaplıcada, biri erkek biri bayan olmak üzere iki havuz mevcuttur. Kaplıcanın 43ºC sıcaklığındaki suyu; romatizma, deri, solunum yolu, böbrek ve idrar yolları, kadın hastalıkları tedavisinde yararlı olmaktadır.

    Milli Parklar ve Korunan Alanlar

    Aladağlar Milli Parkı

    Sultansazlığı Koruma Alanı

    Mesire Yerleri

    Kapuzbaşı Takım Şelaleri: Yahyalı İlçesine 76 km. uzaklıkta olan ve boyları 30-50 m. arasında değişen yedi ayrı dizi halinde akan Yahyalı Şelaleleri Zamantı nehrine karışmakta ve bu nehirlerle birlikte Seyhan’a ulaşmaktadır.Debisi ve yüksekliği ile dünyanın belli başlı şelalelerinden olan Yahyalı Şelaleleri, görüntüsü ile insanları büyüleyen bir tabiat harikasıdır.

    Kuş Gözlem Alanı

    Palas Gölü

    Sultansazlığı

    Aladağlar

    Sportif Etkinlikler

    Kayak Merkezi: Kayseri’de bulunan Erciyes Kayak merkezi, ülkenin önemli kayak alanlarından biridir.

    Doğa Yürüyüşü Aladağlar, Hacer Boğazı ve Yedigöller mevkii trekking ve doğa yürüyüşü için uygun bölgelerdir.

    Rafting: Aladağlar Milli Parkı alanında yer alan Zamantı ırmağında rafting yapılmaktadır.Zamantı ırmağı üzerinde biri 1 km. olmak üzere iki doğal köprü bulunmaktadır. Ayrıca amatör raftingciler için Kızılırmak’ta rafting yapılacak parkurlar tespit edilmiştir.

    Hava sporları: Kayseri, hava sporları için elverişli alanlara sahiptir.

    COĞRAFYA

    İç Anadolu’nun Kızılırmak bölümünde, kuzeyde Yozgat ve Sivas, batıda Niğde ve Nevşehir, güneyde Adana, güneydoğusunda Kahramanmaraş ve doğuda Malatya illeri arasında yer alır. Denizden yüksekliği 1050m.dir. İlde, İç Anadolu Bölgesi’nin tamamında olduğu gibi, bozkır iklimi hüküm sürer. Yazlar sıcak ve kurak, kışın ise soğuk ve yağışlı geçer.

    TARİHÇE

    Kayseri, Orta Anadolu’da 3917 m. yüksekliğindeki Erciyes Dağı eteklerinde kurulmuş, 6000 yıllık tarihi olan en eski yerleşme yerlerinden biridir. M.Ö. 4000′den yani, Kalkolitik Çağlarından başlayarak Asur, Hitit, Frig, Roma,Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri’nde önemli bir kültür ticaret merkezi olmuştur.

    NE YENİR?

    Pastırma ve Sucuk, Kayseri’nin meşhur mantısı (yağ, tepsi, vs) mutlaka tadılmalıdır.

    Kayseri’den Yemek Tarifleri

    Kesme çorba

    Malzemeler:

    2 su bardağı un

    1 adet yumurta

    1 çay bardağı su

    2 yemek kaşığı kıyma

    1 yemek kaşığı margarin

    1 yemek kaşığı salça

    4 su bardağı su

    Tuz karabiber ve nane

    Hazırlanışı: Yumurta, un, tuz ve 1 çay bardağı su ile hamur hazırlanır ve açılır, ince şeritler halinde kesilir. Su kaynatılır, kesilmiş olan hamurlar ilave edilir. Kıyma ve salça eklenir, kaynatmaya devam edilir. Hamurlar pişince üzerine yağda  kızdırılmış nane dökülerek servis edilir.

    Kağıtta pastırma

    Malzemeler:

    100 gr ince dilimlenmiş pastırma

    2 adet domates

    3 adet sivri biber

    1 yemek kaşığı tereyağı

    4 sap maydanoz

    6 dilim limon

    6 alüminyum folyo (15×15 cm)

    Hazırlanışı: 15×15 cm ebadında kesilmiş 6 alüminyum folyonun içi tereyağı ile yağlanır. Folyoların içine ikişer dilim pastırma yerleştirilir. Pastırmaların üzerine sırasıyla domates dilimleri, sivri biber, maydanoz ve limon dilimleri yerleştirilir ve  fındık büyüklüğünde tereyağı eklenerek kapatılır. Orta hararetli fırında 20-25 dakika pişirin.

    Havleter

    Malzemeler:

    1/2 çay bardağı su

    1 fincandan bir parmak eksik buğday nişastası

    1 fincan pekmez

    3 yemek kaşığı sıvı yağ

    Hazırlanışı: Tüm malzeme karıştırılır. Teflon tencerede 3 yemek kaşığı sıvı yağ kızdırılır, karışım dökülür. Karıştırarak pişirilir. Kaşığı tutunca ateş kısılır, tencerenin ağzı kapatılır. Sık sık ezerek karıştırılır. Sünger parçaları gibi ayrılınca karıştırma bırakılır. Servis tabağına alınarak servis edilir.

    NE ALINIR?

    Bünyan ve Yahyalı halısı ile ünlü olan Kayseri’de pastırma ve sucuk alınması gereken yiyecek malzemeleridir.


  • Kastamonu


    Kastamonu Siyasi Haritası

     

    Genel Bilgiler

    Yüzölçümü: 13.108 km² 
    Nüfus: 423.611 (1990) 
    İl Trafik No: 37 

    Hakkında Bilgi

    Eski bir yerleşim merkezi olan Kastamonu il merkezi ve ilçelerinde bir çok eski eser ziyarete açıktır. Belli başlıları Araç, Taşköprü, Küre, Abana ilçeleri sit alanı kapsamındadır. Taşköprü’de Zımbıllı Tepe (Pompeipolis), İnebolu’da Abeş Kalesi, Geriş Tepesi, Çatalzeytin’de Ginolu Koyu, Cide İlçesinde Gideros Koyu arkeolojik sit alanıdır.

    İLÇELER: 

    Kastamonu ilinin ilçeleri; Abana, Ağlı, Araç, Azdavay, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Daday, Devrekani, Doğanyurt, Hanönü, İhsangazi, İnebolu, Küre, Pınarbaşı, Seydiler, Şenpazar, Taşköprü ve Tosya’dır.

    Araç: İl merkezine 44 km uzaklıkta bulunan ilçe Kastamonu – Karabük karayolu üzerindedir. 

    Cide: İl merkezine uzaklığı 146 km.dir. 12 km kumsalı olan Cide, konumu gereği tarih boyunca İpek Yolu üzerinde önemli bir liman olma özelliğini sürdürmüştür. 

    Daday: İl merkezine uzaklığı 32 km. dir. Atatürk 23 – 31 Ağustos 1925′te “Şapka ve Kıyafet İnkılabı” dolayısıyla Kastamonu’ya geldiğinde ilçeyi ziyaret etmiş ve Köpekçioğlu Konağında misafir edilmiştir. 

    Devrekani: İl merkezine uzaklığı 29 km.dir. Eski bir yerleşim merkezi olan Devrekani höyük ve harabeleri, çeşme ve camileri ile arkeolojik yönden zengindir. 23 – 31 Ağustos 1925 Kastamonu ziyaretlerinde Atatürk 28 Ağustosta ilçeyi ziyaret etmiş, Bozkocatepe – Kurukavak Köyünde ormanlık bir alanda bulunan Müftüoğlu Mehmet Bey’in çiftliğinde misafir edilmiştir. 

    Hanönü: İl merkezine uzaklığı 69 km. dir. Kastamonu’ nun en önemli yatırlarından, türbesi şehir merkezinde bulunan Şeyh Şaban-ı Veli İlçenin Çındar Köyünde M.1471 yılında doğmuştur. İlçede Mayıs ayı ilk haftasında “Şeyh Şaban-ı Veli Anma Haftası” Ekim ayının ilk haftası Panayır düzenlenmektedir. 

    İhsangazi: İl merkezine uzaklığı 37 km. dir. İlçenin İsalar Mahallesinde bulunan Haraçoğlu Camii ve Türbesi tarihi ziyaret yeridir. 

    İnebolu: İl merkezine 97 km uzaklıktadır. İlçe merkezi kentsel sit alanıdır. 347 tescilli yapı bulunmaktadır. Abeş Tepesi ve Geriş Tepesi Arkeolojik Sit Alanı olarak tescillidir. 

    Küre: İl merkezine uzaklığı 61 km.dir. İlçede bulunan Doğanlar Kalesi M.Ö. 1700 – 1100 yıllarında yapılmıştır. Küre orman içi yayla turizmi için elverişli ve tabii güzellikleri olan bir ilçedir. Yaralıgöz Dağı eteklerindeki kanyon görülmeye değerdir. 

    Pınarbaşı: İl merkezine 92 km uzaklıktadır. Ilıca köyünde bulunan Roma Dönemi “Ayazma” da ılık su hala mevcuttur. Aynı köyde Devrekani Çayı üzerinde şelale görülmeye değer yerlerdir. İlçenin Sümenler Köyü sınırları içinde Sorkun yaylası yakınında bulunan dağlık alanda Ilgarini Mağarası turizm için önemli bir potansiyel arz etmektedir.

    NASIL GİDİLİR?

    Kastamonu, Sinop limanına giden İpek Yolu güzergahlarının kavşak noktasında yer almaktadır. Otobüs Terminali İl merkezindedir.

    6 ilçesi deniz kıyısında olan Kastamonu’nun İnebolu İlçesi’nde küçük tonajlı gemilerin yük alıp boşaltabilecekleri bir liman bulunmaktadır. Ayrıca, Cide, Abana, Çatalzeytin ilçelerinde küçük limanlar mevcuttur.

    Kastamonu havaalanı yapım çalışmaları sürmektedir. 

    Otogar ve Otobüs Şirketleri Telefonları

    Merkez Otogar: Tel: 0 366 214 12 12 – 214 86 79 – 214 64 12
    Şehiriçi Terminal: 0 366 214 64 12
    Seydiler: 0 366 668 44 48
    Küre: 0 366 751 26 53
    İnebolu: 0 366 811 39 30 – 811 38 37
    Evrenye: 0 366 821 60 08 
    Araç: 0 366 362 11 11
    Devrekani: 0 366 638 13 51

    Kastamonu Özlem
    İstanbul – Yeni Otogar: 0 212 568 06 13 – 658 06 14
    İstanbul Harem Garajı: 0 216 341 03 20
    İzmit: 0 262 335 11 53 – 335 12 94
    Bursa: 0 224 254 72 37 – 252 26 98
    Balıkesir: 0 266 245 54 55-56
    İzmir: 0 232 486 10 28 – 486 26 11
    Ankara Dışkapı: 0 312 52 10
    Ankara Terminal: 0 312 309 22 19
    Karabük: 0 372 415 07 77
    Samsun: 0 362 238 39 05
    Havza: 0 362 714 12 13 

    Kastamonu Metro Turizm
    Kastamonu (Merkez Otogar): 0 366 214 27 27
    Kastamonu (Merkez Şehiriçi): 0 366 212 39 98
    İstanbul (Yeni Otogar): 0 212 658 27 11
    İstanbul (Harem): 0 216 391 81 30
    Ankara (Aşti Terminal): 0 312 224 00 12

    Kastamonu Ünal
    Merkez Otogar: 0 366 214 11 11 – 212 59 69
    Merkez Şehiriçi:0 366 212 55 54
    Taşköprü: 0 366 417 10 44 – 417 44 46
    Hanönü: 0 366 417 55 75
    Ankara (Aşti-Yazıhane No:51): 0 312 224 01 37
    Dışkapı: 0 312 311 21 61
    İstanbul (Yeni Otogar Per.34): 0 212 658 04 24 – 658 13 58
    İstanbul-Harem (Per:22): 0 216 333 40 59
    İzmit (Per.34): 335 26 73
    Samsun: 0 362 228 13 66
    Havza: 0 362 714 11 41

    Kastamonu Huzur Expres 
    Kastamonu: 0 366 214 10 39 – 214 72 72
    Taşköprü: 0 366 417 43 55
    Araç: 0 366 362 11 11 – 362 12 35
    Daday: 0 366 616 23 50
    İstanbul – Yeni Otogar Tel: 0 212 658 21 17 – 658 08 46
    İstanbul Harem Garajı Tel: 0 216 332 21 09
    Ankara Dışkapı Tel: 0 312 311 21 61
    Ankara Aşti (Per.38) Tel: 0 312 224 01 37 – 224 02 37

    GEZİLECEK YERLER

    Müzeler ve Örenyerleri

    Arkeoloji Müzesi
    Adres: İsfendiyarbey Mah. Cumhuriyet Cad. No:6 – Kastamonu 
    Tel: (366) 214 54 56 

    Etnografya Müzesi 
    Adres: Hepkebirler Mah. Sakarya Cad. – Kastamonu 
    Tel: (366) 214 01 49 

    Kaleler

    Kastamonu Kalesi: Kentin görkemli anıtlarından olan Kalenin ilk kez Bizans döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Sağlam olan iç kalenin temel kısmı Bizans, üst bölüm Candaroğulları dönemine aittir. 

    Zımbıllı Tepe Höyüğü (Pompeipolis): Taşköprü ilçe merkezi yakınındaki bulunan bu antik kent M.Ö. 64 yılında Romalılar tarafından Paphlagonia eyaletinin merkezi olarak kurulmuştur. Yapılan arkeolojik kazılarda birçok eser ve mozaikler ortaya çıkarılmıştır. 

    Cami ve Külliyeler

    Atabey Camisi: Kent merkezindeki bu cami, 1273′te Candaroğulları döneminde yapılmıştır. Kapıdan mihraba doğru uzanan ahşap sütunlar nedeniyle halk arasında 140 direkli diye bilinen yapının kesme taştan kısa minaresi Selçuk dönemi özelliklerini taşımaktadır. 

    İbni Neccar Camisi: Kent merkezinde bulunan bu cami 1353 yılında yaptırılmıştır ve çeşitli onarım ve eklerle günümüze gelmiştir. Sivri kemer içindeki kapısı ahşap oymacılığının güzel örneklerindendir. 

    Mahmut Bey Camisi: Kent merkezinin 20 km. kuzeybatısında Kasaba Köyündedir. Selçuklu ve Beylikler dönemi ahşap camiler geleneğinin güzel örneklerindendir. 1388′de Candaroğlu Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. Ahşap kapı kanatları eski yazı ve bitkisel motiflerle süslüdür. Düz ahşap üzerine renkli boya ile yapılan kalem işleri de çok başarılıdır. 

    İsmail Bey Külliyesi: Candaroğlu İsmail Bey (1443-1480) Kastamonu’da 1451 yılında cami, türbe, hamam, medrese, imaretten oluşan bir külliye yaptırmıştır. Türbenin ön yüzündeki taş işçiliği ilginçtir. 

    Hanlar

    İsmail Bey Hanı (Kurşunlu Han): Kastamonu’da, Aktarlar Çarşısında bulunan bu hanın kuzey ve güneyinde olmak üzere iki kapısı vardır. 

    Deve Hanı: Kastamonu’da, İsmail Bey Külliyesi arkasındadır. İsmail Bey’in vakfiyesinde külliye ile birlikte inşa edildiği yazılıdır. Yapının ön yüzü kesme taş, yan duvarları moloz taştan yapılmıştır. 

    Urgan Hanı: Kastamonu’da, Nasrullah Camisi yanında bulunan Urgan Hanı, 1748 yılında yaptırılmıştır. 

    Gökçeağaç Hanı: Hanönü ilçe merkezinde bulunan bu hanın Jüstinyen zamanında kilise olarak yapıldığı, daha sonra Türkler tarafından kervansaray olarak kullanıldığı ileri sürülmektedir. 

    Kastamonu Evleri

    İl merkezinin Akmescit, Hepkebirler, Atabey ve İsmailbey mahallelerinde özgünlüğünü yitirmemiş, geleneksel Türk evi ve yakın dönem Osmanlı sivil mimarisi örnekleri bulunmaktadır.Bu tür geleneksel evleri, il merkezindeki kadar yoğun olmamakla birlikte, Taşköprü, Küre, İnebolu, Araç ve Abana gibi ilçelerin eski mahallelerinde de görmek mümkündür. 

    Plajlar

    Kastamonu’da arkeolojik ve tabii sit alanı doğal güzelliğe sahip Cide Gideros Koyu, Cide İlçesi Plajı, Merkez, Kumluca, Akbayır Köyü Kumsalı , Doğanyurt’da Kadınlar Plajı, İnebolu’da Boyranaltı Plajı, Gemiciler Köyü Plajı, Bozkurt’da, Yakaören (İlişi) Köyü Plajı, Abana’da Halk Plajı, Tatil Köyü Plajı ve Çatalzeytin’de Ginolu Plajı Tabii Sit Alanı bulunmaktadır. 

    Milli Parklar ve Korunan Alanlar

    - Ilgaz Dağı Milli Parkı
    - Küre Dağları Milli Parkı
    - Kastamonu Tabiat Anıtları

    Mağaralar

    Pınarbaşı ilçesinde Ilgarini (Ilvarini) Mağarası , Küre ilçesinde Sarpunalınca Mağarası , Şenpazar ilçesinde Kuyluç Mağarası görülmeye değer mağaralardır. 

    Yaylalar

    Kastamonu’nun Araç İlçesinde Munay, Fındıklı, Sıragömü,Kirazlı, Başköy Yaylaları; Daday İlçesinde Oluklu Yaylası; Azdavay İlçesinde Suğla yaylası; Küre İlçesinde, Belören yaylası; Tosya İlçesinde Kösem yaylası, Dipsizgöl, Yeşil göl, Sekiler Yaylası bulunmaktadır. 

    Kuş Gözlem Alanı: Ilgaz Dağları

    Sportif Faaliyetler

    Kayak Merkezi: Kastamonu ve Çankırı il sınırlarında kalan Ilgaz Dağında kayak tesisleri bulunmaktadır. 

    Atlı Doğa Yürüyüşü: Daday’da buluan At çiftliğinde Atlı Doğa Yürüyüşü yapılmaktadır. Araç yaylaları atlı doğa yürüyüşü için son derece elverişlidir. 

    Avcılık: Taşköprü Koyguncu- Bağdemci, Donalar-Dereköy hattı, Küre Belören köyü-Kirazcık-İmamoğlu-Alasökü-Şehirören hattı, Elekdağı-Oymaağaç-Sökü-Bademçambaşı-Paşa-Gündoğdu hattı av turizmine müsait alanlardır. Çatalzeytin İlçe ve köylerinde domuz sürek avı yapılmaktadır. Ayrıca Devrekani ilçesindeki Beyler Barajı, Daday ilçesindeki Yumurtacı Göleti balık avcılığına müsaittir. 

    Gençlik Kampları: Kastamonu’da Turizm Bakanlığı Turizm Eğitim Merkezi bulunmaktadır. 

    COĞRAFYA

    Kastamonu ili, kuzeyde Karadeniz sahiline paralel olarak yükselen Küre (İsfendiyar) Dağları, güneyde güneybatı-kuzeydoğu yönünde uzanan Ilgaz Dağları ile dağlık bir bölge konumundadır.

    İlin en yüksek noktası Ilgaz Dağları üzerindeki Hacet Tepesidir (2 565 m.). En önemli vadileri, Daday ve Taşköprü ovalarını içine alan Gökırmak ile Devrez vadileri olup; Araç ve Devrekani çayları, Gökırmak ve Devrez Çayı ilin önemli akarsularıdır. Zonguldak ve Sinop’u birbirine bağlayan 135 km. uzunluğundaki kıyı şeridi ile de Karadeniz sahilinde yer almaktadır. 

    İl sınırı içinde iklim iki farklı özellik gösterir. Sahil boyunca bol yağışlı ve ılıman bir iklim, iç kesimlerde ise soğuk ve kurak karasal iklim hakimdir.

    TARİHÇE

    Kastamonu ve çevresinde ele geçen buluntular, ilk yerleşimin Paleolitik Döneme dayandığını göstermektedir. Yöreye daha sonra Hititler, Persler, Makedonlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar hakim olmuşlardır.

    NE YENİR?

    Kastamonu ili zengin bir mutfağa sahiptir. Her pazar fırınlarda pastırmalı ekmek veya etli ekmek yaptırılır.

    Tarhana çorbası, ana-kız çorbası, ecevit çorbası, külbastı, mıklama, kapatma, kavurma, erişte, köle hamuru, banduma, kaygana, cırık, biryan kebabı, mantı, haluçka, simit tiriti, mısır çöreği, baklava, kaşık helvası, pekmezli un helvası, çekme helva, hasüde yörenin sevilen yemek ve tatlılarındandır. 

    Kastamonu’dan Yemek tarifleri

    Kızılcık tarhana çorbası

    Malzemeler:
    5 yemek kaşığı kızılcık tarhana
    1 adet soğan
    5 diş sarımsak
    1/2 yemek kaşığı margarin
    tuz 

    Tarhananın Yapılışı: Ağaç dalında yumuşamış kızılcıklar çekirdeklerinden ayrılır unla birlikte yoğrulur güneşte kurutulur. Daha sonra bu parçalar ufalanır.

    Hazırlanışı: Soğan ince ince doğranır. Bir tencerede yağ eritilir ve soğanlar pembeleşene kadar kavrulur. 4 su bardağı su, tarana ve tuz ilave edilir. Karıştırarak pişirilir. İndirmeye yakın dövülmüş sarımsaklar ilave edilir, bir iki taşım daha kaynatılır. Sıcak servis edilir. 

    Pırasa dolması 

    Malzemeler:

    1 kg pırasa
    2 adet soğan
    250 gr kıyma
    2 yemek kaşığı pirinç
    2 adet yumurta 
    1 limon
    1 yemek kaşığı salça
    1 yemek kaşığı sıvıyağ
    maydanoz, tuz, karabiber 

    Hazırlanışı: Pırasaların kalın beyaz kısımları 6 cm boyunda yeşil kısma kadar kesilir. Yıkanır ve az su ile biraz haşlanır, süzülür. Etli dolma içi hazırlanır. Pırasaların her katı açılır ve dolma içi ile doldurulur. Su ve yağ ilave edip orta hararetli ateşte pişirilir. Ocaktan indirmeye yakın yumurta sarısı ve limon suyu ile hazırlanan terbiye karıştıra karıştıra yemeğe ilave edilir. Bir taşım daha kaynatılır, servis edilir. 

    Pirinçli mantı

    Malzemeler:

    2 su bardağı un
    1 su bardağı su
    1.5 su bardağı et suyu 

    İç malzemesi:
    1 su bardağı pirinç
    1/2 demet maydanoz
    1 adet soğan
    1/2 su bardağı su 
    1/2 çay bardağı sıvıyağ
    tuz karabiber 

    Hazırlanışı: Un tuz su yoğrularak çok sert bir hamur yapılır. Diğer tarafta soğan küçük küçük doğranır, yağda pembeleşene kadar kavrulur. Pirinçler ilave edilir ve bir iki dakika daha kavrulur. Su tuz karabiber eklenir ve suyunu çekene kadar pişirilir. Ateşten aldıktan sonra maydanoz ilave edilir. Hamur açılır küçük kareler halinde kesilir. Ortalarına iç malzemesi konur. Karelerin dört kenarından tutarak ortada birleştirilir. 200 dereceye ayarlanmış fırında 50 dakika pişirilir. Üzerine 1.5 su bardağı et suyu dökülür, sade veya yoğurtla birlikte servis edilir. 

    NE ALINIR?

    Yöresel dokumalar, yalnızca tırnak ile ve pamuk ipliği kullanılarak değişik motiflerin yapıldığı çarşaf bağları, oyalar, baskı tekniği ile bezenen havlu ve masa örtüsü gibi malzemeler, ağaç oyma işleri, saz ve bağlama gibi müzik aletleri, söğüt ağacından yapılan gazetelik, şeker kutusu, ekmek sepeti gibi eşyalar, çeşitli ağaçlardan yapılan tespihler, şimşir çatal-kaşıklar, Tosya çakıları ve bakır işleri yöreden alınabilecek özgün hediyelik eşyalardır. 

    Alışveriş merkezleri Nasrullah Meydanı, Belediye Caddesi ve Banka Sokakta yoğunlaşmıştır. İplikçiler Çarşısında yöresel dokuma ve hediyelik eşyalar bulmak mümkündür.


  • Kars Hakkında Bilgiler

                                                                                                                      GENEL BİLGİLER

    Yüzölçümü: 18.557 km² Nüfus: 349.437 (1992) İl Trafik No: 36 Kars Doğu Anadolu da ülkemizin en doğusundaki ve aynı zamanda karasal iklim dolayısıyla da en soğuk illerinden birisidir. Ancak mekanın bu olumsuzluğu ilin sanayii gelişmesinde nispeten olumsuz olmuş olsa da il turizm potansiyeli açısından bölgenin başlıca illerinden birisidir. İl ülkemizin başlıca kış turizm merkezinden birisidir ve yapılacak yatırımlarla bu alanda daha da gelişebilir. Bunun yanı sıra kültür turizmi açısından da tarihin çok eski devirlerine uzanan antik kalıntıları ve ören yerleri ile önde gelen kültür turizmi açısından da Yontma Taş Çağından itibaren kesintisiz bir yerleşime sahne olan kent önde gelen kültür turizm merkezlerindendir. İLÇELER: Kars ilinin ilçeleri; Akkaya, Arpaçay, Digor, Kağızman, Sarıkamış, Selim ve Susuz’dur. Digor: İl merkezine 42 km. uzaklıktadır. Ünlü Türk şairi Dede Korkut’un Digor’da yaşadığına inanılmaktadır. Çevrede Orta Çağdan kalma kiliseler bulunmaktadır. Bunların içinde Digor yakınlarında bulunan Beş Müzesi (Beş Kilise) ve Karabağ Köyü yakınlarında bulunan, iyi korunmuş Karabağ Müzesi’ne (Müren Kilisesi) araba ulaşımını takiben yürüyerek gidilebilir. Kağızman: İl merkezine 75 km. uzaklıktadır. Ayrıca Kağızman’ın kuzeyinde bulunan ve batıdan doğuya doğru akan Aras Nehri Kanyonu vahşi, doğal güzelliklerle doludur. Bu kanyondaki güzellikler, Kağızman ve Tuzluca yolu izlenerek görülebilir. Ayrıca Tunç Kaya (Keçivan) Kalesi, Köroğlu Kalesi ve Çengim Kilisesi gibi tarihi yapılar da mevcuttur. Sarıkamış: Kış sporları ve kış turizmi bakımından Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri olan Sarıkamış, 2200-2900 m. yüksekliğinde bir plato üzerinde yer almaktadır. Doğal güzelliği ve modern kayak tesislerinin yanı başında açılmaya başlayan oteller Sarıkamış’ın önemli bir turizm merkezi olmasını sağlamaktadır. Sarıkamış’ta, en uygun kayak mevsimi 20 Aralık-20 Mart tarihleri arasındadır. Susuz: İl merkezine 24 km uzaklıktaki ilçe yakınlarında yer alan Susuz Şelalesi, görülmeye değerdir. Ayrıca yine ilçe merkezi yakınlarındaki Susuz Kaplıcaları da romatizma hastalıklarına iyi gelmektedir. Akyaka: İl merkezine 54 km. uzaklıkta olan Akyaka ilçesi sınırları içinde tarihi Ocaklı (Ani) kenti bulunmakta ve ziyaretçilerin ilgi odağı olmaktadır. Arpaçay: Doğusunda Ermenistan toprakları ve Akyaka İlçesi, Güneyinde Kars İli bulunmakta olup, Kuzeyinde Çıldır İlçesi ve Batısında da Susuz İlçesi toprakları ile çevrilidir. Selim: İlçe Doğu Anadolu bölgesinin en yüksek yaylaları üzerinde yer alır. NASIL GİDİLİR? Karayolu: Otobüs terminalinin kent merkezine uzaklığı 3 km.’ dir. Kent merkezinden otogara firmaların servis aracı ve dolmuşlarla gidilmektedir. Otogar Tel: (+90-474) 223 33 33 – 223 29 55 – 212 77 77 Havayolu: Kars Havalimanının kent merkezine uzaklığı 7 km.dir. Havalimanı Tel: (+90-474) 223 06 74 Demiryolu: Tren istasyonunun kent merkezine uzaklığı 1 km’dir. Ulaşım taksi ve dolmuşlarla yapılmaktadır. Kars-Ankara-İstanbul demiryolu (Erzurum-Erzincan-Sivas-Kayseri üzerinden) bağlantıları mevcuttur. İstasyon Tel: (+90-474) 223 43 98 – 223 43 99 GEZİLECEK YERLER Müzeler Kars Müzesi: Doğu Anadolu’nun en zengin müzelerindendir. Arkeolojik eserler bölümünde Kars yöresinde bulunmuş seramik ve bronz eserler, yüzük taşları, çeşitli paralar, süslemeli ahşap kapılar, nişler, çanlar; etnografik eserler bölümünde Kars halkının tarih içinde kullandığı eşyalar; bahçede ise çeşitli devirlere ait rölyefler, koç heykelleri, mezar taşları sergilenmektedir. Tel: (+90-474) 212 38 17 Ziyarete açık saatleri: 08.30-12.30 / 13.30-17.00 Ziyarete açık günler: Pazartesi hariç her gün Örenyerleri Ani ( Ocaklı ): Ani Harabeleri Kars’a 48 km uzaklıktadır.Mevcut Ocaklı Köyü yakınında Türkiye-Ermenistan sınırına yakın Arpaçay nehri kenarında konumlanan kentin kuruluşu M.O. 350-300 yıllarına dayanmaktadır. Ani ülkemizi ziyaret eden turistlerin önemli uğrak merkezlerinden birisidir. Ani’de kent surları, Ortaçağ kiliseleri Selçuklu mimari eserleri görülmeye değerdir. Kaleler, Surlar Kars Kalesi: Merkez Kale veya İç Kale olarak da anılan Kars Kalesi 10. yüzyılda yapılmıştır. 1386′da Timur tarafından yerle bir edilmiş ve 1579′da yeniden yapılmıştır. Surlar: Kuzey surları ilk defa 972′de yapılmıştır. 977-990 yıllarında doğu surları eklenerek, güçlendirilmiştir. Kuzeyde yer alan üç giriş kapısı görülmeye değerdir.12. yy.da Selçuklular tarafından hastane olarak kullanılan Ejderha Kulesi Anadolu’nun en eski hastanelerindendir. Saraylar Selçuk Sarayı: Ani ören yerinin kuzeybatı ucunda yer almakta olup, oldukça görkemlidir. Dış kapısında bulunan zengin mozaik şeklindeki taç kapısı geometrik motiflerle süslenmiştir. İçte muhtelif odalar, galeri, depolar ile çeşmesiyle büyük bir yapı kompleksi oluşturur. Beylerbeyi Sarayı: Kale eteğindeki Saray, 1579′da Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. İki katlı olan yapı 1828 yılına kadar Kars Hükümet Konağı olarak kullanılmıştır. Camiler Evliya Camisi ve Selçukluların Anadolu’da inşa ettikleri ilk cami olan Menuçehr Camisi ilin önemli camileridir.1579′da yaptırılan ilk cami yıkıldığından, 17. yüzyılda toprak damlı olarak yeniden inşa edilmiştir. Avlusundaki türbeden dolayı bu adı almıştır. Hamamlar İlbeyoğlu Hamamı: Taşköprü’nün sağ tarafındadır. Bugün Muradiye Hamamı olarak tanınır. Kabartma ve süslemeleri 18. yüzyıl mimari özelliklerini taşır. Halen kullanılmaktadır. Mazlumağa Hamamı: Taşköprü’nün solunda yer alan bu hamam 1579′da yapılmıştır. Köprüler Taşköprü: Sultan III. Murat tarafından 1579 yılında kentin onarımı sırasında yaptırılmıştır. İlk köprü yıkıldığından, eski ayaklar üzerine 1719′da bugünkü köprü inşa edilmiştir. Plato ve Yaylalar Kars ili plato ve yaylalardan oluşmaktadır. Yayla Turizmi ve Çifttik Turizmi yönünden önemli bir potansiyele sahiptir. Sportif Etkinlikler Sarıkamış Kış Sporları Merkezi Kars – Sarıkamış Doğu Anadolu Bölgesinde, Kars-Sarıkamış ilçe merkezinin güneydoğusunda yer almaktadır. 2634 m yüksekliğindeki Kars’a 55 km. mesafede Sarıkamış İlçesinin içerisinde Çamurlu dağdadır. Çamlar arasındaki Sarıkamış kayak merkezi; kar kalitesi açısından önem kazanmıştır. Çamlar arasında toplam 12 kilometreyi bulan 5 etaplı piste sahip 2500 rakımlı Cıbıltepe’nin muhteşem bir doğal güzelliği vardır. Cıbıltepe’nin kristal karla kaplı olması ise onu kayakçılar açısından daha cazip hale getiriyor. Ulaşım: Sarıkamış Kayak Merkezi Kars hava alanına 50 km, şehir merkezine ise 60 km. uzaklıktadır. Kayak tesislerine en yakın havaalanından (Kars havaalanı 40 dakika ve Erzurum havaalanı 90 dakika) otobüsle ulaşmak mümkündür. Şehir merkezinden kayak tesislerine ulaşım özel araçlarla mümkündür. Coğrafya: Kayak alanı 2100 -2634 metre yükseklikleri arasında, sarıçam ormanları içerisinde yer almaktadır. Normal kış koşullarında 1.5 metre dolayında olan kar, kayak sporu için oldukça elverişli ve sadece Alplerde olan kristal kar özelliği göstermektedir. Sarıkamış’ta kayak için en uygun zaman 20 Aralık-20 Mart tarihleri arasıdır. Yörede karasal iklim hakimdir. Hakim rüzgar yönü güney-batı yönlerindedir. Sarıkamış ve çevresi; Alp disiplini, Kuzey disiplini ve Tur Kayağı etkinlikleri için çok uygun koşullara sahiptir. Konaklama ve Diğer Hizmetler: Kayak Merkezinde 2 si devlet konuk evi olmak üzere konaklama yerleri bulunmaktadır. Tesislerde kayak öğretmeni ve kiralık kayak malzemesi temini mümkündür. İlkyardım, güvenlik ve sağlık hizmetleri verilmektedir. Sarıkamış ilçesindeki konaklama yerleri ve hastanelerden istifade edilmektedir. Helikopter pisti olarak askeriye’ den yararlanılmaktadır. Mekanik Tesisler ve Pistler: Sarıkamış Kayak Merkezinde 2 adet telesiyej, 1 adet teleski tesisi hizmet vermektedir. Sarıçam Kayak Tesisleri 2400 kişi/saat kapasiteli, diğer telesiyej ise 800 kişi/saat kapasitelidir. Ayrıca Sarıkamış’ta Cıbıltepe’ye Turizm Bakanlığı tarafında 2 adet 4′lü teleski yaptırılmıştır. Kuş Gözlem Alanı Kuyucuk Gölü,Çalı Gölü ve Balık Gölü Kuş Alanı Kars İli sınırları içinde bulunmaktadır. Aras Havzası COĞRAFYA Kars ili Doğu Anadolu Bölgesinin kuzeydoğu kesimlerinde yer almaktadır. Büyük bir plato özelliği gösteren il coğrafyasında genel olarak bitki örtüsü bozkır görünümündedir. Yalnız Sarıkamış ilçesinde çam ormanları bulunmaktadır. Kağızman ilçesinde bağ ve bahçecilik yapılmaktadır. Kars Doğu Anadolu Bölgesinin en soğuk bölgesinde yer alır. Bu nedenle karasal bir iklime sahiptir; kışları uzun ve sert, yazları ılımlı hatta serince geçer. TARİHÇE Araştırmalardan Kars tarihinin Cilalı Taş Devrine kadar indiği (M.Ö. 9000-8000) anlaşılmaktadır. Bölge daha sonraları Hurriler, Urartular, İskitler, Partlar, Sasaniler ve Bizanslıların hakimiyetine girer. 1064 yılında Selçuklu Sultan Alpaslan, şehir ve civarını fethetmiş, böylelikle Türk kavimlerine Anadolu yolunu açmıştır. Şehir ve çevresinde Moğollar ve Akkoyunlular, Karakoyunlular gibi Türk devletleri hüküm sürmüş, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim bölgeyi fethettikten sonra Osmanlı İmparatorluğuna katmıştır. NE YENİR? Kaşarı ve balının yanı sıra, Kars zengin ve renkli bir mutfağa sahiptir. Yöreye özgü belli başlı yemekler; umaç helvası, elma dolması, hörre (un) çorbası, evelik adlı bitkiden yapılan evelik aşı, ekmek üzerine kızgın yağ ve yoğurt dökülerek yapılan ekmek aşı, pişi, kuymak, hengel (mantı), yarma buğdaydan yapılan haşıl, bozbaş, kemikli ve parça etten yapılan ve bir çeşit çorba olan piti, sultani üzümle yapılan pilav ve Kars böreğidir. Kars’dan Yemek Tarifleri Hörre Malzemeler: 2.5 yemek kaşığı tereyağı 3 yemek kaşığı un 5 su bardağı su 1 tatlı kaşığı salça tuz ,karabiber Hazırlanışı: Bir tencerede 2 kaşık tereyağı ile un kavrulur. Rengi hafif pembeleşince yavaş yavaş su ilave edilir. Tuz ve karabiber ile tatlandırılır. Sürekli karıştırarak pişirilir. Diğer tarafta yarım kaşık tereyağında salça ezilerek kızdırılır. Bu çorbanın üzerine gezdirilir ve sıcak olarak servis edilir. NE ALINIR? Doğal boyalı pamuk, kıl, ipek ve yün iplikler kullanılarak yapılan, ilginç yöresel motiflerle bezeli Kars kilim ve halıları çok ünlüdür. Yöresel gümüş kemerler, başlıklar ve çeşitli gümüş takılar Kars’ın özgün hatıra eşyalarıdır. Kaz tüyünden yapılan kuştüyü yastıkları son derece sağlıklıdır. Ayrıca ünlü Kars kaşar peyniri ve balı çok lezzetlidir.
    .


  • İzmir Hakkında Bilgi

    GENEL BİLGİLER

    Yüzölçümü : 1.973 km²
    Nüfus : 2.694.770 (1990)
    İl Trafik No : 35
    Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olan İzmir, çağdaş, gelişmiş, aynı zamanda işlek bir ticaret merkezidir. Cıvıl cıvıl olan alışveriş merkezinde dolaşmak oldukça keyiflidir. İzmir’in batısında nefis renkli denizi, plajları ve termal merkezleriyle Çeşme Yarımadası uzanır. Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer alan Efes, Roma devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Tüm İon kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun sanatsal etkinliklerle de adını duyuruyordu.

    Türkçe’de ”Güzel İzmir” olarak adlandırılan İzmir, yatlar ve gemilerle çevrilmiş uzun ve dar bir körfezin başında yer almaktadır. Ilıman bir iklime sahip olup, yazında denizden gelen taze bir serinlik güneşin sıcaklığını alıp götürmektedir. Sahil boyunca palmiye ağaçları ve geniş caddeler bulunmaktadır. İzmir Limanı İstanbul’dan sonra ikinci büyük limandır. Canlı ve kozmopolit bir şehir olan İzmir Uluslararası Sanat Festivali ve Uluslararası Fuarı ile de önemli bir yer tutar.

    İLÇELER
    İzmir ilinin ilçeleri; Balçova, Çiğli, Gaziemir, Karşıyaka, Konak, Aliağa, Bayındır, Bergama, Beydağ, Bornova, Buca, Çeşme, Dikili, Foça, Karaburun, Kemalpaşa, Kınık, Kiraz, Menderes, Menemen, Narlıbahçe, Ödemiş, Seferihisar, Selçuk, Tire, Torbalı ve Urla’dır.

    Aliağa : İzmir’in 60 km. kuzeyindeki Aliağa, İzmir ve Bergama uygarlıklarından izler taşımaktadır. Ege kıyılarında sayıları 30′u aşan Aiol kentleri arasında en büyük ve önemlilerini oluşturan 12 kentten 4′ü Aigaia, Kyme, Myrna ve Gryneion ilçe sınırları içerisinde bulunmaktadır.

    Dikili : İzmir’in kuzeyinde 120 km. uzaklıktadır. Yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çeken şirin bir ilçedir. Hem tarihi hem de olağanüstü güzellikleri olan turistik Çandarlı beldesi Dikili’ye bağlıdır. Doğal güzellikleri arasında Merdivenli Köyünde bir krater gölü, Demirtaş ve Deliktaş Köylerinde de çamlık ve tarihi mağaralar bulunmaktadır. Dikili ilçesi ılıcaları ile de oldukça ünlüdür. Nebiler, Bademli ve Kocaoba köylerinde sıcak su ılıcaları vardır. İlçede karayolunun dışında deniz ulaşımında da Dikili Limanı, üç yolcu gemisinin yanaşabileceği kapasiteyle hizmet vermektedir.

    Seferihisar : Yerleşim tarihi M.Ö. 1000 yıllarına uzanan ilçenin Sığacık mevkiinde Teos antik kenti, Doğanbey-Gerenalanı mevkiinde Karaköse Harabeleri, Sığacık’ ta Osmanlılar tarafından inşa edilen kale ile kale içerisindeki eski yerleşim alanı, ilçe merkezinde Selçuklu ve Osmanlı Dönemi’ne ait anıtsal yapılar, yörenin arkeolojik ve tarihi kaynak potansiyelini oluşturmaktadır. Seferihisar 27 km.lik sahil şeridi ile güzel plajlara ve koylara sahiptir.

    Menderes : Satsumasıyla, güzel koylarıyla, tarihi değerleriyle dikkat çeken Menderes ilçesinin İzmir’e uzaklığı 20 km’dir. İlçenin batısında Ürkmez mevkiinde Lebedos Antik Kenti bulunmaktadır. Menderes-Selçuk yolu üzerinde birbirine yakın konumda yer alan Kolophon, Klaros, Notion ve Lebedos Antik Kentlerine ait kalıntılar, ilçenin önemli arkeolojik kaynaklarını oluşturmaktadır. Gümüldür beldesi dünyaca ünlü mandalina türü olan satsumanın yetiştirici bölgesidir. Özdere, Ege’deki dokuz büyük turistik bölgeden biri olup temiz denizi ve sahilinin yanı sıra amatör balıkçıların avlanabildiği turistik bir beldedir. Menderes’in Görece Köyü’nde de halkın evlerde imal ettiği değişik renk ve biçimdeki boncuklar yerli ve yabancı turistin oldukça dikkatini çekmektedir.

    Karaburun : Karaburun, Urla Yarımadası’nın kuzeyinde kurulmuştur. İzmir Körfezi boyunca kuzey ve batı kıyıları güzel koylarıyla bir şerit halinde uzanır. İlçenin yerleşimi taş devrine kadar uzanır. Çakmaktepe mevkiinde yapılan kazılarda elde edilen buluntulardan Hititler Dönemi’nde buranın ileri bir kültür merkezi olduğu, daha sonra yöreye egemen olan Aiol, Lidya. Helen ve Roma uygarlıkları döneminde kültür ve ticaret merkezi olarak geliştiği bilinmektedir.

    Urla : Ege Bölgesi’nin tüm özelliklerini taşıyan Urla, İzmir’in batısında 38 km. uzaklıkta kendi adını taşıyan yarımadanın orta kısmında yer alır. Urla tarih boyunca bir kültür merkezi olmuştur. Yapılan kazılarda ele geçen eserler arasında Hititlere ait Gaga ağızlı sürahi çıkarılmıştır. Limantepe Höyüğü kazılarında ele geçen buluntulara göre Klazomenai Limanının dünyanın en eski ve düzenli limanı olduğu ortaya çıkmıştır. Klazomenai’ de bulunan eserler Louvre Müzesi ve Atina Milli Müzesi ile İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

    Torbalı : İzmir’in 45 km. doğusunda yer alan Torbalı’nın ilk yerleşim alanı, Torbalı Ovası’nın batısında Yeniköy ile Özbey köyleri arasında bir tepe üzerinde kurulan Metropolis Antik kentidir. Bir İon kenti olan Metropolis Roma ve Bizans dönemlerinde önemini korumuş, daha sonra terk edilmiştir. Şarapları ile ünlü kent aynı zamanda bir piskoposluk merkeziydi. Ovaya hakim bir konumda olan Geç Helenistik Dönem’e ait tiyatroda Roma İmparotoru Augustus ve evlatlığı Germanikus’a adanan üç mermer sunak bulunmaktadır. Kazılarda bulunan eserler İzmir ve Efes Müzelerinde sergilenmektedir.

    Ödemiş : İzmir’in 113 km. doğusunda yer alan Ödemiş’in kuzeyinde bulunan Hypaiapa Antik Kent kalıntıları yörenin yerleşim tarihinin ilk çağlara uzandığını göstermektedir. Ödemiş yöresinin tarihsel önemi Birgi’nin Aydınoğulları döneminde başkent olmasıyla başlamıştır. Birgi’de büyük ölçüde özgünlüğünü koruyan kent dokusunda Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin seçkin örnekleri, 18. ve 19. yüzyıl sivil mimarlık yapılarının oluşturduğu kültürel birikim ve mimari çevre zenginliği ile doğal çevre güzellikleri yörede çok önemli düzeyde turizm potansiyeli yaratmaktadır. “Dünya Kültür Mirası” listesine giren Birgi, 1994 yılında inanç turizmi kapsamına alınmıştır. Çakırağa Konağı, İmam-ı Birgivi Medresesi, Sultan Şah Türbesi görülmeye değer eserlerdendir.

    Tire : İzmir’in büyük ilçelerinden biri olan Tire, şehir merkezine 82 km uzaklıktadır. Aydın Dağlarının kuzey eteklerinde kurulmuştur. Hitit, Frig, Lidya, Pers, Helen, Roma ve Bizans dönemlerini yaşayan Tire zengin bir kültür mirasına sahiptir. Beylikler ve Osmanlı döneminde ekonomik açıdan büyük gelişme sağlanmış ve mimarlık tarihi açısından da zengin örnekler ortaya çıkmıştır.

    Kemalpaşa : İzmir’in 29 km batısında yer alan Kemalpaşa’nın tarihi geçmişi İ.Ö. 1300′lere dayanmaktadır. Akadlar ve Hititlerden başlayarak Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar birçok medeniyete sahne olan Kemalpaşa, Helen, Roma ve Bizans dönemlerinde Sart ve İon kentleri arasında kervan yollarının uğrak yeri olmuştur. Antik adı Nymphaion olarak bilinen günümüz Kemalpaşa ilçesi, Nif dağı eteklerinde 200 m yükseklikte kurulmuştur. Ege Bölgesi’nde Hititlerden kalan tek örneği olan Karabel Kabartması ilçe sınırları içerisindedir. Kemalpaşa, dünyaca ünlü kirazı ve çam ormanlarıyla tanınır.

    GEZİLECEK YERLER

    BERGAMA

    İzmir’in kuzeyinde 100 km uzaklıkta, Bakırçay Havzasında yer alan ve ülkemiz uygarlık tarihinin en eski yerleşmelerinden biri olan Bergama, tarih öncesi dönemlerden başlayarak İon, Roma ve Bizans uygarlıkları ile devam eden dönemde, Dünya çapında önemi olan arkeolojik eserlere sahip olmuştur. Bergama’nın güneybatısında Antik Dönemin önemli sağlık merkezlerinden Asklepion, ilk yerleşim alanı olan 300 m. yüksekliğinde dik bir tepe üzerinde kurulan Akropol ve M.S. 2. yüzyıla tarihlenen Serapis Tapınağı (Kızıl Avlu) yörenin turistik cazibesini oluşturmaktadır. Zeus Sunağı 1897 yılında Almanya’ya kaçırılmıştır.

    Bergama güzellik ılıcalarıyla, meşhur Kozak yaylasıyla, plajlarıyla ünlü Ayvalık ilçesi bağlantısıyla, gelişmiş dokumacılığı ve kilimciliğiyle ünlü bir ilçedir.

    Tarihçe: Bugünkü adı antik dönemdeki ismi olan Pergomon ‘dan gelmektedir. İlk çağda muhteşem abideleriyle büyük bir şehir ve aynı adı taşıyan krallığın merkezi olmasının yanı sıra Ortaçağın önemli stratejik mevkii, Karesioğullarının merkezi ve son olarak Osmanlı İmparatorluğunun önemli merkezlerindendir.

    Kesin kuruluş tarihi bilinmeyen kentte yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen bilgilere göre M.Ö.7. yüzyıllarda sur duvarlarının inşa edildiği saptanmış olup, bu yıllarda kentleşmenin başladığı anlaşılmaktadır. Bergama, Pers, Büyük İskender, Frigya, Trakya Krallığı, Selevkos Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerini görmüştür.

    1302 yılında Bizans hakimiyeti ortadan kalkan şehirde Karesioğulları Beyliği idareyi ele almış, 1341 yılından hemen sonra ise Bergama Osmanlılar tarafından alınmıştır.

    İklim: Bölgede Akdeniz İklimi etkisi görülmektedir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

    Şirince Köyü

    Doğu Roma İmparatorluğu döneminde bir yerleşim alanı olduğu tahmin edilen Şirince köyünde, bazı yapı kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Kule kalıntısı, su kemerleri ile 11. yüzyıldan beri varolduğu sanılan manastır/kilise yapıları, Şirince’de günümüze kadar kalan arkeolojik ve tarihi kaynaklardır.

    Selçuk ilçe merkezine 8 km. uzaklıktaki Şirince köyü, 19. yüzyılda bir Osmanlı yerleşimi olarak vadi yamaçlarında gelişmiştir. Arazi yapısı ile uyumlu kentsel dokuda, doğal çevre ile bütünleşmiş yaklaşık 200 ev günümüze kadar korunabilmiştir.

    Müzeler

    İzmir Müzesi

    İzmir Arkeoloji Müzesi

    Atatürk Müzesi

    Bergama Müzesi

    Çeşme Müzesi

    Efes Müzesi

    Ödemiş Müzesi

    Birgi Çakırağa Konağı

    Tire Müzesi

    Örenyerleri

    Bayraklı (Eski İzmir):İzmir Körfezi’nin kuzeydoğusunda Tepekule mevkiinde bulunan yerleşim alanı İzmir’in ilk yerleşim alanı olarak bilinmektedir. Kentin M.Ö. 3000 yıllarında kurulduğu arkeolojik bulgulardan anlaşılmaktadır. Bayraklı’nın üst kesiminde 205 m. yüksekliğindeki burun üzerinde mitolojik kral Tantalos’un mezarı olarak bilinen ve M.Ö. 7. yüzyıla tarihlenen yapı bulunmaktadır.

    Kadifekale (Pagos): M.Ö. 4. yüzyılda İzmir’de Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos’un körfeze hakim bir konumda kurduğu kent, bugünkü Kadifekale (Pagos) Tepesi ile tepenin iç limana bakan yamacında gelişmiştir. Kadifekale antik kentindeki Akropol kalıntılarının duvarlarında Roma ve Bizans etkisi görülmektedir. Anadolu ticaretinde büyük potansiyele sahip olan İzmir, gymnasium, stadium, tiyatro ve agoranın yanı sıra büyük su kemerleri ve sarnıçlarıyla son derece düzenli ve gelişmiş bir kent olagelmiştir. Bugün güney duvarları ile batıdaki beş kulesi görülen İçkale, Ortaçağ’a aittir.

    Kızılçullu Su Kemerleri: Eski adı Kızılçullu olan ve Şirinyer’de bulunan su kemerleri Meles (Kemer) Çayı üzerindedir ve Kadifekale’de kurulan kente su getirmek için yapılmıştır.

    Agora: İzmir’in Konak ilçesinde, Namazgah-Tilkilik mevkiinde bulunan Agora, Roma Dönemi’ne ait bir devlet agorasıdır. Politik toplantıların ve seçimlerin yapıldığı bir yerdir. Kazılarda agoranın büyük bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde sadece kuzey ve batı bölümleri açıktır. Kuzey yapısında yer alan Roma Dönemi’ne ait Poseidon, Demeter ve Artemis’in kabartmaları bulundukları yerde sergilenmektedir. Agorada çıkarılan buluntular ve bazı heykeller İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

    Efes Harabeleri

    Vedius Gymnasium: M.S. II. Yüzyılda Vedius Antonius adına zengin bir Efes’ li tarafından yaptırılmıştır. Doğudaki avlusu, ortada yer alan tören salonu, soyunma odası ve hamamları ile dönemin özelliklerini karekterize eden sportif ve kültürel eğitimin yapıldığı görkemli bir yapıdır.

    Stadyum: Vedius Gymnasium’ dan sonra harabelere doğru sol tarafta stadyum vardır. Sportif tüm yarışların , oyunların, olimpiyat düzenlemelerinin araba yarışlarının yapıldığı stadyum döneminin sportif ve kültürel bütün ihtiyaçları karşılanmaktaydı.

    Akropol: Stadyumun karşısında Akropol olarak kabul edilen tepede M.Ö. 6. yüzyıla tarihlenen bir yapı mevcuttur. Tepenin kuzey batısında ise M.Ö. 350 yıllarına ait bir tapınak bulunmaktadır.

    Bizans Hamamları: Stadyumdan sonra Bizans hamamları ile karşılaşılır.

    Çifte Kiliseleri (Konsül Kilisesi): Bizans hamamlarının karşısında yer alan Çifte Kiliselerin Hıristiyanlık dünyası için son derece özel bir önemi vardır. 431-438 yıllarında konsüllerin toplandıkları kilise 265×29.5 m. boyutlarında bir yapıdır. M.S. 11. yüzyılda Roma döneminde bir bazilikaya dönüşen yapı Meryem Ana’ ya adanmış, burada yapılan 3. Konsül toplantısında Katolizmin doğması kararları alınmıştır. Kilise dünyada Hıristiyanlığın ilk yedi kilisesinden birisi olması nedeniyle bugün bile büyük önem taşımaktadır.

    M.S.7. yüzyılda kilisenin apsisinden açılan bir kapı ile ikinci bir kilise inşa edilmiş ve böylece kiliselerin adı ” Çifte Kiliseler ” olarak tanınmıştır. Bu yeni açılan bölüm din adamlarının ikametlerine ayrılan kısımları ihtiva eder. Meryem ana adına sunulan ilk kilise olması nedeniyle kilise ve çevresi dini bir merkez durumundadır.

    Liman Hamamları: İlk kez M.S. 2. Yüzyılda yapılan hamam, 4. yüzyılda İmparator Konstantinus döneminde onarım görmüş ve bazı değişiklikler yapılmıştır.

    Arkadiane (Liman Caddesi): Efes’teki harabeleri gezmek için hamamların karşısında bulunan ve limana kadar uzanan mermer döşeli bir caddeye çıkılır .

    11m. genişliğinde 530m. uzunluğunda olan bu görkemli caddenin sağında ve solunda yer alan mermer sütunlar bugün de ayaktadırlar. Kralların karşılandığı bir çok önemli gösterinin ve dini törenlerin yapıldığı bu cadde, aynı zamanda limana gelen giden tüm mal ve servetin aktığı yol olduğundan ”Liman Caddesi” olarak anılır.

    Tiyatro: Efes harabelerinin en güzel yapılarından biri olan tiyatro, oldukça sağlam kalmış ve bir süre öncesine kadar Efes Festivali gibi şenliklerde rahatlıkla kullanılabilmiştir.25000 kişilik tiyatronun ilk kez Helenistik dönemde yapıldığı bilinmekte ise de bugüne gelen tiyatronun İmparator Cladius zamanında yeniden inşasına başlandığı, İmparator Trianus M.S..98-117 döneminde tamamlandığı bilinmektedir.

    Mermer Cadde: Efes’in güneydoğusunda bulunan Magnesia kapısından kuzeybatıda Koresos Kapısına kadar uzanan yaklaşık 400 m.lik mermer döşeli cadde M.S. 5. Yüzyılda yeniden yapılmıştır.

    Celsus Kitaplığı: Ticari Agoranın yanında bulunan Celsus Kitaplığı M.S.135 yıllarında Asya Konsülü Julius Aguila tarafından Romalı Mimar Vitruoya’ ya yaptırılmıştır. Arka duvardaki bir kapıdan Celsus’un mezarına geçilir. Celsus’un burada bulunan heykeli bugün İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır. Roma mimari özelliklerini tümüyle yansıtan yapının ön cephesinin dekorasyonu, devrinin en güzel örnekleri arasında yer alır. Ön cephe kolonları arasında yer alan dört kadın heykeli ”Akıl”, ”Kader”, ”İlim” ve ”Erdem” öğelerini sembolize eder. Bu heykellerin orijinalleri bugün Viyana Müzesinde bulunmaktadır.

    Aşk Evi:Mermer caddeden yukarı çıkıldığında Kuretler Caddesi ile kesişen noktada Aşk Evi bulunur. M.S.1. yüzyıla tarihlenen bu ilginç ev, ana bir hol ve bu hole açılan bir çok odadan oluşmaktadır. Aşk Evinde bulunan mozaik kız portreleri bu evde çalışan kızlara ait olduğu sanılmaktadır. Aşk Evinin duvarları içinde bugünün modern klima sistemine eşdeğer bir soğutma ve ısıtma sisteminin bulunması son derece ilginçtir. Burada şarap mahzenleri, dev ocaklar, hamamlar, havuzlar, yatak odaları, konferans salonları ile muhteşem bir kütüphanesi bulunduğu bilinmektedir.

    Skolastika Hamamı: Efes’te yaşayan zengin Romalı bayan Skolastika tarafından yaptırıldığı anlaşılan hamam M.S.400 yıllarına tarihlenmektedir. Merkezi sistemle ısıtılan hamam mermer kullanımının ilginç bir örneğidir.

    Hadrian Tapınağı: Kuretler Caddesinin en güzel yapılarından birisi de Hadrian Tapınağıdır.Bu tapınaktan geriye cephe alınlığı kalmıştır.

    Tapınağın arşitravında tasvir edilen mitolojik sahnelerden en ilginci Efes’in kurucusu mitolojik kral Andoklos’ un yaban domuzunu öldürüşü ile ilgili sahnedir.

    Trajan Çeşmesi: Hadrian Tapınağını geçtikten sonra biraz ilerde solda Trajan Çeşmesi yer alır. Çeşmenin katlarını süsleyen heykeller Efes Müzesinde sergilenmektedir.

    Yamaç Evler: Celsus Kütüphanesinden Kuretler Caddesine dönüşte, sağ tarafta Bülbül Dağının yamaçlarında Efesli zenginlerin ikamet ettikleri belirtilen evler vardı. Yakın zamanda restore edilerek orijinal durumlarına biraz daha yaklaşan bu evler, geniş merdivenlerle caddeye dikey olarak açılmakta, duvarlarında fresk ve mozaiklerle süslü, mermer kaplamalar bulunmaktadır.

    Domitian Tapınağı: Efes’te bir imparator adına yapılmış ilk tapınaktır. Devlet Agorasının hemen karşısında, kentin en güzel ve en merkezi yerindedir. Yalnız başı ve kolu ele geçen Domitian`in oldukça büyük ölçülerdeki kült heykeli bugün İzmir Arkeoloji Müzesinde, tapınağın giriş altarı ise Efes Müzesinde sergilenmektedir.

    Belediye Sarayı (Prytaneion): Efes`in kutsal mekanı sayılan meclis sarayının sağ tarafında Hestia sunağı bulunmaktadır. Bu sunakta sürekli olarak bir kutsal ateş yanardı. Prytaneion politik işlerin görüldüğü ayrıca önemli törenlerin şölenlerin ve kabullerin yapıldığı yerdi. İki Efes Artemis’ ininde buruda bulunmuş olması Prytaneion’ un dini açıdan da son derece önemli bir mekan olduğunu göstermektedir.

    Odeon (Bouleuterion): M.S.2. yüzyılda Efesli zenginlerden Publis Vedius Antonius tarafından yaptırılan Odeon`un zamanında üstü ahşap kaplamalıydı.

    Artemis Tapınağı: Efeslilerin ilk yerleşimlerinin bu tapınağın olduğu yerde bulunduğu bilinmektedir.Daha sonra bir depremle tapınağın yıkılması üzerine Roma imparatoru yardımı ile Efesliler tapınağı yeniden ve daha gösterişli inşa ederler. Dünyanın yedi harikasından biri olarak bilinen Efes Artemis Tapınağının bu gün sadece temel kalıntıları bulunmaktadır.

    St. Jean Bazilikası: Bizans İmparatoru Justinyen ‘in M.S.6. yüzyılda St. Jean adına yaptırdığı bazilika Ayasuluk Tepesinde yer almaktadır.40X110 m. boyutlarında batıdan girişi olan yapı haç planlı, kubbeli bir bazilikadır.

    Yedi Uyuyanlar: M.S. 5. ve 6. yüzyıla rastlayan dönemde yapıldığı sanılan Yedi Uyuyanlar Ören yeri dini bir merkez hüviyetindedir.Rivayete göre Hıristiyanlığın resmi dini olarak kabulünden önce, putperestlerden kaçarak buraya sığınan yedi genç uykuya dalıp iki yüzyıl sonra uyanmışlardır. Uyandıklarında Hıristiyanlık resmi din olmuştur. Bu mucize olay üzerine , öldükten sonra bu yedi gencin tekrar gömüldüğü ve adlarına büyük bir bina yaptırıldığı sanılmaktadır. Bugün kazılarda ortaya çıkarılan yapı oldukça büyük abidevi boyutlardadır ve çoğu kaya oyma mezar buluntularına, iki kilise ile katakomplara rastlamaktadır.

    Meryem Ana Evi: Bülbül Dağı üzerinde Hıristiyanlığın kutsal anası Hz. Meryem’in Evi bulunmaktadır. Hıristiyanlarca ”Panaya Kapulu” olarak da adlandırılan kutsal yerin M.S.4. yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır.Hz. İsa’nın yakalanıp çarmıha gerilişinden kısa bir süre önce annesini arkadaşı ve havarisi olan St. Jean’a teslim etmiştir. St. Jean Hz. İsa’nın çarmıha gerilişinden sonra Hz. Meryem’in Kudüs’te kalmasını sakıncalı bulduğundan onu yanına alarak kaçırmış ve buraya getirmiştir. Hıristiyanlık dinini yaymak gibi kutsal bir görevi üstlenmiş olan St. Jean çağın en büyük kenti durumundaki Efes’i kendine hedef seçmiş Hz. Meryem’i putperestlerin diyarına sokmak istemediğinden onu Bülbül Dağı eteklerinde sık ağaçlarla kaplı bir köşede yaptığı kulübede gizlemiştir.

    St. Jean’ın her gün gizli gizli onu ziyarete gittiği ve yiyecek içecek götürerek yokladığı bilinmektedir. Hz. Meryem’in tam 101 yaşına kadar Bülbül dağındaki bu yerde yaşadığı ve burada öldüğü kabul edilmektedir. St. Jean Meryem Ana’ yı yine bu dağda kendisinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yere götürmüştür. Hıristiyanlığın yayılmasından sonra Hz. Meryem’in bulunduğu yere Hıristiyanlarca ”Haç” şeklinde bir kilise inşa edilmiştir. Burası kötürüm olan ve Türkiye’ye gelemeyen bir Alman rahibenin tarifleri üzerine bulunmuştur.

    Camiler, Kiliseler ve Sinagoglar

    Hisar Camii: Bugünkü Kemeraltı iş merkezinde, Hisarönü mevkiinde bulunmaktadır. 1592 yılında Yakup Bey tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan inşa edilen cami, İzmir’in en gösterişli camilerinden biridir. İç mekân Osmanlı süsleme sanatının en güzel örneklerinden birini sergilemektedir. Ahşap minberi sedef kakmalıdır.

    Salepçioğlu Camii: 1906 yılında Salepçizade Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılan cami, tek kubbeli olup, iki katlıdır. Dış duvarları mermer ve yeşil taşlarla örülmüştür.

    Kestane Pazarı Camii: İzmir’de Kestane Pazarı adıyla anılan çarşıdaki yapı, 1663 yılında Eminoğlu Hacı Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. İki katlı caminin alt katında dükkanlar, depolar vardır. Büyük kubbe dört sütuna oturtulmuştur. Köşelerinde küçük kubbeler vardır.

    Şadırvan Camii: Çarşı içinde bulunan camiye yanında bulunan şadırvan nedeniyle bu isim verilmiştir. 16. yüzyılda yaptırılan cami 1815’te büyük ölçüde onarılmıştır. Ana mekân on sütuna dayanan kubbeyle örtülüdür. Kubbenin iç kısmındaki kalem işi süslemeler dikkat çekicidir. Batıda bulunan kitaplık cami ile içten bağlantılıdır. Kesme taştan minaresi tek şerefelidir.

    Konak (Yalı) Camii: Konak Meydanı’nda bulunan yapı, 1754 yılında Mehmet Paşa’nın kızı Ayşe tarafından yaptırılmıştır. Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda, sekizgen planlı, üstü kubbeli bir yapıdır. Taş ve tuğla karışımı duvarlarda pencerelerin çevresi çinilerle süslenmiştir. Kesme taştan tek şerefeli minarenin petek kısmında firuze çiniler bulunmaktadır.

    Hatuniye Camii: Anafartalar Caddesi’nde 17. yüzyıla tarihlenen yapının Yusuf Çavuş oğlu Ahmet Ağa’nın annesi Tayyibe Hatun’un yaptırdığı bilinmektedir. Caminin ilk bölümünde ana mekânı örten kubbe 12 köşeli kasnağa oturmaktadır. Sonradan camiye bir bölüm daha eklenmiş, kemerlerle ana mekâna bağlanmıştır.

    Faik Paşa Camii: Basmane’nin güneyinde, Altınordu Mahallesi’ndedir. 16. yüzyılda Faik Paşa yaptırmıştır. 13 sütunlu ibadet mekânı ahşap çatı ile örtülüdür.

    Hacı Hüseyin (Başdurak) Camii: Başdurak Semtinde yer alan yapı, 17.yüzyıla tarihlenmektedir. Ana mekân, sekizgen kasnağa oturmuş büyük bir kubbe ile örtülüdür. Mihrabı çini panolarla kaplıdır. Bütün başlıkları altın olup, pencereler vitraylıdır.

    Ali Ağa Camii: 1672’de Gediz Ali Ağa tarafından yaptırılmış olan cami, kare planlı ve sekiz köşeli ahşap sütunların üzerinde tek kubbelidir. Sütun başlıklarının altın yaldız süslemeleri ve kubbenin kalem işleri 19. yüzyıldandır.

    Kurşunlu Camii: Namazgâh Meydanı’nda, kentin en eski camilerindendir. Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Ana mekânın çatısı ahşap olup, kiremitle örtülüdür. Ahşap oyma minberi sedef kakma çiçeklerle bezelidir. Mihrap nişi kalem işiyle süslüdür.

    İki Çeşmelik Camii: İkiçeşmelik semtinde, 1893’e tarihlenen caminin ana mekânı, iki ayak ve dört sütuna dayanan kubbe ile örtülüdür. Kubbe, kalem işiyle bezelidir. Doğusunda küçük bir avlu bulunmaktadır.

    Çorakkapı Camii: Basmahane’de Gar karşısındadır. 1747 yılında yaptırılmıştır. Ana mekân, sekizgen kasnağa oturan tek kubbe ile örtülüdür. Yanlarda üçer kubbeli mekânlarla genişletilmiştir. Minberi mermer, minaresi kesme taştandır.

    Kemeraltı Camii: Anafartalar Caddesi’nde, 1671 yılında Yusuf Çamazade Ahmed Ağa tarafından yaptırılmıştır. Tek kubbeli yapının duvarları taştandır. Minaresi tek şerefelidir.

    Bergama Ulu Camii: 1393 yılında Sultan Yıldırım Bayezit zamanında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı yapı, 4 kalın ayak üzerine oturan üç kubbe ile örtülmüştür. Mihrapta, Selçuklu mimari düzeninde sülüs, girift yazılar ve geometrik bezemeler ve alçı kabartmalar dikkat çekicidir. Mermer minberi geometrik bezelidir.

    Ödemiş Ulu Camii: 1312 yılında Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ve beş sahınlı yapı, sekiz sütunun taşıdığı ahşap bir çatı ile örtülü olup, mihrap önünde küçük bir kubbe bulunmaktadır. Minaresi, firuze sırlı tuğlaların baklava biçiminde dizilmesiyle süslenmiştir. Firuze ve koyu mor renkli geometrik yıldız ve geçmelerden oluşan mozaik çinili mihrabı, rumilerle çevrilidir. Ahşap minberi çivisiz geçmeli (kündekari) teknikle yapılmıştır.

    Selçuk İsa Bey Camii: Selçuk’ta, Ayasuluk Tepesi’nin yamacında 1375 yılında Aydınoğlu İsa Bey tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı yapının, üç yanı revaklı avlusu bulunmaktadır. Ana mekân iki dizi halinde 4 sütunla bölünmüş ve mihrapla girişin üstündeki bölüm iki kubbe ile örtülmüştür. Mihrap üzerine rastlayan kubbenin başlangıcı levhalarla süslenmiştir. Kemeri taşıyan başlıklar Selçuklu taş işçiliğinin özgün örneklerindendir. Pencerelerin her biri ayrı desendeki taş işlemelerin güzelliği ile dikkati çekmektedir.

    Sultan Şah Türbesi: Ödemiş ilçesi merkezinde, Ulu Cami’nin güneyindedir. Aydınoğlu Mehmed Bey’in kız kardeşi Sultan Şah için 1310’da yaptırılan türbe, altıgen planlı olup, kubbeyle örtülüdür.

    Mehmed Bey Türbesi: Ödemiş’de Ulu Cami’nin kuzeybatısındadır. 1333 yılında Aydınoğlu Mehmed Bey ile üç oğlu için yaptırılmıştır. Kare plan üzerine sekizgen bir yapıdır. Pencere köşelerinde firuze ve lacivert çinilerden yıldız biçiminde süsler vardır. Kubbenin iç kısmında mozaik çiniden yuvarlak bir madalyon .görülmektedir.

    Süleyman Şah Türbesi: Tire ilçesi merkezinde yer almaktadır. Aydınoğlu Süleyman Şah için 1349’da, mermer ve taştan yaptırılan türbe kare planlı olup, kubbeyle örtülüdür.

    Medreseler: Osmanlı döneminde İzmir’deki eğitim ve kültür düzeyinin anlaşılması açısından medreseler önem taşımaktadır. Yazılı kaynaklarda İzmir’de 40’a yakın medresenin varlığından söz edilmektedir. En eskileri 16. yüzyıl başlarına tarihlenen medreselerin başlıcaları; Salepçizade Hacı Ahmet Efendi, Yalı, Hatuniye, Çorakkapı, Katipzade Medreseleri olarak sıralanabilir.

    St. John Bazilikas: M.S. 2. yüzyıla kadar uzanan bir Hıristiyan geleneğine göre, St. John öldüğünde bu tepeye gömülmüştür. Kutsal sayılan mezarın bulunduğu yere, M.S. 4. yüzyılda, çatısı ahşap olan bir kilise yapılmış, Bizans İmparatoru Iustinianus tarafından M.S. 6. yüzyılda kubbeli bir bazilika inşa edilmiştir. Üç nefli, haç planlı, kubbeli yapının batısında atrium ( sütunlu avlu) yer almaktadır. Ortadaki kubbeli bölümün altında St. Jean’ın mezarı olduğu bilinmektedir. St. Jean’ın mezarının kuzeyindeki küçük şapelin duvarları aziz resimlerinden oluşan fresklerle süslüdür. İmparator Iustinianus ve eşi Theodora’nın monogramlarını taşıyan sütunlar bulunmuştur.

    Meryem Ana Evi: Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra, havarilerinden St. John‘ın Meryem Ana’yı Efes’e getirdiği kabul edilmektedir. Meryem Ana adına Bülbül Dağı üzerinde yer alan Meryem Ana Evi’nin 4. yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır. Haç planlı ve kubbeli olan bu yapıda giriş, apsisin bulunduğu salona açılır. Apsis’te Meryem Ana heykeli, apsisin iki yanında mutfak ve yatak odası bulunur. 1957 yılında Papalık tarafından onaylanan Meryem Ana evi, hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar tarafından çok sık ziyaret edilen bir yerdir. Bu mekânda, her yıl 15 Ağustos’ta Meryem Ana’yı anma ayinleri düzenlenmektedir.

    St. Polycarp Kilisesi: Kanuni Sultan Süleyman’ın izniyle 1625 yılında inşa edilen St. Polycarp Kilisesi, İzmir’in halen kullanılmakta olan en eski kilisesidir. İncil’de bahsedilen yedi kiliseden biri olan İzmir kilisesine ait kalıntıların İki Çeşmelik’teki St. Polycarp Kilisesi’nin yerinde olduğu sanılmaktadır.

    Beth İsrael Sinagogu: İzmir’in Karataş Semti’nde Sultan II. Abdulhamit’in fermanıyla 1905’te yaptırılmış olup, İzmir’in en büyük sinagogudur.

    Hamamlar

    Lüks Hamam (Kadı Hamamı): 16. yüzyılda yapıldığı düşünülen hamam ilk Osmanlı eserleri arasında sayılmaktadır. Çifte hamam olarak inşa edilen yapının soyunma yerleri, basık sekizgen kemerli kasnak üzerinde kubbeyle örtülüdür. Ilıklık bölümü beşik tonozludur. Sıcaklık bölümü dikdörtgen planlı olup, iki yanda beşik tonoz örtülü eyvanlar bulunmaktadır. Bugün halen işlevini sürdürmektedir.

    Basmane Hamamı: 17. yüzyıl Osmanlı eseri olan hamam halen bakımlı ve işler durumdadır. Ortası havuzlu, sekizgen kasnağa oturan kubbe ile örtülü yapı tipik özelliklerini korumaktadır.

    Hanlar

    Kızlarağası Hanı: Kentteki hanların en büyüğüdür. Hisarönü’ne giden yol üzerinde yer alan yapı 1745’te Kızlarağası Hacı Beşir tarafından yaptırılmıştır. Kareye yakın dikdörtgen planlı, iki katlı, avlulu büyük bir yapıdır. Yedi kapısı vardır. Güneyinde bir, kuzeyinde iki koridor beşik tonozlarla örtülüdür. Avlunun etrafında tonozlarla örtülü ve yuvarlak kemerli girişleri olan 10 oda, üst katta bulunmaktadır. Duvarları güzel bir taş işçiliği ile örülmüştür.

    Mirkelamoğlu Hanı: Yorgancılar Çarşısı’ndan Fevzipaşa Bulvarı’na çıkan sokakta yer alan hanın 18. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. İki katlı ve avlulu olup, avluyu çevreleyen odalardan oluşmaktadır.

    Çakaloğlu Hanı: 18. yüzyıl Osmanlı yapısı olan Çakaloğlu Hanı İzmir’in önemli tarihi eserlerindendir. Uzun dikdörtgen planlı olup, üstü tonozlarla kaplı bir çarşı şeklindedir. Düz duvarlar kesme taş ve bir- iki sıra tuğla dizili olarak inşa edilmiştir.

    Karaosmanoğlu Hanı: Kentte ayakta kalabilen eski hanlardan biri olan Karaosmanoğlu Hanı, Fevzipaşa Bulvarı üzerinde yer almaktadır. İki katlı ve avlulu yapı, mimari özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Duvarları taş ve tuğla dizili olarak inşa edilmiştir.

    Korunan Alanlar

    İzmir Tabiat Alanları

    İzmir-Kunduracı Çınarı

    Yeri: İzmir

    Özelliği: 980 yaşında, 30 m. boyunda, 4 m. çap ve 15 m. çevre genişliğinde çınar ağacı.

    Tesis Tarihi: 29.09.1994

    İzmir-Kadınlar Kuyusu Koca Menengici

    Yeri: İzmir, Foça

    Özelliği: 600 yaşında, 14 m. boy, 2.10. m.çap ve 7.30 m. çevre genişliğinde menengiç ağacı.

    Tesis Tarihi: 31.10.1995

    İzmir-Taşdede Pirnal Meşe

    Yeri: İzmir, Karşıyaka

    Özelliği 250 yaşında, 8 m. boyunda, 1 m. çap ve 3 m. çevre genişliğinde meşe ağacı.

    Tesis Tarihi: 29.09.1994

    İzmir-Anadolu Kestanesi

    Yeri: İzmir, Ödemiş

    Özelliği: 600 yaşında, 20 m.boyunda, 3 m. çapında ve 10 m. çevre genişliğine sahip kestane ağacı

    Tesis Tarihi: 27.09.1994

    İzmir-Orvacık Köyü Anadolu Kestanesi

    Yeri: İzmir, Ödemiş

    Özelliği: 500 yaşında, 18 m. boyunda 2.78 m.çap ve 8.73 m. çevre genişliğinde kestane ağacı.

    Tesis Tarihi: 21,02,1995

    İzmir-İlk Kurşun Çınarı

    Yeri: İzmir, Ödemiş

    Özelliği: 300 yaş , 32 m. boy, 2. m.çap ve 5.80 m. çevre genişliğinde çınar ağacı.

    Tesis Tarihi: 25.07.1995

    İzmir-Yarendede Fıstık Çamı

    Yeri: İzmir, Urla

    Özelliği: 150 yaş, 30 m. boy . 1.30 m. çap ve 4.10 m. çevre genişliğinde fıstık çamı ağacı.

    Tesis Tarihi: 25.07.1995

    İzmir-Yemişçi Çınarı

    Yeri: İzmir, Urla

    Özelliği: 350 yaş , 20 m. boy, 3 m.çap ve 9 m. çevre genişliğinde çınar ağacı.

    Tesis Tarihi: 25.07.1995

    İzmir-Fıstık Çamı

    Yeri: İzmir, Urla

    Özelliği: 105 yaş , 20 m. boy, 1.20. m.çap ve 3.90 m. çevre genişliğinde çam ağacı.

    Tesis Tarihi: 25.07.1995

    İzmir-Teas Menengici

    Yeri: İzmir, Urla

    Özelliği: 35 yaşında, 4 m. boyunda, 0.5 m çapında 1.55 m çevre genişliğinde ve insan görünümündeki menengiç ağacı.

    Tesis Tarihi: 09.11.1994

    Mağaralar

    İnkaya Mağarası

    İzmir merkez ilçeye bağlı Yelki köyü batısındaki Kocadağın doğu yamacında yer alan İnkaya mağarasına, Yelki Köyü’nden mağaranın yakınına kadar arazi taşıtı veya traktörle gidilebilir. Sonra dik ve makilik bir yamaçtan 20 dakika yürünerek mağaraya ulaşılabilir.

    Özellikleri: Toplam uzunluğu 222 m. olan mağaranın girişe göre en derin noktası -30 m dir. Genellikle yatay, kısmen de dikey tipinde kuru bir mağaradır. Ekim ayında mağara ısısı salonda 18ºC, son kısımda 22ºC’dir.

    Mağara içinden çıkan çanak ve çömleklerden tarihi dönemlerde yerleşme amacıyla kullanıldığı anlaşılmaktadır.

    Jeoloji-Jeomorfoloji: Kretase yaşlı kireçtaşları içinde, birbirlerine kesen birkaç kırık boyunca gelişmiştir. Mağara dik bir inişten sonra, geniş bir salon halinde genişlemektedir. Salonun genişliği 20-20 m., tavan yüksekliği ortalama 5 m. civarındadır.Taban toprak ve molonlarla örtülüdür.Salon kenarındaki geçitlerle küçük süslü odacıklara geçilir. Salon güneye doğru tabanı eğimli bir galeriden devam eder.Galerinin sonunda 7 m. derinliğinde bir kuyudan mağaranın son ve en alt bölümüne inilir.

    Kurudağ Mağarası

    Yeri: İzmir, Selçuk İlçesi

    Selcuk’un Kurudağ mevkiindedir.

    Özellikleri: Toplam uzunluğu 42 m. olan mağaranın girişe göre en derin noktası -22 m.dir. Yatay ve kuru mağara tipindedir. Açık havaya nazaran mağara serindir.

    Mağara Mesozoik yaşlı massif dolomitik mermerler içinde gelişmiştir. Mağaranın dar bir girişi vardır. Daha sonra genişleyerek eni 20 m.ye varır. Uzunluk ise 41 m.dir. Tavan yüksekliği ortalama 3-5 m.dir. Mağaranın kuzeye doğru eğimli olan tabanı kaya blokları ve traverten oluşumları ile örtülüdür. Bu bölümde çeşitli kanılar yapılmıştır. Mağara boşluğunda sarkıt, dikit ve sütunlar, duvarlarda perde ve bayrak travertenleri vardır.

    Eski çağlarda insanlar tarafından barınak olarak kullanılmıştır. Bu nedenle mağarada çeşitli kazılar yapılmıştır. Doğal ve arkeolojik değerler bakımından zengin kaynaklara sahip olması nedeniyle turizm açısından değerlendirilmesi uygun bulunmaktadır. Henüz turizme açılmamıştır.

    Kaplıcalar

    Balçova Kaplıcaları: Homeros’un destanlarında ve coğrafyacı Strabon’un eserlerinde adı geçen “Agamemnon Kaplıcaları” antik dönemlerden bu güne şifa yurdu olarak kullanılmaktadır. İskender ordularından bir grubun yaralarını tedavi ettikleri bu kaplıcalar, o dönemde daha da ünlenmiştir. Bugün Balçova kaplıcaları olarak anılan bölgede, sıcak su çamur banyosu ve içme suları bulunmaktadır. Halen konaklama tesislerinin bulunduğu Balçova Kaplıcaları daha çok üst solunum yollarının kronik iltihapları, nefritler, bazı iltihaplar, romatizma sendromları, metobolizma ve deri hastalıkları gibi durumlarda yararlı olmaktadır. Balçova Kaplıcalarında bulunan şifalı su, sodyum bikarbonat ve klorür ihtiva etmektedir.

    Termal Turizm Merkezleri

    Bayındır Ilıcaları: Bayındır Ilıcası, Bayındır’ın kuzeydoğusunda Turgutlu yolu üzerinde 8 km. uzaklıktaki Ergendi Ilıcası Dereköy kaplıcasından oluşmaktadır. Birbirlerine 15 dakika uzaklıkta bulunan kaplıcalardaki su sıcaklığı ortalama 40ºC dolayındadır. Kükürt ve sodyum bikarbonat ihtiva eden kaplıcaların daha çok romatizma ve deri hastalıklarının tedavisinde başarılı olduğu belirtilmektedir.

    Menemen Ilıcaları: Menemen’in kuzeybatısında, Aliağa çiftliği bucak merkezinin 15 km batısındadır. Sular bir mağaranın içinde kaynamaktadır. Kayaların eski dönemde yontularak kaynağın doğal bir hamam içinde kalması sağlanmıştır. Travmatik nedenlere bağlı kaynaması gecikmiş kırıklar, kemik sisteminin bazı hastalıkları, kan dolaşımı bozuklukları ve benzeri gibi rahatsızlıklar duyanlar bu sulardan yararlanmaktadırlar.

    Ilıcagöl Ilıcası: Menemen’in kuzeybatısında ılıca göl bataklığının batı kenarındadır. Su ve çamur banyosu biçiminde uygulanan tedavide ılıcanın ılık ve kükürtlü suları romatizma, deri hastalıkları, safra ve idrar yolu taşlarının düşürülmesi gibi durumlarda yararlı olmaktadır.

    Dikili Ilıcası: Nebiler Kaplıcası Dikili Ayvalık karayolunun 4 km. sağında yer alır. Yöredeki ihtiyaçları karşılayacak oranda tesislerin bulunduğu kaplıca suyunda hidroasetat iyonu bulunmaktadır.

    Bademli Ilıcaları: Dikili’den 15 km. uzaklıktadır. Arsenik ve hidroasetat ihtiva eder.

    Tavşan Adası Ilıcası: Tire İlçe merkezinin 15 km. güneybatısında Uzgur Köyü yakınında ve Elem Gölü (Bozköy) civarındadır. Ilıcanın çok sıcak olan suları banyo ve içme olarak kullanılır. Banyo olarak kullanıldığında romatizma ve deri hastalıkları, çocuk ve kadın hastalıklarına iyi gelmekte, içme olarak kullanıldığı zaman ise akciğer ve gıda metabolizması hastalıklarında yararlıdır.

    Seferihisar Kaplıcaları: Seferihisar Doğan Bey Termal bölgesinde bulunan ılıca ve kaplıcaları şöyle sıralanabilir: Cumalı Ilıcaları, Karakoç Kaplıcaları, Kelalan Ilıcası.Bu kaplıcalar; romatizma ve deri hastalıklarıyla üst solunum yolları, kırıklar, kadın hastalıkları gibi rahatsızlıklarda faydalı olmaktadır.

    Urla Ilıcaları ( Malkoç İçmeleri): İzmir – Çeşme karayolunun 41. Km de (İçmeler) diye anılan bölgede yer alan ılıca suları karbondioksit ve sodyum klorür ihtiva etmektedir. Ilıca etrafında bulunan kamping ve oda türü konaklama tesisleri bölgesel ihtiyaca cevap verecek durumdadır. Deniz kenarında bulunmaktadır. Daha çok mide ve bağırsak tedavisinde yararlı olduğu belirtilmektedir.

    Gülbahçe Ilıcaları: Urla İlçe merkezinin 15 km. batısında, Gülbahçe Körfezi’nde deniz kenarında bulunan ılıca aynı zamanda bir hamama sahiptir. Romatizma ve deri hastalıkları tedavisinde yararlıdır.

    Plajlar

    İzmir ilinin Ege’ye 629 km kıyısı bulunmaktadır. Bunun 101 km’si doğal plaj (kumsal) niteliğindedir. İzmir kıyıları yarımada ve koylardan oluşan coğrafyası nedeniyle, plaj kullanımı dışında su sporlarına da olanak vermektedir. İldeki plajlardan Selçuk-Pamucak, Urla ve Gülbahçe, Çeşme-Ilıca ve Altınkum, Gümüldür ve Özdere plajları ile kuzeyde Dikili ve Çandarlı, Foça-Yeni Foça plajları, kumsal özellikleri bakımından öne çıkmaktadır. Plajlara ulaşım son derece kolay ve seridir. İzmir merkez garajdan ve Üçkuyular garajından hemen her ilçeye günün her saatinde araç temin etme imkanı vardır.

    Yat Limanları

    İzmir ilinde özellikle Çeşme Yarımadası’nın güneyi ülkemizin belli başlı yat güzergahlarından birini oluşturmaktadır. Çeşme-Kuşadası güzergahı yat turizmi altyapısının en çok geliştiği alandır. Alaçatı İskelesi; Alaçatı beldesinin güneyinde yan yana sıralanmış koylarla, yatçılar için bir cennet niteliğindedir. İskelede 80 tekne barınabilmektedir. Yatların barınabilmesi için pek çok imkan vardır. Urla İskelesi’nde 20 tekne, balıkçı barınağında 175, Özbekköy barınağında ise 80 tekne barınabilmektedir. İskelenin yakınında bulunan Güvendik Tepesinden çevrenin olağanüstü görüntüsü izlenebilmektedir.

    Yaylalar

    Ödemiş İlçesinin Bozdağ Gölcük Yaylası, yine aynı bölgedeki Subatan Yaylası, Karşıyaka ilçesinin kuzeyindeki Yamanlar Dağı üzerinde bulunan Karagöl, Bergama ilçesini çevreleyen dağlardan kuzeydeki Madra Dağında bulunan Kozak Yaylası günübirlik rekreasyon ve yayla turizmine elverişli alanlardır.

    Sportif Etkinlikler

    Av Turizmi: Av için İzmir ve çevresinde (Özellikle Çeşme çevresinde) yabandomuzu avlakları bulunmaktadır. Karaburun Yarımadası’nda da yabandomuzu avlakları mevcut olup, yabankeçisi gibi hayvanlar avlanmaktadır. Av turizmi için belirlenen avlaklarda avlanacak hayvanlar önceden avcılar derneğince tespit edilerek, ilan edilmektedir.

    Dağcılık: İzmir bölgesinde, özellikle gençlik ve öğrenci kesimi arasında son yıllarda gelişen dağcılık, bir spor olarak ele alınmakta ve geliştirilmektedir. Balçova teleferiğinin bulunduğu Balçova Tepesi ile Yamanlar Dağı, dağ sporlarının amatör düzeyde yapıldığı yerlerdir. Bunun ötesinde İzmir körfezi’ne dik inen dağ silsileleri içinde kuzeydeki Madran Dağları 2000 metreyi geçen yüksekliği ile dağcılık açısından son elverişli imkanlar sunmaktadır.

    Gençlik Turizm: İzmir’de gençlerin yararlanabileceği orman ve gençlik kampları mevcuttur.

    İzmir Turizm Eğitim Merkezi

    İzmir Orman Kampları

    İzmir Gençlik Kampları

    Kayak Merkezi: Bozdağ yükseltisinin kuzey yamaçlarındaki doğal pistlerin varlığı kayak sporlarına olanak vermektedir. İzmir’e sadece 1.5 saatlik mesafede, huzur, sağlık ve spor için Ege’nin en yüksek ve nem oranının en az oluşuyla ünlü Bozdağ Kayak Merkezi tesisleri, 22 bungalov, 12 otel odası, şömine restoran, cafe, bar, kayak okulu, alış veriş merkezi ve sağlık hizmetleri ile organize olmuştur.

    Su sporları: İzmir’in koyları su altı dalış için elverişli noktalara sahiptir.

    Diğer Tarihi Yerler

    Kemeraltı Çarşısı: Kemeraltı Çarşısı, Mezarlıkbaşı semtinden itibaren deniz cephesini içine alan bir kavis çizerek Konak Alanına ulaşır. Günümüzde de Kemeraltı Çarşısı İzmir’in en önemli alışveriş merkezidir. Eskinin gizemli tonoz ve kubbeli dükkanlarının yanı sıra, modern iş merkezleri, mağazaları, sinemaları ve kafeteryaları ile her türlü alışverişe hitap edebilen bir site görünümündedir. Bu çarşıda geleneksel Türk el sanatlarından seramikler, çini panolar, ahşap ürünleri, tombaklar, halı ve kilimler, deri ürünlerinin her çeşidini bulmak mümkündür.

    Asansör: Musevi işadamı Nesim Levi tarafından Mithatpaşa’nın üst kısmına çıkmak isteyenlere kolaylık sağlaması için yaptırılan asansör, günümüzde İzmir’in prestij noktalarından birisi olmuştur. Estetik değerlerin ön planda olduğu binaya 1928 yılında yapılan düzenleme Asansör’ü sosyal ihtiyaçları karşılayan bir merkez haline getirmiştir. 1930′lu yıllarda tiyatro sahnesi, sinema salonu, gazinosu ve fotoğrafçısı bulunan Asansör binası, İzmir’in vazgeçilmezlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Tarihi Asansör 1992 yılında, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından günün şartlarına uygun bir şekilde restore edilerek kültür kompleksi halini almıştır.

    Teleferik Tesisleri: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yeniden düzenlenen teleferik tesisleri doyumsuz manzarasıyla gelenleri büyülemektedir. Spor ve doğa severler için geniş imkanlar sunulan tesislerde, yamaç paraşütü ve özel tırmanma şeritleri ile sporseverler heyecanlı anlar yaşayabilirler.

    Kültürpark: Kültürpark, İzmir’in kent içinde yeşilin en yoğun olduğu alanlarından biridir. Hayvanat Bahçesi ile, Akdeniz’in tipik palmiye ağaçları ve yeşil bitki örtüsüyle, spor ve eğlence tesisleriyle İzmirlilerin başlıca rekreasyon alanıdır. Kültürpark içinde, 1936 yılından beri her yıl Ağustos ayının sonunda Uluslararası İzmir Fuarı açılmaktadır.

    Botanik Bahçesi : İzmir’de farklı bir yeşil ortam Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi’dir. Burası ülkemizin en yetkin ve uluslararası nitelikteki tek botanik bahçesidir. Bahçe yapay koşullarda, tropik bölgelerden Alp Dağlarına kadar çok geniş bir coğrafyaya ait pek çok bitki türünü barındırmaktadır. Yaklaşık üç bin bitki çeşidi mevcuttur. Arbeterum’da yüzlerce ağaç ve çalı türü yetiştirilmektedir. Ayrıca kurutulmuş bitki örneklerinin korunduğu ve üzerinde bilimsel araştırmaların yapıldığı bir Herbaryum Merkezi de yer almaktadır.

    Kuş Gözlem Alanı

    İzmir ilinin yeraldığı Küçük Menderes Havzasında, önemli kuş alanlarından İldir Gölü ve Küçük Menderes Deltasını barındırmaktadır.

    Foça Adaları

    Gediz Deltası

    İldir Körfezi Adaları

    Küçük Menderes Havzası

    Sanat, Kültür ve Eğlence

    İzmir kozmopolit ve kültür şehri olarak ün yapmıştır. İzmir Kültür Merkezi opera, bale ve müzik konserlerine sık sık ev sahipliği yapar.

    Her yıl Ağustos ayında açılan İzmir Uluslararası Fuar’ı bir eğlence ve endüstri sergisidir.

    Efes harabelerinin en güzel yapılarından biri olan tiyatro, oldukça sağlam kalmış ve restorasyonla da bugün Efes festivali gibi şenliklerde rahatlıkla kullanılmaktadır.

    COĞRAFYA

    İzmir, Türkiye’nin üçüncü büyük kentidir. İzmir, Ege kıyı bölgesinin tipik bir örneği gibidir. Kuzeyde Madra Dağları, güneyde Kuşadası Körfezi, batıda Çeşme Yarımadası’nın Tekne Burnu, doğuda ise Aydın, Manisa il sınırları ile çevrilmiş İzmir, batıda kendi adıyla anılan körfezle kucaklaşır.

    İzmir ili içinde Ege Bölgesi’nin önemli akarsularından olan Gediz Nehri’nin aşağı çığırı ile Küçük Menderes Nehri bulunur. Girintili ve çıkıntılı kıyı bandı doğal olarak sayısız güzellikte koy ve plajların oluşumu ile sonuçlanır. Gümüldür, Özdere, Foça, Karaburun, Çeşme sahil ve plajları İzmir için büyük bir turistik önem taşımaktadır. Öte yandan aynı doğal yapı, bir çok balıkçı barınağının veya yat yanaşma yerlerinin oluşmasına neden olmuştur. Bu özellikleriyle İzmir doğal bir turizm ve liman kentidir.

    Akdeniz iklim bölgesinde yetişen geniş, sert ve iğne yapraklı, sürekli yeşil kalan, kuraklığa dayanıklı ağaç ve çalılar, yaygın doğal bitki örtüsünü oluşturur.

    Akdeniz iklim kuşağında kalan İzmir’de yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçmektedir. İl bazında yıllık ortalama sıcaklık, kıyı kesimlerde 14-18 ºC arasında değişmektedir. Yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığı 18.5ºC’dir.

    TARİHÇE

    Eski İzmir kenti, körfezin kuzeydoğusunda yer alan bir yarımadacık üzerine kurulmuştur. Günümüzde Bayraklı yakınında “Tepekule” adını taşıyan eski İzmir höyüğünde, ilk yerleşim M.Ö. 3. binden başlar. Önceleri ufak bir yerleşme olan deniz kenarındaki bu höyük, M.Ö. 2. binde ilk çekirdek etrafında biraz daha büyüyüp gelişmiştir. M.Ö. 2. bin yerleşmesinin Hititlerle ilişkili olduğu kazılardan anlaşılmaktadır.

    M.Ö. 10. yüzyılda, Bayraklı’nın kerpiç duvarlı ve düz damlı evleriyle, bugünkü Orta Anadolu köylerinden farkı yoktur. M.Ö. 600’de Lydia, M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda Pers egemenliğinde olan şehir, M.Ö. 334’de Büyük İskender tarafından alınmış, bu tarihlerden sonra Kadifekale’nin yer aldığı dağın eteklerinde gelişmeye ve büyük bir şehir durumuna gelmeye başlamıştır. Roma İmparatorluğu döneminde, M.S. 178 yılındaki yer sarsıntısında büyük hasar gören şehir, yeniden kurulmuş ve onarılmıştır. Bu dönemde büyük bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Bizans İmparatorluğu zamanında Hıristiyanlığın yayıldığı dönemde ve sonrasında önemli bir piskoposluk merkezi olmuş, M.S. 5.-6. yüzyıllarda gelişme göstermiş, ancak 7. yüzyıldaki Arap akınlarından sonraki yıllarda ise eski önemini kaybetmiştir.

    1320 yılında Aydınoğlu Gazi Umur tarafından alınan şehir, 1402–1415 yılları arasında Aydınoğulları Beyliği’nin başkenti olmuş ve 1415 yılında I. Mehmet Çelebi tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

    NE YENİR

    İzmir ve yöresinin yemekleri çeşit açısından son derece zengin olup, Ege, Akdeniz ve Anadolu mutfaklarının özgün bir bileşimidir. Yörenin bitki örtüsünün yanı sıra, çok kültürlü toplumsal yapısı da bu oluşumda etkendir.

    Belli başlı yemekleri: Bulamaç çorbası, tarhana çorbası, tere çorbası, trança kellesi çorbası,kirde, sakız yahnisi, mücver, İzmir köftesi, papaz yahnisi, enginar dolması, domates bastısı, yer elması, revani,ıspanak boranisi, razı kavurması, Efes arapsaçı, şevketi bostan, ebegümeci, radika salatası.

    İzmir’den Yemek Tarifleri

    Tere çorbası

    Malzemeler:

    9 su bardağı tavuk suyu

    3 yemek kaşığı un

    1 adet yumurta

    1 adet limon

    1 su bardağı krema

    1 su bardağı süt

    2 yemek kaşığı tereyağı

    1 demet tere

    1/2 çay kaşığı şeker

    tuz

    Hazırlanışı:

    Bir kapta un, limon suyu ve yumurta iyice karıştırılır. kaynamakta olan tavuk suyuna azar azar yedirerek ilave edilir. Tere yaprakları ayıklanır bir bardak süt ile birlikte blendırdan geçirilir. Yapraklar tamamen eriyince kaynamakta olan çorbaya eklenir. Bir taşım kaynatıp krema, tereyağı, şeker ve tuz eklenir. Bir taşım kaynadıktan sonra süzgeçten geçirilir ve servis edilir.

    İzmir köfte

    Malzemeler:

    1/2 kg dövülmüş et

    2 adet soğanın suyu

    1 adet yumurta

    1/2 su bardağı sıvı yağ

    5 adet domates

    3 dilim ekmek içi

    1 tatlı kaşığı köfte baharatı

    1 tatlı kaşığı karabiber

    1 tatlı kaşığı tuz

    Hazırlanışı: İyice dövülen et, soğan suyu, tuz, karabiber, köfte baharatı, ekmek içi ve yumurta ile yoğrulur. Hamur haline gelince köfte şekli verilir ve yağda kızartılır. Kızaran köfteler bir tencereye alınır. Ayrı bir tarafta domatesler küçük küçük doğranır. Doğranan domatesler tencereye alınan köftelerin üzerine dökülür ve 15 dakika pişirilir.

    Radika salatası

    Malzemeler:

    1 demet radika

    1 çorba kaşığı tuz

    1 adet limon

    1/2 çay bardağı zeytinyağı

    Hazırlanışı:

    Radikalar köklerinden ayrılıp iyice yıkanır. Bir tencerede tuzlu su kaynatılır ve radikalar kaynayan suya atılır. Sapları yumuşayana kadar haşlanır ve süzülerek servis tabağına alınır. Soğuduktan sonra üzerine zeytinyağı ve limon suyu eklenip zeytin ile süslenerek servis edilir.

    NE ALINIR?

    İzmir’in en yoğun alışveriş trafiğine sahne olan sokakları, Anafartalar Caddesi’nin sağında ve solunda yer alan ve hala yüzyıl öncesinin atmosferini kepenklerinin kıvrımlarında, kapı eşiklerinde, basık tavanlarında, eski kiremitlerinde taşıyan Kemeraltı Sokaklarıdır. Eski görüntü tamamen olmasa da hala işportacıların bağrışmaları bakırcılar çarşısının kendine has sesleri Şadırvan Cami yanındaki Sebil’in şırıltısı, Kestane pazarındaki balıkçıların ıslak önlükleriyle bağrışmaları, Kemeraltı’nın pek değişmediğini gösteren belirtileridir.

    Urgancılar Çarşısı, Kuyumcular Çarşısı, basmacılar, ayakkabıcılar hepsi de hala işlerini sürdürmektedirler. Bunların yanı sıra en iyi ve modern alışveriş merkezleri Alsancak’taki Kordon Boyu’nda, Karşıyaka ve Cumhuriyet Caddesi’nde bulunur.

    İzmir’de en önemli alışveriş merkezi olan Kemeraltı’na komşu Çankaya ve oradan da seçkin butik ve mağazaların yer aldığı Alsancak’a ulaşıp alışveriş yapabilir, Karşıyaka’da da aynı olanakları bulabilirsiniz.


  • İstanbul İlimiz Ve İlçeleri Hakkında Genel Bilgi

    GENEL BİLGİLER

    Yüzölçümü: 5.712 km²

    Nüfus: 7.309.190 (1990)

    İl Trafik No: 34

    “Orada, Tanrı ve insan, doğa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde öylesine mükemmel bir yer yarattılar ki, görülmeğe değer.” Bir koluyla Asya’ya, diğeriyle Avrupa’ya uzanarak iki kıtayı da kucaklayan kenti Lamartine böyle tanımlıyor.

    Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratmış, Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İstanbul’daki çeşitlilik ziyaretçileri gerçekten büyülemektedir. Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunmaktadır. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul’un “dünyanın merkezindeki” şehir olduğunu hissedersiniz.

    Marmara’ya ve Boğaz’a hakim bir tepe üzerinde, 400 yıl boyunca Osmanlı sultanlarına konutluk ve siyasi merkezlik etmiş olan Topkapı Sarayı yer alır. Topkapı’da Çin Porselenleri koleksiyonunu, altın işlemeli ve değerli taşlarla süslü tahtları, sultan kostümlerini, masallardakileri andıran mücevherleri, nadir elyazması kitapları, yüzyıllarca merak uyandırmış olan harem salonlarını görebilirsiniz.

    Ayasofya ile Sultanahmet Cami arasında araba yarışlarının yapıldığı Bizans Devrinin ünlü Hipodromu ve bu Hipodromun orta yerinde, bu dönemden kalma üç dikilitaş bulunur.

    Yerebatan Sarayı Bizans döneminde yapılmış en önemli su sarnıçlarından biridir. En güzel Bizans devri eserlerinden biri sayılan Kariye Müzesi mozaik ve fresklerle süslü orijinal dekorunu muhafaza etmektedir. İstanbul’da görmeden edemeyeceğiniz bir başka mekan da Eyüp Camiidir. Burası, Eyüp Sultan’ı ziyaret edip manevi haz arayanlara güvercin sesleriyle her an cıvıl cıvıl bir ortam sunar.

    İstanbul tarihsel yapıların yeniyle buluştuğu, yenilendiği bir şehirdir aynı zamanda. Kapalıçarşı labirentvari yapısıyla geçmişin hülyalı günlerinin izlerini taşımakta ısrar ederken bir yandan da modern dünyanın yepyeni ürünlerini serer önünüze; büyüleyici mücevherler, bakır eşyalar, halılar, çeşit çeşit deri ve süet giyim… Cazibesine kapılınca en ufak bir yorgunluk duymadan saatlerce dolaşabilirsiniz bu çarşıda.

    Eşsiz tarihi ve kültürel geçmişi ve sayısız cazibesine ilave olarak modern oteller, istisnai lokantalar, gece kulüpleri, kabareler, tarihi çarşılar ve dükkanlar İstanbul’u konferans ve kongreler için dört dörtlük bir mekan yapmaktadır.

    İlçeler

    Adalar, Bakırköy, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüb, Fatih, Gazi Osman Paşa, Kadıköy, Kâğıthane, Kartal, Küçükçekmece, Pendik, Sarıyer, Şişli, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Şile, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bayrampaşa, Esenler, Güngören, Maltepe, Sultanbeyli, Tuzla.

    Önemli Semtler

    Boğaz: Avrupa ve Asya’yı ayıran Boğaz’da Karadeniz’e doğru geleneksel ve unutulmaz bir deniz gezisi yapmadan İstanbul ziyareti tamamlanmış sayılamaz. Büyük bir ihtişam ve saf bir güzellik yansıtan kıyıları geçmiş ve günümüzün karmasıdır. Yalıların yanında modern oteller, taştan hisarların yanı başında rustik saraylar ve küçük balıkçı köylerinin hatırasını taşıyan semtlerde şık yapılar… Boğaz’ı görmenin en iyi yolu kıyılarında zig zag çizen yolcu vapurlarından birine binmektir. Eminönü’nden başlayan gezi sanki bir bayramda akraba ziyaret ediyormuş gibi sırayla Boğazın Asya ve Avrupa kıyılarına uğranarak devam eder. Gezi, aşağı yukarı 6 saat sürmektedir. Eğer gezi özel bir biçimde gerçekleştirilmek istenirse, bu konuda gece veya gündüz kısa düzenlemeler yapan ihtisaslaşmış acentalara başvurulabilinir.

    Haliç: Uzun ve dar, boynuz biçimindeki Haliç İstanbul’un Avrupa tarafını bölmektedir. Dünyanın en tabii limanlarından biri olduğundan Bizans ve Osmanlı donanmaları ve ticari gemicilikle ilgilenenler burada toplanmışlardır. Gurup vakti suyun altın rengini aldığı bu yerin kıyıları bugün hoş parklarla ve yürüme alanlarıyla çevrilidir. Haliç’in ortasına doğru gidildiğinde yer alan Fener ve Balat semtlerinde, Bizans ve Osmanlı döneminden kalma ahşap evler, kiliseler ve sinagoglarla dolu sokaklar bulunmaktadır. Ortodoks Patriği de burada oturmaktadır. Biraz yukarıdaki Eyüp, Osmanlı mimarisinde oymacılığın yansıdığı bir yerdir.

    Tepelerin yamaçlarını yer yer koyu selvilerin bulunduğu mezarlıklar kaplamaktadır. Dualarının kabul göreceğine inananlar buradaki Eyüp Türbesini ziyaret ederler. Bu tarafa bakan tepedeki Pierre Loti Kahvesi manzaranın keyfine varmak için mükemmel bir mekandır.

    Beyoğlu Ve Taksim: Beyoğlu yapıldığı devrin özelliklerini koruyan, 100 yıl evvelki Avrupa tesirli mimari mirasıyla görülmeye değer bir semttir. Avrupa’nın ikinci eski metrosu Tünel halen en kısa metro unvanını korumaktadır. Metro ile kulesi bir sembol haline gelen Galata bölgesine geçmek mümkündür. Tünelin üst ucu Istiklal Caddesinin başlangıcıdır. Eski tramvayların tekrar servise konulduğu, yalnız yayalara açık cadde, Cumhuriyet devrinde konsolosluklara tahsis edilen eski elçilik binaları ile çevrilidir. Tünelin üst kısmında, İstiklal Caddesinin başlangıcındaki Divan Edebiyati Müzesi (Mevlevi Tekkesi – 18. yy. eseri) güzel bir yapıdır. Caddenin iki yanında birbirinden meşhur mekanlar vardır. Bir yanda Galatasaray Lisesi, karşı sırada rengarek, otantik restoranları ve Balık Pazarını içine alan Çiçek Pasajı… Sonra cadde boyunca sinemalar, tiyatro, kafe, lokanta ve eğlence yerleri… Taksim meydanına ulaşan cadde eski parlak, hareketli, daima kalabalık gün ve gecelerine yeniden kavuşmuştur.

    Sultanahmet: Tarihi yarımadanın batı ucunda yer alan semtte farklı İmparatorlukların önemli dini, idari ve sivil yapıları yer almaktadır. Tarihi Sultanahmet meydanının etrafı Ayasofya, Haseki Hürrem Hamamı, Sultanahmet Camii, Hippodrome, Dikilitaşla gibi tarihi eserlerle çevrilidir.

    Ortaköy: Boğazın en güzel yerine tahtlanan, zamanında padişahların sayfiye yeri olan Ortaköy Osmanlı Dönemi’nden beri ilgi çeken bir yerleşim merkezidir. Bugün Çırağan Sarayı, Kabataş Erkek Lisesi, Feriye, Princess Oteli, ve cami kilise ve sinagog üçgeninde yer alan Ortaköy, çarşısı ve içindeki seyyar “entel pazarı”, hediyelik eşya dükkanları, kafeleri, barları ve restoranlarıyla İstanbulun önemli eğlence ve alışveriş merkezlerinden birisidir.

    Sarıyer: Tarabya’dan sonraki virajdan Boğaziçi’nin Karadeniz’e kavuşması ilk defa görünür. Buradan Sarıyer semti içlerine kadar elçiliklere ve şahıslara ait eski yazlıklar ve balık lokantaları sıralıdır. Büyükdere’den ayrılan dar bir yol orman içlerini aşarak, bentleri geçerek Karadeniz sahillerine, meşhur Kilyos plajlarına ulaşır.

    Sarıyer ve sonraki Rumeli Kavaği vapur seferleri ile Boğazı gezenlerin Avrupa yakasındaki son iskeleleridir. Balık lokantaları ile şöhretli her iki komşu semt ve karşı kıyıda bulunan Anadolu Kavağı tatil günleri çok kalabalık olur.

    Boğaziçi bu yerleşimleri geçtikten sonra sadece yeşil koruluklarla örtülü yamaçlara sahiptir. Her iki kıyıda son yerleşimler Karadeniz’e komşu Anadolu ve Rumeli Fenerleri ile balıkçı köyleridir.

    Üsküdar: Üsküdar, Kız Kulesi ile bütünleşen bir semttir. Karşıya, Avrupa’ya geçişin iskelesidir. Meydandaki 16. yüzyıl camileri, ortadaki abidevi çeşme, sahildeki minyatür Şemsi Paşa Cami ve Medresesi Türk sanatının güzel örnekleridir. Tarihi Karacaahmet Mezarlığı ve daha ilerideki büyük ve küçük Çamlıca tepeleri Üsküdarın sırtlarında bulunur. Tepeler çamlıklarla örtülü olup, Adaların ve Boğazın kuş bakışı manzaralarına hakimdir.

    Kadıköy: Marmara sahillerindeki güzel Kadıköy’de tarihi yapı bulunmaz. Istanbul’un son yüzyılda hızla gelişen semtlerinden biridir. Antik Kahlkedon yerleşim biriminde sonraları bir çok manastır inşaa edilmişti. M.S. 5. yüzyıl Hıristiyanlık dünyası önemli konsül toplantıları burada yapılmıştı. Eski bahçeli malikanelerin çok azı zamanımıza gelebilmiştir. Yat Kulüpleri, marinalar, geniş caddeler, Kadıköy sahilleri boyu uzanır.

    Fenerbahçe güzel bir gezinti yeridir. Meşhur Bağdat Caddesi de alışveriş imkanları ile ünlüdür. 1908 yılında tamamlanan Prusya mimari üslubundaki Haydarpaşa Tren İstasyonu, Üsküdar çıkışındadır. İstasyon Bağdat demiryolunun ilk (veya son) duraği idi. Yandaki yamaçta Kırım Savaşında hayatlarını kaybeden Ingiliz ve Fransız askerlerinin mezarları ve abideleri, büyük askeri hastanenin yanında bulunmaktadır.

    Ticari liman tesisleri arkasındaki tepelere yerleşmiş iki büyük bina vardır. Saat kuleli olan eski Haydarpaşa Lisesi, şimdi üniversitedir. Diğeri, büyük ve 4 kuleli olan Selimiye Kışlasıdır (19. yy). Kırım Savaşı sırasında buradaki yaralılara hemşirelik yapan Florence Nightingale anısına kaldığı oda o günlerdeki gibi korunmaktadır.

    Şile: Üsküdar’dan 50 km. mesafedeki şirin ve güzel turistik kasaba Karadeniz sahillerindedir. Kısmen tamamlanmış otoyolu ve sonrası ormanları aşan viraj yol ile geniş ve meşhur Şile plajlarına ulaşılır. Balıkçı barınaği, Ceneviz kale kalıntısı ve şöhretli feneri görülmeye değer yerlerdir. Batıda plajlar, kasabanın doğusunda da bir sıra küçük kumsal koy uzanır. Yaz aylan hareketli ve kalabalık geçer, bol sayıda pansiyon ve oteller mevcuttur.

    Adalar: Prens Adaları adı ile de bilinen Istanbul Adaları, Marmara Denizinde, şehre bir saat kadar yakınlıkta 8 adadır. Haliç girişi ve Kabataş Iskelelerinden kalkan vapur veya deniz otobüsleri dört adaya muntazam seferler yaparlar.

    GEZİLECEK YERLER

    Müzeler

    Arkeoloji Müzesi

    Askeri Müze

    Seferlerde Osmanlı orduları tarafından kullanılan büyük saha çadırları Askeri Müze’de sergilenmektedir. Osmanlı silah ve askeri teçhizatları da sergide yer almaktadır. Osmanlı askeri bandosu, Mehter Takımı öğleden sonraları saat 15.00-16.00 arasında Osmanlı askeri müziği ile gösteri yapmaktadır.

    Atatürk Müzesi

    Şişli’de Atatürk’ün oturduğu ev daha sonra onun anısına müzeye dönüştürülmüştür. Kişisel eşyaları sergilenmektedir.

    Aya İrini Kilisesi (St. İrene)

    İstanbul’da yapılan ilk kilisedir. Konstantin’in emri üzerine 4′üncü yüzyılda yapılmış, sonradan Jüstinyen zamanında restore edilmiştir. Yapı, Hıristiyanlık öncesi dönemi tapınağının üzerine inşa edilmiştir.

    Ayasofya Müzesi

    Mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden ilk ve son ünik uygulama olarak görülen Ayasofya; Osmanlı camilerine fikir bazında da olsa esin kaynağı olmuş, doğu-batı sentezinin bir ürünüdür. Bu eser dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer almaktadır. Bu nedenle, Ayasofya, tarihi geçmişinin yanı sıra, mimarisi, mozaikleri ve Türk çağı yapıları ile yüzyıllar boyunca tüm insanlığın ilgisini çekmiştir. Ayasofya 916 yıl kilise, 481 yıl cami olmuş, 1935′ten bu yana müze olarak tarihi işlevini sürdürmektedir.

    Müze pazartesi dışında hergün 09.30-16.30 saatleri arasında gezilebilir. ÇİNİLİ KÖŞK: 15 inci yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet zamanında bir köşk veya pavyon şeklinde yaptırılmıştır. İznik parçaları dahil 16′nci yüzyıl Selçuk ve Osmanlı çömlek ve çini sanatının en iyi örneklerini barındıran Türk Seramikleri Müzesi yer almaktadır.

    Ayasofya Müzesi I.Mahmud Kütüphanesi

    Büyük Saray Mozaikleri Müzesi

    Mozaik Müzesi, Bizans imparatorlarının Büyük Sarayı’ndan kalmadır. 5. ve 6′ncı yüzyıl nadide mozaik döşemeler burada korunmaktadır.

    Denizcilik Müzesi

    Beşiktaş’tadır. Osmanlı denizcilik tarihine ait bir çok ilginç eserler yanında, sultanların Boğazı geçerken kullandıkları “saltanat kayıkları” da sergilenmektedir.

    Divan Edebiyatı Müzesi (Galata Mevlevihanesi)

    Fethiye Müzesi (Pammakaristos)

    Güzel Sanatlar Müzesi

    Beşiktaş’taki Güzel Sanatlar Müzesi’nde 19. uncu yüzyılın sonundan günümüze uzanan döneme ait Türk resim ve heykel örnekleri yer almaktadır.

    Havacılık Müzesi

    Yeşilköy’dedir. Türk havacılığının gelişmesi teması üzerine kurulmuştur.

    İmrahor Anıtı (İlyas Bey Camii) St. Studios Manastırı Hagios Ionnes Prodromos Bazilikası

    Kariye Müzesi

    11. yüzyıl eseridir ve “Hz. İsa” Kilisesi adıyla da anılır. İstanbul’da Ayasofya’dan sonra en önemli Bizans yapısıdır. İstanbul Edirnekapı yakınlarında yer alan mozaik ve freksleriyle ünlü bu kilise Bizans İmparatoru Alexius Komnenos’un kayınvalidesi Maria Dukaina tarafından yaptırılarak Hz. İsa’ya ithaf edilmiş daha sonra büyütülmüştür. Hz. İsa ve Hz. Meryem’in yaşantılarını sahneleyen mozaik ve fresklerinin çoğu 1305-1320 yıllarında yapılmıştır. II. Bayazıt döneminde camiye çevrilen kilise Cumhuriyet döneminde 1929′da restore edilmiş, mozaikleri meydana çıkarıldıktan sonra müze olarak ziyarete açılmıştır. Bu arada, müze ziyareti sonrasında Kilise’yi çevreleyen ahşap evlerde, şehrin koşuşturan ortamından uzakta, rahat bir atmosfer içinde çay ve kahve sunulmaktadır.

    Rumelihisarı Müzesi – Anadoluhisarı Müzesi – Yedikulehisarı Müzesi

    Rumelihisarı Müzesi

    Anadoluhisarı Müzesi

    Sadberk Hanım Müzesi

    Boğazdan yukarıya doğru, Büyükdere’nin kenar mahallesindeki, 19 uncu yüzyıl iki ahşap villayı Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonları doldurmaktadır. Önceden Türk süsleme sanatı örneklerinin sergilendiği bu özel müze yeni arkeolojik koleksiyonun eklenmesi ile daha da büyümüştür.

    Ziyarete açık günler : Çarşamba hariç her gün açıktır.

    Şehir Müzesi

    Yıldız Sarayı’nın bahçesindeki Şehir Müzesi’nde ise Osmanlı fethinden bu yana İstanbul’un tarihi ile ilgili belgeleri korumaktadır.

    Ziyarete açık günler : Perşembe hariç her gün açıktır. Yine Yıldız Sarayı bahçesinde çok zengin dekor ve sahnesi, zarif kostümleri ile Tiyatro ve Tarihi Sahne Kostümleri Müzesi yer almaktadır.

    Tekel Müzesi

    Topkapı Sarayı Müzesi

    Türk Halıları Müzesi

    İbrahim Paşa Sarayı’nın bulunduğu sokağın karşısındadır. Türkiye’nin her yöresinden toplanan çok güzel antika halı ve kilimler sergilenmektedir.

    Ziyarete açık günler : Pazartesi hariç her gün açıktır

    Türk – İslâm Eserleri Müzesi

    Müzede Türk ve İslam sanatı eserleri sergilenmektedir. Bina, 1524′de Muhteşem Süleyman’ın Baş Veziri İbrahim Paşa tarafından ikametgahı olarak yaptırılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminin en büyük özel konutudur. Bugün, zarif seramik koleksiyonlarının, minyatürlerin, hat sanatı örneklerinin, tekstillerin, en eski halıların yanında ağaç oyma eserlerin sergilendiği bir mekandır.

    Türbeler Müzesi

    Yıldız Sarayı Müzesi

    Yerebatan Sarnıcı

    Bizans Sarnıcı olarak da anılan sarnıç, Ayasofya’nın yakınındadır. Büyük salonun ince tuğla kemerleri 136 adet korint stili sutünla desteklenmektedir.

    Ziyarete açık günler : Salı hariç her gün açıktır

    Örenyerleri

    Polonezköy

    Kuleler

    Kız Kulesi: İstanbulun sembolü olan Kız Kulesi, Boğaz girişindeki kayalık üzerine kurulmuş küçük, şirin bir kuledir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz feneri olarak kullanılan kule günümüzde turizme tahsis edilmiştir. Batı kaynakları burayı sevgilisi Hera’ya kavuşmak için yüzerken boğulan Leander’in kulesi olarak tanıtır. Bir diğer hikayeye göre de burası, kızının yılan tarafindan sokulacağını rüyalarında gören İmparatorun, emniyette olması için genç kızı yerleştirdiği kule idi. Meyve sepeti içinde gelen yılan trajediye sebep olur.

    Galata Kulesi: Bizanslıların Cenevizliler aleyhine hareketlerine karşılık, Cenevizliler tarafından yapılmıştır. Bölgeyi her türlü saldırıdan korumak için de bu kuleyi yaptırmışlardı. Kulede büyük sahanlığa kadar duvar içinde dönerek çıkan bir taş merdiven vardır. Son yıllarda 1967′de restore edilmiş, içine asansör konmuş, diğer katlarına da lokanta yapılmıştır.

    Beyazıt Kulesi: Bugünkü İstanbul Üniversitesi merkez binasının bulunduğu yerdeki yapı (eski saray), II. Mahmut devrinde Milli Savunma Bakanlığı (Seraskerlik) olarak kullanılmıştır. Seraskerliğin avlusundaki ahşap kule, yangın gözcüleri için uzun süre varlığını sürdürmüştür. II. Mahmut, daha güzelini yaptırtmak için bu kuleyi yıktırmıştır ve kitabesine göre, onun emri ile, 1828 yılında Serasker Hüseyin Paşa tarafından o devrin mimari özelliklerini yansıtan, kagir bir kule yapılmıştır. 50 m yüksekliğindeki bu abide, belirgin kütlesiyle, kente karekteristik bir çizgi kazandırmaktadır. Ahşap bir merdivenle çıkılan yukarıdaki sahanlık, şehrin büyük bir kısmını kuşbakışı seyretme olanağı sağlar.

    Hisarlar

    Üçgeni andıran eski İstanbul yarımadasının etrafı 5. yüzyılda Roma döneminde yapılan, 22 km.yi bulan surlarla çevrilidir. Byzantion şehir sitesi, kurulmasından itibaren batı yönüne doğru genişleyerek 4 defa yeni surlarla çevrilmiştir. Marmara Denizi ve Haliç kıyıları da tek sıra fakat güçlü surlarla çevrili idi. Şehrin akropolisini çevreleyen surlardan, 3. yüzyılda yapılmış İmparator Septimus Severius ve 320′de Büyük Konstantin’in yaptırdığı 3. sur tamamen yıkılmıştır. Kara surları deniz kıyısından başlayarak tepeleri ve vadileri geçerek Haliç surlarına iner.

    Yedikule: Bu surlardaki en görkemli kapı, Marmara Denizi’ne yakın olan “Altın Kapı” idi. Bu Imparator merasim kapısı, iki mermer kule arasında zafer takı gibi yerleştirilmişti. Zaferden dönen ordular, Imparator ve erkanı şehre bu kapıdan girerdi. Burayı çevreleyen Türk devri eseri 5 kule ilavesi ile 7 kule, bir iç kale haline sokulmuştu. Zaman içerisinde hazine, depo ve elçi hapishanesi olarak kullanılmış iken, günümüzde enteresan girişi ve “Altın Kapı” kuleleri ile şehrin bir diğer müzesidir. Yaz aylannda çeşitli etkinlikler ve konserler yapılmaktadır.

    Anadolu Hisarı: Karadeniz’in tek çıkışı Boğaziçi’nin Asya kısmında yer alan hisar, 1390′lı yıllarında Sultan Bayazıt tarafından yaptırılmıştır. Karşı kıyıdakı Rumelihisarı ile birlikte Boğaziçi transit geçişinin tam kontrol altında tutulması sağlayan bu küçük kale, burçlarına yaslanan eski ahşap evler ve civarı ile pitoresk bir manzara oluşturur.

    Rumeli Hisarı: İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasındadır. Bizans’a kuzeyden yardım gelmesini önlemek amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından 1452 yılında yaptırılmıştır. Üç büyük kule yapımını üstlenen Çandarlı Kara Halil, Saruca ve Zaganos Paşaların adlarıyla anılır.

    Saraylar, Köşkler ve Kasırlar

    Aynalıkavak Kasrı

    Aynalı Kavak Yazlık Köşkü 18 inci yüzyılda yapılmış ve daha sonra çeşitli sultanlar tarafından restore ettirilmiştir. 1718′de takılan, bir kısmı Venediklilerden hediye aynaları nedeniyle bu ismi aldığı sanılmaktadır. Haliç üzerindeki saray, geleneksel Türk mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.

    Beylerbeyi Sarayı

    Boğaziçi Köprüsü Asya kulesinin dikili olduğu Beylerbeyi, Bizanstan beri saraylara tahsis edilmiş güzel bir semttir. Beylerbeyi Sarayı 1861-1865 yıllarında, eski ahşap bir sahil sarayının yerinde Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır. Cephe ve iç dekorasyonda Doğu ve Türk motifleri, Batı süs öğeleri ile birlikte kullanılmıştır. Dolmabahçe Sarayının havasını taşıyan üç katlı yapı, harem ve selamlık bölümlerini oluşturan 26 oda ve altı salondan ibarettir. Bu küçük sarayın içi her biri küçük çapta bir servet olan Bohemya avizeleri, Yıldız imalatı çiniler ve seramik vazolarla süslenmiştir.Yaldızlı mobilyaları ile nefis halıları buraya ayrı bir güzellik vermektedir. Otantik mobilyalar, halılar, perdeler ve diğer eşyalar olduğu gibi korunmuşlardır.

    Denize bakan cephe süsleri, bakımlı bahçe ve orta bölümdeki havuzlu salon ile spiral merdivenler dikkat çeken yerlerdir. Arka yamaçta bir büyük havuz, teraslar ve türünün güzel örneği at ahırları yer almıştır. 1970′li yıllara kadar kullanılan eski yol bir tünel saray bahçesinin altından geçerdi. Sahilde iki küçük seyir köşkü bulunan sarayda devlet misafirleri de ağırlanırdı.

    Çırağan Sarayı

    Haliç ve Boğaziçinin en güzel yerleri sultanlar ve önemli kişilere saray ve köşkleri için tahsis edilmişti. Zaman içinde bunların bir çoğu yok olmuştur. Büyük bir saray olan Çırağan 1910 yılında yanmıştır. Önceki bir ahşap sarayın yerinde 1871 yIında Sultan Abdülaziz tarafından Saray Mimar Serkis Balyan’a yaptırılmıştı. Dört yılda dört milyon altına mal olan yapının ara bölme ve tavanı ahşap, duvarlarda mermer kaplıydı. Taş işçiliğinin üstün örnekleri sütunları, zengin döşenmiş mekanlar tamamlardı. Odalar nadide halılarla, mobilyalar altın yaldızlar ve sedef kalem işleri ile süslüydü. Boğaziçi’nin diğer sarayları gibi Çırağan da birçok önemli toplantıya mekan olmuştu. Renkli mermerle süslenmiş cepheleri, abidevi kapıları vardı ve arka sırtlardaki Yıldız Sarayına bir köprü ile bağlanmıştı. Cadde tarafı yüksek duvarlar ile çevriliydi. Yıllar boyu harabe halinde duran kalıntı büyük tamirler sonunda yeniden ihya olmuş, yanına ilave edilen eklentiler ile 5 yıldızlı, güzel bir otele dönüştürülmüştür.

    Dolmabahçe Sarayı

    19 uncu yüzyılda Sultan I. Abdülmecit tarafından yaptırılan Dolmabahçe Sarayı’nın cephesi Boğaz’ın Avrupa kıyısında 600 m boyunca uzanmaktadır. Dolmabahçe Sarayı, Avrupa sanatı üsluplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilmiştir. Sultan Abdülmecit’in mimarı Karabet Balyanın eseridir. Osmanlı Sultanlarının her devirde birçok sarayı bulunurdu. Ancak esas saray Topkapı, Dolmabahçe Saraylarının tamamlanmasından sonra terk edilmiştir.

    Filizli Köşk

    Florya Atatürk Deniz Köşkü

    Atatürk’ün Florya Deniz Köşkü Türkiye cumhurbaşkanlarının yazlığı şeklinde kullanılmıştır. Marmara Denizi’ne T biçiminde uzantısı ile bu köşk, 1935′de inşa edilmiştir. Erken 20 inci yüzyıl mobilyalarından en iyi örneklerin görülebildiği bir sergendir. Atatürk burada kalan ilk cumhurbaşkanıdır.

    Hereke İpekli Dokuma ve Halı Fabrikası

    Ihlamur Kasırları

    19 uncu yüzyıl yaptırılan Ihlamur Köşkü ismini bahçesinde yetişen ıhlamur ağaçlarından almıştır. Şimdilerde İstanbul’un ortasında yer alan bu köşk eskiden şehrin dışındaydı.

    Küçüksu Kasrı

    Yazlık olarak kullanılan saray, 19 uncu yüzyılın ortasında I. Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır.

    Maslak Kasırları

    Sultan Abdülaziz tarafından av evi olarak tasarlanan Maslak Köşkü, 19 uncu yüzyıl Osmanlı süsleme sanatının kayda değer en güzel örneklerini taşımaktadır.

    Merasim Köşkü

    Resmi törenler için kullanılmaktayken, Maiyet Köşkü sultanın maiyetini, bazı hallerde de saraydan gezinti için ayrıldıklarında haremini barındırmıştır. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)

    Tekfur Sarayı

    Topkapı Sarayı

    15-19 uncu yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezinde bulunan Topkapı Sarayı, labirentleriyle, Boğaz, Haliç ve Marmara Denizi’nin sularının karıştığı noktada, bir kara parçası üzerinde yer almaktadır. Yeni sarayın (Topkapı Sarayının) yapımına 1466′dan sonra başlanmış ve Fatih ölmeden birkaç sene önce 1478′de tamamlanmıştır. Bu saray diğer Avrupa Sarayları gibi tek bir binada olmayıp çeşitli köşk ve dairelerden oluşmuştur. İlk olarak yapılan Çinili Köşk Sırça Saray’dır ve 1472′de bitmiştir. Orta Asya mimarisi karakterinde ve iki katlı köşk 1875′te Arkeoloji, 1908 senesinde de Türk İslam Eserleri Müzesi olmuştur. 1953′te ise Fatih Eserleri Müzesi olarak açılmıştır. Çinili Köşkü, Kubbealtı Arzodası, Hasoda, Hazine, Kiler ve Seferliler gibi koğuşlar, mutfakların bir kısmı, hastalar odası, hamam şimdi kütüphane olan Ağalar Cami, ahır ve diğer binaların yapımı izlemiş ve son olarak da yapı 1478′de Saray surlarının ve Bab-ı Humayun denen Sultanahmet yönündeki asıl kapının inşaatı ile tamamlanmıştır.

    Yıldız Porselen Fabrikası

    Yıldız Sarayı

    Boğaziçine hakim tepeler ve vadileri kaplayan geniş alan üzerine serpiştirilmiş, yüksek duvarların çevrelediği avlular içerisinde köşkler, bahçeler kompleksidir. İstanbul’un bu ikinci büyük sarayı günümüzde değişik hizmetlere ayrılmış, bölünmüş durumu ile gelmiştir. Yıldız Sarayı, III.Selim’in annesi Mihrişah Sultan tarafından ilk yaptırılan bir köşkler bütünüdür. II.Mahmut Yıldız adını verdiği ikinci bir köşk yaptırmış, bu isim daha sonra Abdülmecit, Abdülaziz ve Abdülhamit’in hükümdarlığında yaptırılan bütün gruba geçmiştir. Sultan Abdüaziz zamanında köşkler çoğalmaya başlamış, Malta, Çit, Çadır, Şale Köşkleri yapılmış, koru usta bahçevanların elinde bakir görünüşüne dokunulmadan düzenlenmiştir. Sultan Abdülhamit, burada 32 yıl yaşamış, 33 yıllık saltanatında, şehir içinde şehir gibi olan bu korunaklı sarayı resmi daire ve haremi olarak kullanmıştır.

    Yönetim Kısımları’na ilaveten Yıldız Sarayı’nda birçok bölüm ve bir de cami bulunmaktadır. 19 uncu yüzyılın sonunda, II. Abdülhamit zamanında tamamlanmıştır. Yapıların en büyük ve zarifi Şale, sultanların nasıl bir lüks içinde yaşayıp eğlendiklerini göstermektedir. Dünyanın her yöresinden getirilen çiçekler, ağaçlar ve bodur bitkilerle bezeli büyük saray parkından Boğaz’ın panoramik görüntüsü çok güzeldir. Restorasyon çalışmaları nedeniyle sadece Şale ve park halka açıktır.

    Camiler, Kiliseler ve Sinagoglar

    İsanbul’un ünlü camileri arasında Sultanahmet Cami, Süleymaniye Cami, Rüstem Paşa Cami, Fatih Cami, Eyüp Cami, Yeni Cami, Sokullu Mehmet Paşa Cami ve Mihrimah Sultan Cami sayılabilir.

    Kente pek çok kilise ve manastır faal durumdadır. Bir kısmı ise cami haline dönüştürülmüştür. Studios Manastin Kilisesi , Sergios-Bakhos Kilisesi, Hagia Eirene Kilisesi, Pantakrator Manastir Kilisesi, Vefa Kilisesi (Hagios Theoderos), Nyrelaion Manastır Kilisesi, Eglise D’hagia Thekla Manastırı, Eski İmaret Cami (Pantepoptes Manastin Kilisesi), Kalenderhane Cami (Akataleotos Manastırı), Fenari İsa Cami (Lios Manastır Kilisesi) ve Fethiye Cami (Pammakaristos Manastr Kilisesi) ünlüleridir.

    Bedestenler

    Kapalı Çarşı: Dev ölçülü bir labirent gibi, 60 kadar sokağı, üç binden fazla dükkanı ile dünyanın en eski ve büyük kapalı çarşısı olan “Kapalı Çarşı” İstanbul şehrinin merkezinde yer alır. Adeta bir şehri andıran, bütünü ile örtülü bu site zaman içerisinde gelişip büyümüştür. 15. yüzyıldan kalma duvarlı, bir seri kubbe ile örtülü eski iki yapının etrafı sonraki yüzyıllarda, gelişen sokakların üzerleri örtülerek, ekler yapılarak bir alışveriş merkezi haline getirilmiştir. Geçmişte burası, her sokağında belirli mesleklerin yer aldığı ve bunların da, el işi imalatın sıkı denetim altında bulundurulduğu, ticari ahlak ve törelere çok saygı gösterilen bir çarşıydı.

    Çarşının ana caddesi sayılan sokakta çoğunlukla mücevher dükkanları, buraya açılan yan bir sokakta altıncılar bulunur. İstanbul’u ziyarete gelen turist grupları için alışveriş olanakları, çarşının ana girişindeki modern ve büyük alışveriş merkezleri tarafından sağlanmaktadır.

    Mısır Çarşısı: İstanbul’un ikinci kapalı çarşısıdır. IV. Mehmet’in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından Yeni Cami’ye vakıf olarak yaptırılmıştır. Çarşıda 6 kapı vardır. Bunlardan 3′ü revak olup, yapıyı daha da güzelleştirmektedir.

    Bakırcılar Çarşısı: İstanbul’un özellikle yabancıların dikkatini çeken, bir çarşısı da Beyazıttaki Bakırcılar Çarşısıdır. Şimdiki İstanbul Üniversitesi Merkez Binası bahçesinin doğu ve kuzey duvarları altında bir sıra dükkan halindedir. Burada çeşitli bakır işi levha bakırdan döğme olarak elle yapılmakta ve kazan tencere, kuşhane, sahan, tava, tas, leğen, ibrik, güğüm, bakraç, kova, maşrapa, sini, mangal, şamdan, bakırdan, “gülabdab” olarak satılmaktadır.

    Kapalı Çarşı: (Kuleli Cami Altındaki Kapalı Çarşı) Üstü kapalı çarşıların bir örneği de, 19 yüzyılda yapılan son senelerde restore edilen Laleli Camii altı dükkanlarıdır.

    Su Kemerleri

    Mualla Kemeri: Mimar Sinan tarafından yapılan su kemerlerinden biridir. Alibey deresi vadisindedir. Orta kesimde 4 büyük kemer vardır.

    Uzun Kemer: Mimar Sinanın yaptığı kemerlerden biridir. Kemerburgazın 1500 m kadar kuzeybatısıdadır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırılmıştır.

    Güzelce Kemer: Cebeci Köy Kemeri olarak da bilinen eser Kanuni Sultan Süleyman devrinde Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Kemerburgazın güneyindeki Cebeci Köyün 1500 m. kadar doğusundadır.

    Bahçeköy Kemeri: Sultan Mahmut Kemeri olarak bilinen kemer Bahçeköyden Büyükdere’ye doğru 1 km mesafededir. I. Mahmut zamanında 1731′de tamamlanmıştır.

    Çeşmeler

    Sultanahmet Çeşmesi (III. Ahmet Çeşmesi): Topkapı sarayının Bab-i Hümayun kapısı önündedir. Binanın dört cephesindeki taş ve bronz işçiliği yazılar kadar tahta saçaklann süsleri birer sanat şaheseridir. Çeşme, klasik dönemin mütevazi çizgilerinden sıyrılmış, hatların zerafeti, zenginlik ve güzelliği ile emsalleri arasında sivrilmiştir.

    Üsküdar III. Ahmet Çeşmesi: Üsküdar’da iskele meydanında yer alır. 1728′de yapılmıştır. Ahşap çatılı ve dört yüzlü bir meydan çeşmesi olup mimarlık, hattatlık, taş işçiliği ve şiir sanatının bir şaheseridir.

    Alman Çeşmesi: Sultanahmet meydanında parkın içindedir. Alman İmparatoru II. Wilhelm’in İstanbul’u ikinci ziyaretinin anısı için bütün kısımları ile Almanya’da yapılmış, İstanbul’a getirilerek hazırlanan kemerlerin üzerlerine konmuştur. 20′inci yüzyılın ilk günü olan 1 Ocak 1901′de açılış töreni yapılan bu çeşmenin üç kubbesi altın mozaik kaplıdır.

    Tophane Çeşmesi: Tophane Meydanındadır. 1732′de I. Mahmut tarafından Hassa Baş Mimarı Mehmet Ağa’ya yaptırılmıştır.

    Beykoz Ishak Ağa Çeşmesi: İstanbul’da Beykoz ilçesindedir. Türkiye çapında en güzel çeşme anıtlarımızdan birisidir.

    Ayazma Çeşmesi: Üsküdar’da Ayazma Camii avlusundadır. 18. yüzyılda III. Mustafa tarafından yaptırılan Çeşme devrin mimari özelliklerini taşır.

    Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi: 1732′de Sultan I. Mahmut tarafından annesi Saliha Sultan adına yaptırılmıştır.

    Göksu Çeşmesi: Sultan III. Mustafa’nın eşi ve III. Selim’in annesi Mihrişah Sultan tarafından yaptırılmıştır.

    Esma Sultan Çeşmesi: 1799 da III. Ahmet’in kızı Esma Sultan tarafından yaptırılmıştır. Meydan çeşmelerinin bir örneğidir.

    Osmanlı Dönemi İstanbul Çeşmeleri

    Korunan Alanlar

    Göknarlık Tabiatı Koruma Alanı

    Polonezköy Tabiat Parkı

    Türkmenbaşı Tabiat Parkı

    Subaşı Havuzlar Çınarı Tabiat Anıtı

    Mesire Yerleri

    Adalar, Yıldız Parkı, Emirgan Korusu, Gülhane Parkı, Boğaziçi, Boğaz, Belgrad Ormanı, Atatürk Ormanı, Atatürk Ormanı, Çamlıca, Taşdelen, Beykoz Çayırı, Karakulak, Polonezköy, Küçük ve Büyükçekmece Gölü, Kumburgaz, Kilyos, Piyerloti Kahvesi, Şile gidilecek mesire yerleridir.

    Plajlar

    Büyükada, Beykoz, Poyrazköy, Kilyos ve Sarıyerde plajlar mevcuttur.

    COĞRAFYA

    İstanbul, Avrupa ile Asya kıtaları arasında köprü görevi gören, bunların birbirine en çok yaklaştığı iki uç üzerinde kurulmuş bir şehirdir. Bu uçlar Avrupa kıtasında Çatalca, Asya kıtasında ise Kocaeli; güneyden Marmara ve Bursa, güneybatıdan Tekirdağ ve kuzeybatıdan Kırklareli ile çevrilidir. Şehrin adını aldığı ve Haliç ile Marmara arasında kalan yarımada üzerinde bulunan asıl İstanbul 253 km², bütünü ise 5712 km² ‘dir. Marmara denizindeki Adalar da İstanbul iline dahildir.

    İstanbul çevresinin bitki örtüsü, Akdeniz iklimi bitkilerini andırır. Bölgede en çok görülen bitki türü makidir. Bu bitkiler uzun ve kurak bir yaz mevsimine kendini uydurmuştur. Fakat iklimin özelliği dolayısı ile tepeler çıplak değildir. Yer yer görülen ormanlık alanların en önemlisi kentin 20 km. kuzeyindeki Belgrad Ormanı’dır.

    İstanbul ilinde büyük akarsu yoktur. En büyük akarsu, aynı zamanda Kocaeli Yarımadası’nın da en büyük suyu olan Riva çayıdır. 71 km. olan Riva Çayı, kaynaklarını Kocaeli ilinden alır ve güneydoğu kuzeybatı yönünde akarak Riva köyü yakınlarında Karadeniz’e dökülür. Boğaza dökülen suların en önemlileri Küçüksu ve Göksu dereleridir. Bunlardan başka Haliç ‘e dökülen Kağıthane ve Alibey Dereleri, Küçükçekmece Gölüne dökülen Sazlıdere, Büyükçekmece Gölüne dökülen Karasu Deresi, Terkos Gölüne dökülen Trança Deresi, İstanbul İlinin belli başlı akarsularıdır. İlde küçük fakat önemli üç göl vardır. Bunların üçü de Avrupa yakasındadır. Denizden ayrılmış olan Terkos Gölünün suyu tatlıdır. Kentin suyu buradan sağlanır. Marmara Denizi kıyısında bulunan Küçükçekmece (11 km²) ve Büyükçekmece (16 km²) Göllerinin suları denizle temasları olduğu için tuzludur.

    Yaz ayları genellikle sıcak geçen, kış aylan bölgeyi etkisi altına alan sistemlere bağlı olarak fazla soğuk geçmeyen İstanbul, Akdeniz ikliminin özelliklerini taşıyor görünse de, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nın etkisiyle farklı özellikler taşır. Kış aylarında Karadeniz’den gelen soğuk-kuru hava kütlesi ile Balkanlardan gelen soğuk-yağışlı hava kütlesinin özellikle Akdeniz’den gelen ılık ve yağışlı güneyli hava kütlelerinin etkisi altındadır. Bütün ilde Karadeniz’in soğukça yağışlı (poyrazlı) havasıyla Akdeniz’in ılık (lodoslu) havası birbirini izler. İlde yaz-kış, gece-gündüz arasında büyük ısı farkları görülmez.

    TARİHÇE

    İstanbul, Osmanlı’nın 3. Başkenti…

    Türkiye’nin Şaheserlerinden Biri Olarak İstanbul

    Her ne kadar tarihi şehirde daha erken buluntulara rastlanmamış ise de; kentin Haliç bölgesinde ve Asya kısmında yapılan kazılarda ele geçen buluntular bölgedeki ilk yerleşimin MÖ 3 Bin yıllarına dayandığını göstermektedir. Byzantion olarak anılan kentin Akropolü bugünkü Topkapı Sarayının bulunduğu alanda yer almaktaydı. Haliç, günümüzde de kullanılmakta olan sakin bir limana sahiptir. Buradan başlayan kuvvetli bir sur şehri çevreleyerek Marmara Denizi’ne ulaşırdı. Byzantion, bir liman ve ticaret şehri olarak Roma Imparatorluğu döneminde de yaşamını sürdürürken, M.S. 191 yılında başlayan ve iki yılı aşan bir kuşatmadan sonra Roma Imparatoru Septimus Severius tarafından fethedilerek yerle bir edilmiştir. Aynı Imparator tarafından sonradan baştan inşa edilen şehir genişletilmiş ve yeniden donatılmıştır.

    M.S. 4. yüzyılda Roma İmpatorluğu çok genişlemiş, İstanbul stratejik konumundan dolayı İmparator Büyük Konstantin tarafından Romanın yerine yeni başkent olarak seçilmiştir. Kent 6 yılı aşkın bir sürede yeniden düzenlenmiş, surlar genişletilmiş, bir çok tapınak, resmi binalar, saraylar, hamamlar ve hipodrom inşa edilmiştir. 330 yılında yapılan büyük merasimlerle kentin Roma Imparatorluğunun başkenti olduğu resmen açıklanmıştır. Yakın çağın başladığı dönemde Ikinci Roma ve Yeni Roma adları ile anılan kent, daha sonra “Byzantion” ve geç devirlerde Konstantinopolis olarak adlandırılmıştır. Halk arasında ise kentin adı tarih boyunca “Polis” olarak anıla gelmiştir.

    Büyük Konstantin’den sonraki imparatorların şehri güzelleştirme çabalarının devam ettiği görülür. Kentteki ilk kiliseler de Konstantin’den sonra inşa edilmiştir. Batı Roma Imparatorluğunun 5. yüzyılda çökmesi nedeniyle İstanbul uzun seneler Doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans) başkenti olmuştur. Bizans döneminde yeniden inşa edilen kent surlarla tekrar genişletilmiştir. Günümüzdeki 6492 m. uzunluğundaki ihtişamlı şehir surları İmparator Il. Theodosius tarafından yaptırılmıştır. 6. yüzyılda nüfusu yarım milyonu aşan kentte, İmparator Justinyen idaresinde bir altın çağ daha yaşanmıştır. Günümüze gelen meşhur Ayasofya, bu İmparatorun eseridir. Bizans İmparatorluğu ve başkent İstanbul’un sonraki tarihi, saray ve kilise entrikaları, İran ve Arap saldırıları ve sık değişen imparator sülalelerinin kanlı kavgaları ile doludur.

    726-842 yılları arasında kara bir devir olan Latin egemenliği, 4. Haçlı seferinin 1204 yılında şehri istilası ile başlamış, tüm kilise ve manastırlar ile abidelere kadar şehir yıllar boyu talan edilmiştir. 1261′de idaresi tekrar Bizanslıların eline geçen kent eski zenginliğine tekrar kavuşamamıştir. Kent, 53 günlük bir kuşatma sonrası 1453′te Türklerin eline geçmiştir.

    Fatih Sultan Mehmet’in savaş tarihinde ilk defa kullanılan iri boyutlardaki topları Istanbul surlarının aşılmasının bir sebebidir. Osmanlı Imparatorluğunun başkenti buraya taşınmış, ülkenin çeşitli yerlerinden getirilen göçmenlerle şehir nüfusu arttırılmış, boş ve harap olan şehrin imar çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin eski halkına din hürriyeti ve sosyal haklar tanıyarak, yaşamlarını sürdürmeleri sağlanmıştır. Fatihin tanıdığı haklardan dolayı Hıristiyan Ortodoks Kilisesinin başı olan Patrikhane günümüze kadar yerinde kalmıştır. Fetihten yüzyıl sonra da Türk Sanatı şehre damgasını vurmuş, kubbeler ve minareler şehir siluetine hakim olmuştur.16. yüzyıldan itibaren de Osmanlı Sultanlarının Halife olmalarından ötürü Istanbul tüm Islam dünyasının da merkezi olmuştur.

    Sultanların idaresinde şehir tamamen imar edilmiş, büyüleyici bir atmosfere bürünmüştür. Bu devirdeki İstanbul tarihinin renkli sayfalarında, geniş bölgeleri tahrip eden, sık sık çıkan yangınlar vardır. Eski akropolde kurulu Sultan Sarayı Boğaziçi’nin ve Haliç’in eşsiz manzarasına hakimdir. 19. yüzyıldan itibaren Batı dünyası ile sıklaşan temaslar sonrası, camiler ve saraylar, Avrupa mimarisi tarzında, Boğaziçi kıyılarına inşa edilmeye başlanmıştır. Kısa sürede inşa edilen bir çok saray çöküş devrinin de sembolleridir. İstanbul, bir diğer dünya imparatorluğunun sona ermesine I. Dünya Savaşının bitişine şahit olmuştur.

    İmparatorluk bölünmüş, iç ve diş düşmanlar kendi payları için mücadele ederken, Türk ordusunun asil bir komutanı da Türk ulusu için mücadeleye girişmiştir. Mustafa Kemal ismindeki bu milli kahraman, 4 yılı aşan Kurtuluş Savaşından sonra Türkiye Cumhuriyetini 1923 yılında kurmuştur. Başkentin Ankara’ya taşınması Istanbul’un önemini değiştirmemiştir. Bu eşsiz şehir büyüleyici görünümü ile yaşamını devam ettirmektedir.

    NE YENİR?

    İstanbul mutfağı, Dünyanın önde gelen mutfaklarındandır. İmparatorluk başkenti olan kente ülkenin her yanından gelen malzemeler, ustalar, tarzlar, ve lezzetler Osmanlı Türk mutfağının ortaya çıkmasına neden olmuştur. İmparatorluk mutfağının devamı olan ve yeni tatlara açık olan Osmanlı mutfağı her gün zenginleşmektedir.

    İstanbul mutfağında, kuzu, koyun veya dana etine ilave edilen çeşitli sebzeler esas yemeklerdir. Pilav, börek çeşitleri, bulgur, kuru fasulye, zengin zeytinyağlı sebzeler yan öğünler olarak servis yapılır. Köfte ve şiş kebabı, döner kebap veya acılı, yoğurtlu, patlıcanlı diğer kebap çeşitlerinin makbulleri özel kebapçılarda bulunur. Hamur tartları, baklava, kadayıf ve benzerlerinin hakiki lezzetlisi, bu işi bazen birkaç nesildir devam ettiren küçük dükkanlardan temin edilir.

    İstanbul’da da çeşitli milletlerin lokantaları mevcuttur. Fast-food, hızlı atıştırma servisi veren çok sayıda mekan mevcuttur. Ancak lezzetli yöresel yemekler tipik lokantalarda tadılır. Ayran en meşhur Türk milli içkisidir. Sulandırılmış yoğurttan imal edilen serinletici ayrandır.

    Meşhur Türk Kahvesi, küçük fincanlarda sade veya şekerli misafirlere her firsatta ikram edilir. “Bir fincan kahvenin 40 yil hatırı vardır” sözü kahvenin Türkler tarafından bilinen kıvamı ile kullanılmaya başlandığı 16. yüzyıldan beri söylenmektedir.

    NE ALINIR?

    İstanbul’a sadece alışveriş amacıyla da gidilebilir. Bu işe başlamak için en iyi yer şehrin eski kısmındaki Kapalı Çarşı’dır. Labirent tarzı sokaklarda ve geçitlerde 4000′i aşkın dükkan bulunmaktadır. Kuyumcular Sokağı, Halıcılar Sokağı, Takkeciler Sokağı gibi isimler burada, önceleri, kendilerine özgü bölümlerde faaliyet gösteren farklı ticaret kollarını akla getirmektedir. Burası, hala, şehrin ticaret merkezi, her zevk ve keseye uygun bir şeyin bulunduğu orijinal bir alışveriş yeridir.

    Türk el sanatları, dünyaca bilinen halılar, el boyaması parlak renkli seramikler, bakır ve pirinçten aynalar, lületaşından pipolar çok hoş birer hatıra parça ve hediyeliklerdir. İyi aydınlatılmış vitrinlerdeki altından mücevherler geçenin gözünü kamaştırır. En iyi kalitedeki deri ve süet eşyaların fiyatları oldukça makuldür. Çarşının ortasındaki Eski Bedesten’de nadir antika parçalar bulunur. Onlarca yıldan kalma kıymetli bir parça bulabilmeyi ummak burada gezip dolaşmaya değer doğrusu.

    Eminönü’ndeki Yeni Cami’nin yanıbaşındaki Mısır Çarşısı veya Baharat Pazarı kişiyi mistik doğunun hayal alemine götürür. Tarçın, kimyon, safran, nane, kekik ve sayılabilecek diğer birçok ot ve baharatın baştan çıkarıcı kokusu havaya yayılır. Şehrin eski bölgesindeki Sultanahmet de ayrı bir alışveriş ziyaretgahı haline gelmiştir. 18′inci yüzyıl Mehmet Efendi Medresesi’ndeki İstanbul Sanatları Çarşısı ve yakınındaki, Sinan tarafından yapılan 16′ıncı yüzyıl Caferağa Medresesi’nde zanaatkarları çalışırken görmek ve yaptıklarından satın almak mümkündür. Sultanahmet Camii Arasta’sının kemeraltı iyi bir seyir ve uygun bir alışveriş imkanı yaratır.

    Taksim – Nişantaşı – Şişli semtlerindeki seçkin dükkanlar pazar yerlerindeki kargaşanın tam tersini yansıtır. İstiklal, Cumhuriyet ve Rumeli Caddelerinde, Türkiye’nin yüksek kaliteli tekstillerinden üretilen şık modelleri satan dükkanlar zevkle ve rahatça gezilir. Nefis mücevherler, zarif modelli çanta ve ayakkabılar da bulunmaktadır. Ataköy’deki Ataköy Galeria’sı ve Etiler’deki Akmerkez İstanbul’daki en şık mağazaların şubelerini barındırmaktadır. Asya tarafındaki Bahariye ve Bağdat Caddelerinde ve Capitol Çarşı Merkezinde benzer mallar sunulmaktadır.

    İstanbul’un bit pazarlarında hem yeni hem de eski, şaşırtıcı parçalar bulunabilir. Beyazıt’daki Sahaflar Çarşısı ve Çınaraltı’nda gezerken her gün yeni bir şeyle karşılaşılır. Pazar günleri, Sahaflar ve Kapalı Çarşı arasındaki işporta pazarında mallar el arabalarında ya da yaygılar üzerinde satışa sunulmaktadır. Horhor Çarşısı her yaş ve kalitede mobilya satan dükkanlarla doludur. Topkapı semtinde, Cihangir – Çukurcuma Sokağı ve Üsküdar – Büyük Hamam Sokağı ile Kadıköy – Çarşı Durağı civarında yer alan ve Eminönü ve Tahtakale arasındaki bit pazarları her gün açıktır. Bir Pazar günü Boğaz’ın yukarısına doğru arabayla gidildiğinde Büyükdere ve Sarıyer arasındaki bir diğer canlı pazar yeri de durup gezilmelidir.


  • İçel (mersin)

    İçel harita

    İÇEL

    Yüzölçümü: 15.853 km2
    İlçeleri: Merkez (Mersin), Anamur, Aydıncık, Bozyazı, Çamlıyayla, Erdemli, Gülnar, Mut, Silifke, Tarsus.

    Akdeniz Bölgesi’nin Adana Bölümü’nde il ve aynı ilin merkezi kenttir. 34°56 -36°01′ kuzey enlemleri arasında kalan il; kuzeyden Niğde, Karaman, batıdan Karaman, Antalya ve Konya, doğudan Adana illeri, güneyden Akdeniz ile çevrilidir.

    Yüzey Şekilleri: Kuzeyden güneye Akdeniz kıyılarına doğru derin vadilerle yarılmış olarak inen toprak yapısı, ilin yüzey şekillerinin genel görünümün yansıtır. Toros Dağları’nın doğu yükseltileri, kuzeyde dağlık ve yüksek yaylalık bölümü oluşturur. Kuzey ve kuzeydoğuda dağlık bölüm, Orta Toroslar’ın doğu etekleridir. Kuzeydoğuda Karaman-Konya il sınırında uzanan Bolkar Dağları’nın etekleri İçel İli sınırlarına girer, buralarda yükselti 3.000 m’yi bulur. Bolkar Dağları’nın güneyinde Pamuk Dere’nin yer aldığı vadinin dik yamaçları görülür. Kuzeydoğuya doğru gidildiğinde Niğde İli sınırında Toros Dağı’na geçilir. Toros Dağı’nın güney yamaçları Toros Çayı’ nın yukarı çığırını oluşturan kollar tarafından derin biçimde yarılmıştır. Doğuda Adana il sınırına doğru dağları, Çakıt Vadisi’ne dik biçimde inerler. Bolkar Dağları’nın güneybatısında, ortalama 2.000 m yüksekliğinde yaylalar uzanır. Batıda Göksu Irmağı derin bir vadi oluşturur. Vadinin batısında yeniden yükselen tepeler kuzeybatıda Kızıldağ’da 2.260 m’yi, doğuda Antalya İli sınırında Sarıtaş Tepe’de 2.257 m’yi bulur. Derin vadilerle yarılı ortalama 1.400-1.500 m yüksekliğinde yaylalar, güneyde dik yamaçlarla Akdeniz’e iner. Göksu Irmağı’nın doğusunda Doğu Toroslar, batısında Orta Toroslar’ın doğu uzantıları yükselir. Toros Dağı’nda Medetsiz Tepe (3.524 m), Konya-İçel sınırında Yıldıztepe (3.134 m), Öşnektepe (2.150 m), güneydoğuda Kuzucuyurdu Tepe (1.833 m), Pusatlı Dağı (1.514 m), Göksu Vadisi’nin doğusunda Gökçetaşdağı (1. 416 m), Taşeli Yarımadası’nda Akçalı Dağları (1.660-1.670 m), Toldağ Tepe (1.336 m), il sınırları içerisindeki başlıca yükseltilerdir. Yaylalar, il topraklarının yaklaşık % 30′unu kapsar. İlin en önemli yaylası, Taşeli Yaylası’dır. Yaylada Cennet-Cehennem adı verilen oluşumlar yer alır. Tarsus’ta Namrun, Mersin’de Gözne, Fındıkpınarı, Erdemli’de Güzeloluk, Pınarbaşı yaylaları, öteki önemli yüksek düzlüklerdir. Seyhan Irmağı’ nın batısında Yenice ve Tarsus, Göksu Irmağı’nın oluşturduğu Göksu başlıca ovalarıdır. Ayrıca, kıyıda ırmakların denize döküldüğü yerlerde oluşan küçük düzlükler sıralanır. Bolkar Dağları’ nın doğusunda Gülek Boğazı, en önemli dağ geçididir. Konya-Mersin Karayolu’nun bir bölümü Göksu Vadisi’nden geçer. Irmaklar genelde Toroslar’ın güney yamaçlarından doğar, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda akarak Akdeniz’e ulaşırlar. Doğuda Seyhan Irmağı, İçel-Adana sınırının bir bölümünü izler. Tarsus ve Yenice ovalarını suladıktan sonra, Mersin Körfezi’ne dökülür. Sorgun ve Limon Çayları, Erdemli kıyılarında denize dökülür. Akdeniz’e ulaşan Göksu Irmağı ile Anamur Çayı’nın yanı sıra Bakırçay, Sipahili, Aslanköy gibi daha küçük akışlı ırmaklar vardır. Birkaç küçük göl (Akgöl, Keklik Çayı, Paradeniz Gölü) dışında önemli sayılabilecek göl yoktur.

    İklim ve Bitki Örtüsü: Akdeniz ikliminin egemen olduğu ilde, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçmekle birlikte, yükselti artışına koşut olarak kışlar daha sert, yazlar daha ılıman geçer. Toroslar üzerindeki yaylalarda iklim farklılığı belirgindir. Yıllık ortalama sıcaklık 18.5°C, en soğuk ay ocak (ort. 9.5°C), en sıcak ay ağustostur (ort. 27.9°C). Bugüne kadar ölçülen en yüksek sıcaklık 40°C (1962), yıllık ortalama yağış tutarı (617.5 mm), Türkiye ortalamasına çok yakındır. En yağışlı aylar aralık, ocak, şubat; en az yağış düşen aylar temmuz, ağustos ve eylüldür. Kar yağışı, ancak denizden içeride yüksek dağlarda görülür. Egemen rüzgâr yönü kış aylarında kuzeydoğu, yaz aylarında ise güneybatıdır.

    Doğal bitki örtüsü Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. 800-1.000 m yükseltiye kadar Akdeniz çalı (maki) toplulukları yayılış gösterir. Erguvan, zakkum, sandal, teşbih, yaban zeytini, kermez meşesi, karaçalı, akçakesme, ardıç, mazı meşesinden oluşan bitki toplulukları, Akdeniz kıyı kuşağı boyunca ve vadilerden yararlanarak oldukça içerilere kadar uzanır. Orta Toroslar’da 800 m’nin üzerindeki yükseltiler, doğal dengesi önemli oranda bozulmuş meşe ormanları ve karışık ardıçlarla kaplıdır. Doğuya doğru 1.000 m’ye kadar kızılçam, daha yukarılarda karaçam ormanları, 1.400-2.000 m arasında güney yamaçlarda ardıç, meşe, karaçamla karışık sedir, 1.300-1.500 m arasında Toros göknarı ormanları yer alır. Toroslar üzerinde 2.100 m’de son bulan orman örtüsü, yerini daha yükseklerde dağ çayırlarına (alpin bitkiler) bırakır.

    Toplumsal Yapı ve Ekonomi: Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasına yakındır. En kalabalık ilçeler Merkez, Tarsus ve Anamur’dur.

    Tarım ve hayvancılık temel ekonomik etkinliklerdir. Dağlık yapı nedeniyle, tarıma elverişli alanlar toplam yüzölçümünün % 20′si dolayındadır. Tahıl üretiminde ilk sırayı buğday, arpa ve nohut alır. Ekimi yapılan başlıca endüstri bitkisi pamuktur; Tarsus’ta ve il merkezinde yetiştirilir. Yağlı tohumlardan çiğit ile susam, yerfıstığı, soya ekimi ön sırada yer alır. Patates üretimi önemlidir. Hayvan besiciliği için fiğ ve yonca ekimi yapılır. Bir başka önemli tarım etkinliği de turfanda sebzeciliktir. Kavun ve kapruz da ekilir. İçel, turunçgil (Türkiye üretiminin % 85′i) başta olmak üzere meyveciliğin en gelişmiş olduğu illerimizden biridir. Üretimi en yüksek meyvelerin başında elma, şeftali, kayısı, muz gelir. Üzüm de önemli bir yere sahiptir. İl topraklarının % 47′sini kaplayan otlaklarda küçük ve büyükbaş hayvan besiciliği yaygındır: Kılkeçisi, koyun, sığır. Tavuk, horoz, hindi, vb kümes hayvanı da yetiştirilir. Ülkemizin ve yer aldığı bölgenin önde gelen endüstri etkinlikleri Merkez İlçe’ de (Mersin) ve Tarsus’ta yoğunlaşmıştır. Bu gelişim de, Türkiye’nin üçüncü büyük petrol arıtım tesisi olan Ataş Rafinerisi ve bu rafineriye bağlı petro-kimya kuruluşlarının büyük etkisi olmuştur. Bitkisel yağ, sabun, dokuma, iplik, un, yem, çimento, çeltik, boya, mobilya, madeni eşya, çivi, tel, besin, giyim, yapı gereçleri, öteki başlıca endüstri dallarıdır. Ayrıca, yaş meyve saklanan çok sayıda soğuk hava deposu vardır.

    İçel, yeraltı kaynakları açısından da zengin bir ilimizdir: Aydıncık ve Gülnar’da demir, kuvarsit; Merkez’de bakır; Çamlıyayla ve Tarsus’ta linyit; Silifke’de demir, son yıllarda bulunan krom yataklarının henüz bir bölümü işletmeye açılmıştır. Önemli gelir kaynaklarından biri de turizmdir. Doğal güzellikleri, kıyıları, tarihsel eserleriyle İçel, özellikle yaz aylarında çok sayıda yerli ve yabancı turist akınına uğrar.

    İl merkezi, kıyı boyunca uzanan kıvrımlı bir yolla Batı Akdeniz ve Ege Bölgesi’ne; doğuya uzanan ve Çukurova’yı geçen karayoluyla Adana, Gaziantep ve Güneydoğu Anadolu illerine; Tarsus’tan kuzeye dönen karayoluyla (E-5) İç Anadolu’ya bağlanır. Batı Akdeniz’e giden yol Silifke-Mut üzerinden Karaman ve Konya’ya ulaşır.


  • Isparta Hakkında Bilgi

    Bölge: Akdeniz Bölgesi
    İl Trafik No: 32
    Yüzölçümü: 8.933 km²
    Nüfus: 244.085 Şehir Merkezi (2010)
    448.298 İl ve İlçeler Genel Toplam Nüfusu (2010)

    Isparta İli, Akdeniz Bölgesi’nin batı bölümünde ve iç kesiminde yer alır. “Göller Bölgesi”nin merkezi konumundadır. İl, 30°20’ve 31°33’ doğu boylamları ile, 37°18’ ve 38°30’ kuzey enlemleri arasındadır.

    Isparta doğudan Konya’nın Beyşehir, Doğanhisar ve Akşehir ilçeleri; kuzeyden Afyon’un Çay, Şuhut, Dinar ve Dazkırı ilçeleri; batıdan Burdur’un Merkez, Ağlasun ve Bucak ilçeleri; güneyden ise Antalya’nın Serik ve Manavgat ilçeleri ile komşudur. İlde Merkez ilçe ile birlikte, Aksu, Atabey, Eğirdir, Gelendost, Gönen, Keçiborlu, Senirkent, Sütçüler, Şarkikaraağaç, Uluborlu,, Yalvaç ve Yenişarbademli olmak üzere 13 ilçe vardır. Merkez ilçeden sonra gelen en büyük ilçe merkezi Yalvaç’tır. En az nüfuslu ilçe ise Yenişarbademli’dir.

    İlin yüksek ve engebeli olan toprakları, kuzeydoğudan ve doğudan Sultan Dağları, Beyşehir Gölü, Göl Dağları’nın güney uzantıları, güneyden Antalya Havzası’nın yüksek kesimleri, batıdan ve güneybatıdan Karakuş Dağları, Söğüt Dağları, Burdur Gölü ile Ağlasun ve Bucak yaylaları gibi doğal sınırlarla kuşatılmıştır. Isparta ili toprakları genelde engebeli bir yapıya sahiptir. Yöredeki, yüksekliği 3000 metreyi bulan dağların yanında, ova ve vadi özelliğindeki düzlükler, değişik büyüklükteki tabii göller İlin doğa yapısını belirlemektedir. İlin rakımı 1.050 m. civarındadır.

    İnanç Turizminin merkezi Yalvaç ilçesi Anadolunun kültür zenginliğini tüm ihtişamı ile yansıtmaktadır.

    Kayak Merkezinin yeraldığı Davraz Dağı, doğa yürüyüşü ve nehir sporlarına elverişli kanyonlar, mağaralar ve dağları ile pek çok doğa sporlarının yapıldığı merkezdir.

    Isparta’nın turizm kapısı Eğirdir, alternatif turizm cennetidir. Dağcılık, trekking, rüzgarsörfü, yamaç paraşütü, kampçılık turizm çeşitlerinden birkaçıdır.

    Ispartanın ilçeleri 
    Isparta ilinin ilçeleri; Aksu, Atabey, Eğirdir, Gelendost, Gönen, Keçiborlu, Senirkent, Sütçüler, Şarkikaraağaç, Uluborlu,Yalvaç ve Yenişarbademli’dir.

    Merkez İlçe
    Isparta merkez ilçe olarak eski ve tarihi bir kenttir. Kentin en az 4.000 hatta 5-6.000 yıllık bir tarihi olduğu tahmin edilmektedir. Bu husus birçok, arkeolog, tarih bilgini, bilim adamlarınca yapılan araştırma ve kazı sonuçlarına dayanarak yazılan kitap, makale ve raporlardan anlaşılmaktadır. Bu yörede, Hititlerin, Frikyalıların, Lidyalıların, İranlıların, Makedonyalıların (Yunan), Romalıların (Bizans), Arapların, Haçlıların, Selçukluların, Hamitoğullarının, Osmanlıların zaman akışı içinde hükümran oldukları bilinmektedir. Isparta ve yöresinde yapılan arkeolojik kazıların buluntularından, örneğin: Baradız (Gümüşgün); Gölbaşı, Senirce, Göndürle, Atabey, Büyük Gökçeli ovalarından, Uluborlu ve Eğirdir’e varana kadar geniş alanın, tümüyle Hititlerin yerleşim bölgesi olduğu anlaşılmaktadır. Buralarda değişik zamanlarda yapılan kazılarda, Hititlerin devrine ait pişmiş topraktan yapılmış birçok boğa, aslan, çanak, çömlek ve vazo gibi el yapımı seramik eşya ile taş, demir, tunç, altın gibi madenler üzerine özenle işlenmiş küçük el sanatları ürünleri bulunmuştur. Bu kazılardan ve diğer kazılardan anlaşıldığına göre Frikyalılar ve Lidyalıların da Isparta ve yöresinde bir süre hükümran oldukları anlaşılmaktadır.

    Aksu: Yaklaşık 1200 metre rakımında bulunan Aksu İlçesi, eski adı olan Anamas’ı, ilçe coğrafyasına hakim 2388 m yüksekliğindeki Anamas Dağından almaktadır.

    Aksu ilçesinin yeraldığı yörede yapılan kazılarda, ilk çağlardan beri iskana açık olduğu görülmektedir. Yörede, Helenistik çağa ait M.Ö.2. ve 1. Yüzyıldan kalma sikkelere rastlanmaktadır. Yapılan araştırmalardan, Aksu Vadisi ve Anamas yaylaları arasındaki ulaşım zorluklarına rağmen, civarındaki bazı köylerde 16. yüzyıldan beri Pazar kurulmakta olduğu ve bu yörede yoğun bir Yörük nüfusun yaşadığı anlaşılmaktadır. Cumhuriyet döneminde, Eğirdir’e bağlı bir bucak olarak Yenice adı altında idari konumunu sürdüren Aksu, 26.8.1988 tarihinde ilçe statüsüne kavuşmuştur.

    Aksu ilçesi sınırları içindeki en önemli tarihi kalıntılar: Timbriada, Tynada, Eurymendon Kutsal Alanı ve Roma Köprüsü dür. Yörede turistik önemi olan Sorgon ve Zindan Mağaraları ile Sorgun yaylası Aksu İlçe sınırları içinde bulunmaktadır.

    Atabey: Atabey İlçesi kuzeyden Senirkent ve Uluborlu, Batıdan Gönen, güneyden merkez ilçe Isparta, doğudan da Eğirdir ilçeleri ile çevrilidir. İlçenin kuzeyini ve batısını Barla Dağı ve uzantıları bulunmaktadır.

    Selçuklular döneminde bilinçli bir şekilde kervansaray ağıyla donatılan Konya-Antalya güzergahındaki yerleşmelerinden birisi olan (Atabey) önem verildiği, Ertokuş tarafından burada 1224 yılında inşa ettirilen medreseden anlaşılmaktadır. 13. yy. başında tamamen Türkleşen bölgede, önemli bir yerleşim merkezi olarak beliren Atabay’ deki medrese Osmanlı devleti eğitim sistemi içinde de fonksiyonunu devam ettirmiştir. Atabey’ in 1478,1501, ve 1568 tarihlerindeki kayıtlara göre, Eğirdir ’e bağlı bir nahiye olduğu yazılıdır.

    İlçe sınırları içinde bulunan başlıca tarihi ve kültürel varlıklar, Harmanören (Göndürle) de meydana çıkartılan 41 Küp Mezarlar, Sidera Bayat Harabeleri, Ertokuş Medresesi, Sinan Camiidir. (18) Atabey ilçesine bağlı olarak, İslamköy Kasabası yanında 4 adette köy yerleşimi bulunmaktadır. Atabey ilçe merkezi Isparta’ya 23 km uzaklıkta olup, çoğunluğu çift yol olmak üzere asfalt yol ile bağlıdır.

    Gelendost: Gelendost ilçesi, Isparta il merkezinin kuzeyinde, Eğirdir Gölünün 10 km içerisinde kurulmuştur. Gelendos ilçesi, ilk çağlardan beri, Pisidya Ülkesi adı verilen Göller Bölgesinin en eski kültür merkezlerinden birisidir. M.Ö. 3500 yıllarında “Mirya veya Miryo” adı ile Hititlerin bir kolu olan Anamurla Miryalılar tarafından kurulmuştur. M.Ö. 547 yıllarında bu topraklar Pisidyalıları yenen Pers’ lerin egemenliğine geçmiştir. 17 Eylül 1176 yılında yapılan ve bir kısmı da Gelendost Ovasında geçen Miryakefalon Savaşını Türklerin kazanması ile Selçuklu topraklarına katılmıştır. Gelendost daha sonra Hamidoğulları Beyliğinin egemenliği altına girmiştir.

    Gelendost, tarihi boyunca Ablada, Sabinae, Myrion, Miryona, Miryo, Myriokafalon, Gelende-Abad, Gelendoz adları ile anılmıştır. 16. yüzyılda Afşar nahiyesine bağlı olan Gelendost, Cumhuriyet döneminde 1930 yılında Afşar’ın yerine nahiye olmuştur. Daha sonrada 6.3.1954 tarih ve 6324 sayılı kanun ile de ilçe olmuştur. Gelendost, Isparta-Konya karayolu üzerindedir. Isparta’ya 80 km uzaklıktadır. İlçenin tüm kasaba ve köyleri ile ulaşım olanakları her mevsim vardır. İlçede halk ağırlıklı olarak tarımla uğraşmaktadır. Elmacılık en önemli uğraş koludur.

    Gelendos ilçe merkezinde bulunan tarihi iki cami ile Yeşilköy sınırları içinde bulunan Ertokuş Kervansarayı ilçenin en önemli kültür yapılarıdır.

    Gönen: Isparta İl Merkezine 24 km uzaklıklığında, Isparta-Burdur karayoluna 5 km uzaklığındaki Gönen’in tarihi M.Ö. 3-4 yüzyıla kadar dayanır. Tarih boyunca Kaue, Kawaena, Colonia, julia, Augusta, Pia, Fida, Comama, Yuztinianopolis, Gonana, Konana, Könan ve Gönen adları ile anılmıştır. Roma İmparatorluğu Augustos’ un Pisidia adı verilen bölgede kurulduğu dört şehirden birisidir. Araştırmalara göre yörede ilk yerleşim birimi Yuvaca, şimdiki yayla adıyla bilinen yerdir. Buraya ilk gelenler Yüreçi göçerleridir.

    İlçe zamanla Selçukluların ve daha sonra da Hamitoğulları Beyliği’nin egemenliği altında bulunmuştur. Hamitoğlu Hüseyin Bey, topraklarının büyük bir bölümünü Osmanlı Sultanı I. Murat ‘a satmıştır . 30 Aralık 1992 tarihinde yapılan düzenleme sonucunda, İğdecik. Gölbaşı, Koçtepe ve Senirce köyleri Isparta İl merkezine, Güneykent Kasabası, Gümüşgün Köyü Keçiborlu ilçesine bağlanmıştır. Gönen ilçesine bağlı yerleşim birimi olarak yalnız Kızılcık Köyü kalmıştır.

    Keçiborlu: Isparta il merkezine 40 km uzaklığındaki Keçiborlu ilçe merkezinin tarihi gelişimi Isparta ilçe merkezi ile benzerlik göstermektedir. Keçiborlu tarih boyunca, Eudoxiopolis, Keçik-Borlu, Kiçi-Borlu isimleriyle anılmıştır. Keçiborlu, Hitit, İyon, Lidya, Pers, Helen, Roma, Bizans devirlerini yaşadıktan sonra 1204 yılında Sultan Kılıç Arslan tarafından Anadolu Selçuklu Devletinin egemenliğine girmiştir. Daha sonra Hamitoğulları Beyliğinde Uluborlu ve Gönen’e bağlı bir kasaba olarak varlığını sürdürmüştür.

    Günümüzdeki Keçiborlu ilçesinde korunmakta olan Keçiborlu Höyüğü, Kılıç Höyüğü, Kılıç Fari Harabeleri, Fadıllı Harabeleri, Güneykent şehir kalıntıları, Sinanbey Camii, Senir Hacı Osman Camii, Gümüşgün Sinan Dede Türbesi eski çağlardan kalan eserler ve yerler olarak görülmektedir.

    İlçenin başlıca mesire ve yayla turizmi yerleri : Söğüt Dağı Yaylası, Fadıllı Yaylası, Koru Yaylası, Taşoluk Yaylası, Güneydere Uzundere Piknik Yeri ve göleti, Keçiborlu Göleti, Boyralı Sini Yaylası, Aydoğmuş Akdağ Yaylası, Senir, Tepecik ve Ardıçlı Köyleri Burdur Gölü Kenarı Plaj sahasıdır.

    Keçiborlu adının, bölgenin küçük tepeciklerinden oluşmasına izafeten Kiçi (Küçük) Bor (Taş) kelimelerinden oluştuğu Kiçiborlu ’dan bozulduğu sanılmaktadır.

    Senirkent: Isparta İl Merkezine 76 km uzaklığında, Eğirdir Gölü’ nün Hoyran Gölü adı verilen kuzey kısmının batısında bir vadide yer alan ilçe, dağ eteğindeki meyilli düzlük bir arazide kurulmuştur. Zira “Senir” dağ eteğindeki meyilli düzlük anlamına gelmektedir.

    Senirkent’in bulunduğu bölgenin, tarihin çok eski devirlerinden beri yerleşim merkezi olduğu, buluntulardan ve yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır. Ancak su kanalı, kervansaray, kale gibi ayakta kalmış tarihi yapılara rastlamaktadır. 1370 yılında kurulmuş olan Senirkent 1807de Uluborlu’ya bağlı nahiye statüsüne getirilmiş ve belediye teşkilatı kurulmuştur. İlçedeki başlıca kültür varlıkları: Tymandos Antik Kent, Yassıören Höyük, Garip Höyük, Tohumkesen Höyük, Aralık Höyük Gençali Höyük, Veli Baba Türbesidir.

    Sütçüler: Isparta’nın güneyinde yer alan Sütçüler ilçesinin kuruluşunun M.Ö. 200 yıllarına kadar dayandığı bilinmektedir. Bu gün Adada olarak adlandırılan antik kent, Pisidya bölgesinde; Pisidya ile Pamfilya bölgeleri arasında yer almaktadır. 1330 yıllarında Hamitoğulları beyliği Eğirdir’ de kurulana kadar Sütçüler Selçuklular ’ın elinde kalmıştır .

    Osmanlılar zamanında bir süre Kara Bavlu olarak anılmıştır. Zamanla Bavlu şekline dönüşen isim, Cumhuriyet döneminde 1926 yılına kadar sürmüş, bu tarihte yerleşime dağ-dağlık anlamına gelen Cebel ismi verilmiştir. 1938 yılında belde halkının büyük şehirlerde sütçülük yapmaları üzerine isimi Sütçüler olarak değiştirilmiş ve Eğirdir ’e bağlı bir nahiye iken ilçe statüsü verilmiştir.

    İlçenin belli başlı kültür varlıkları arasında, ilçenin tarihi gelişimini simgeleyen kalıntılarından Adada antik kenti gelir. Antik kent ilçe merkezine 12, Sağrak köyüne 2 kilometre uzaklıktadır. Diğer kültürel varlıkları ise, Sığırlık Harabeleri, Taşkapı Harabeleri, Zorzila Kalıntıları, Sefer Ağa Camii, Çandır Köprüsüdür.

    Uluborlu: Uluborlu, tarih öncesi devirlerden beri çeşitli medeniyetlerin hüküm sürdüğü yörede yer almaktadır. Uluborlu’nun 4000 yıl öncesi Hititler tarafından kurulduğu bilinmektedir. Bu döneme ait kalıntılara yörede hala rastlanmaktadır. Uluborlu, Türklerin fethi öncesinde Apolonia, Sozopolis, Mardion, Mardiyon, Mardiaion adlarıylada anılmıştır. 1070 yılında Türklerin egemenliğine girmiştir. Bu devirden sonra Uluborlu, Borgulu, Burgulu, Uluğborlu isimleri de almıştır.

    Uluborlu’da yaklaşık 17 türde kiraz yetiştirilmektedir. Uluborlu kirazı Avrupa ülkelerinde çok tutulmaktadır. Ürünün büyük bir kısmı ihraç edilmektedir. İlçede Temmuz ayının ilk haftasında 2 gün süreli Altın Kiraz ve Yağlı Pehlivan Güreş Şenlikleri düzenlenmektedir.

    Yenişarbademli: Yenişarbademli, Beyşehir Gölünün batısında, Toros Dağlarının kuzey uzantısı olan Anamas Dağları ile bütünleşir. İlçe doğusunda, Beyşehir, batısında Aksu ve kuzeyinde Şarkikaraağaç ilçeleri ile çevrilidir. İlçenin rakımı 1150 metredir. İlçe sınırları içerisinde bulunan Dedegöl Dağı (2892 m) ile Isparta’nın en yüksek dağıdır. Yenişar tarih boyunca pek çok uygarlığa sahne olmuştur. Yapılan araştırmaya göre, M.Ö. 4000 yıllarında Etiler , M.Ö. 1500 yıllarında Frikyalılar, M.Ö. 800 yıllarında İyonlar, M.Ö. 600 yıllarında Lidyalılar, M.Ö. 446 yıllarında Persler, M.Ö. 190 yıllarında Romalılar, M:S. 395 yıllarında da Bizanslar yörede uygarlık kurmuşlardır.

    1071 Malazgirt Zaferinden sonra 1142 yıllarında Selçuklu topraklarına katılabilmiştir. 1810 yılında Konya Vilayetine bağlı bir kaza olmuştur. Selçuklulara ait Kubad-ı Abad Sarayı kalıntıları da ilçe hudutları içinde yer almaktadır.

    Yenişarbademli, Şarkikaraağaç üzerinden asfalt yol ile Isparta il merkezine 177 km uzaklıktadır. Yenişarbademli’ nin, başlıca gelir kaynağı, tarım, hayvancılık, orman işçiliği ve balıkçılıktır.

    Ispartanın Gezilecek Yerleri

    MÜZELER VE ÖRENYERLERİ

    Müzeler
    Isparta Müzesi
    Yalvaç Müzesi

    Örenyerleri
    Men Kutsal Alanı – Yalvaç

    Antiocheia – Yalvaç: Antiocheia; Isparta iline bağlı Yalvaç ilçesinin yaklaşık 1 Km. kuzeyinde ve Sultan dağlarının güney yamaçları boyunca uzanan verimli bir arazide kurulmuş, Pisidia bölgesinin başkentidir.

    Limenia Adası – Artemis Tapınağı: Yalvaç İlçesine 25 km. uzaklıkta Gaziri mevkiinde Hoyran Gölü içerisinde Limenia adası bulunmaktadır. Göl kenarına kadar bir asfalt yolla ulaşılmaktadır. Adanın etrafı surlarla çevrilidir ve içerisinde artemis adına inşa edilmiş bir tapınak ile diğer yapı kalıntıları bulunmaktadır. Adanın ilk çağlardan beri iskân gördüğü ve tapınma için önemli bir merkez olduğu anlaşılmaktadır.

    Seleukeia Sidera (Bayat) Antik Kenti – – Atabey / Bayat: Atabey ‘in 7 km. güneyinde Bayat Köyündedir. Kentin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir Ancak isminden Seleukoslardan biri tarafından kurulduğu anlaşılmaktadır. Antik şehirde yapılan kazılarda Hatıllı Güney Teras, Akropolis doğu kapısı, Doğu Yamacı Kapısı, Merdiven- Tünel- Kuyu sistemi, Podyumlu Yapı, Tiyatro ve Nekropol (Mezarlık alanı) ortaya çıkarılmıştır.

    Timbria Antik Kolonisi: Antik yazarlardan Strabon (M.Ö.570) da Pisidia şehri olarak geçer. Yılanlı ovası, Akçaşar Köyü yakınlarındaki bir tepe üzerinde kurulmuştur. Eurymedon (Köprüçay) nehri yakınındadır. Antik kentte bugün bazı bina temelleri görülebilir. Şehir Helenistik dönemden M. S. 238 yılına kadar sikke basmıştır.

    Prostanna Antik Kenti – Eğirdir / Sevirebey: Pisidia şehirlerinden bir tanesidir. Eğirdir sivrisinin arkatarafından Camii Yayla üzerindedir. Şehrin kesin yeri L. Robert tarafından Bedre Köyünün yukarısındaki Yazılıkaya’ da bulunan bir sınır yazıtı ile tespit edilmiştir. Bu yazılı Prostanna ile Parlais il sınır yazıtı idi. Antik kentte sınır duvarları ve bazı bina temelleri vardır. Şehrin Akropolis 200 metre yükseklikte kurulmuştur. Sur duvarları içerisinde dikdörtgen şeklinde bir bina vardır. Bu bina bir tapınaktır. Diğer üç bina ise halka ait binalardır. Bizans dönemine ait hiçbir kalıntı yoktur. M.Ö. 1. yy’dan itibaren sikke basmaya başlamıştır.

    Parlais Antik Kenti: Roma kolonisi olarak kurulmuştur. Diğer koloni şehirlerinin en küçüğüdür. Bu günkü Barla dadır. Görünürde herhangi bir kalıntısı yoktur. M.Ö. 1.yy’dan itibaren sikke basmaya başlamıştır. M.Ö. 25 yılında Galatya eyaletine dahil edilen şehrin adı “Colonia Julia Augusta Parlais” tir.

    Fari (Binda ) Harabeleri – Keçiborlu / Fori: Kılıç Kasabasının kuzeyinde bulunan şehir bugün toprak altındadır. Bu araştırmacılar Baris’ in burada bulunduğunu ileri sürmektedirler. Toprak üzerinde herhangi bir kalıntı yoktur. Şehrin mimarisine ait olduğu sanılan bazı taş bloklar kasabanın çeşitli yerlerinde bulunmaktadır.

    Tymandos (Yassıören ) Antik Kenti: Yassıören Kasabasında bulunan bir antik kenttir. Kalıntıları günümüze kadar ulaşmayan antik kente ait bazı mimari bloklara Senirkent ilçe merkezinde ve Yassıören Kasabasında rastlanmaktadır

    Adada Antik Kenti – Sütçüler / Sağrak: Sütçüler İlçesine 12 km. Sığırlık Köyüne 2 km.’dir. Helenistik dönemin en parlak yıllarını yaşamıştır. Büyük İskender’in Güney Anadolu’yu almasından sonra sırasıyla Seleukoslar, Bergama Krallığı, Roma İmparatorluğu ve oradan da Bizans İmparatorluğunun egemenliğine girmiştir. Prof.Dr. William R.Ramsay kentin para darpedilen bir merkez ve dini yönden bir piskoposluk olduğunu belirtmiştir. Adada’ nın bastırdığı paraların bir yüzünde boğa başı (Bukranion) diğer yüzünde geometrik merkezli üç başak (trikles) kabartması bulunmaktadır. Bu kabartma güç simgesidir. Aynı kabartmanın işlendiği bir taş Batık kentte bulunmaktadır. Kentin bağımsızlığı Romalılar kaldırıldıktan sonra Adada’ nın bastırdığı paraların bir yüzüne o dönemin imparatorluğunun başı, diğer yüzüne ise Zeus, Athena ya da aslan postu sarınmış Herakles başı kabartmaları görülür. Bugün antik kentte görülen kalıntılar şunlardır. Kent alanının geometrik ekseninde yer almış, büyük taşlarla döşeli ilk çağ Ana Caddesi, küçük tapınak kalıntıları ki bu tapınaklar rektangonal (dikdörtgen prizma biçimi) çok düzgün kesilmiş, kimine süs çıkıntısı bırakılmış taşlarla yapılmış Agora ve onu çevreleyen yapılar kompleksi Bouleuterion (kent yöneticileri toplanma yeri), kentin su düzenine ait parçalar, Nekropolis, mausoleiom (ev görünüşünde anıtsal mezar) bulunmaktadır.

    Tol Harabeleri: Yenişarbademli ilçesi ovasında , Konya il sınırları içerisinde Gölkaya köyünde yer alır. Beyşehir Gölü kenarındadır.

    Apollonia Mordion Antik Kenti – – Uluborlu / Merkez : M.Ö.3.yy.’da kurulmuştur. Stabon’da Frigya şehri, Plolemaios’ta Pisidia şehri olarak geçer. Apollonia Seleukoslar tarafından kurulan bir Seleukos kolonisidir. Şehir M.S 260-268 devrine kadar sikke basmıştır. Şehir geç roma ve Bizans döneminde önemini korumuştur. Res Gestea’nin Gerekçe Fragmanı bu şehirde bulunmuştur. 381′deki kilise kayıtlarına göre adı Sozopolis olarak geçer. Şehir kalıntıları eski kasaba mevkiinde Akropol ve orada bazı bina temelleri ve mimarî bloklar karşımıza çıkar.

    Asar Harabeleri – Sütçüler / Kesme

    Caralis – Yenişarbademli

    Conana – Gönen

    Kapıkaya – Isparta / Güneyce

    Tynada – Aksu / Terziler

    Sülüklü Göl Harabe – Sütçüler Çandır

    Kiliseler
    Aziz Paul Kilisesi, Aya Payana Kilisesi, Ayastefanos Kilisesi ve Aya Yorgi Kilisesi önemli kiliseleridir.

    Kervansaraylar
    Ertokuş Kervansarayı: Yeşilköy sınırları içerisinde, Eğirdir Gölü kenarındadır. Kudret Hanı veya Gelendost Hanı olarak da bilinir. Avlu ve kapalı mekandan oluşmuştur. 21×54 m. ölçülerindedir. Dış duvarları kale duvarı gibidir. Kapalı mekan üzeri tonozla örtülüdür. Avlunun yan kemerlerinde odalar vardır. Kapalı mekana giriş kapısının üzerinde kitabe vardır. Kitabeye göre kervansaray 1223 yılında Mübarüziddin Ertokuş tarafından yaptırılmıştır.

    Eğirdir Kervansarayı: Eğirdir ilçesi yeni mahallede bulunan kervansaray Konya- Antalya yolu üzerindedir. Avlu ve kapalı mekan olmak üzere iki kesimden meydana gelmiştir. Kervansaray 1237 yılında yapılmıştır, bugün avluda birkaç yolcu odasının temel izleri kalmıştır.

    Korunan Alanlar
    Isparta Kızıldağ Milli Parkı

    Isparta Kovada Gölü Milli Parkı

    Yazılı Kanyon Tabiat Parkı

    Gölcük Tabiat Parkı

    Kasnak Meşesi Ormanı Tabiatı Koruma Alanı

    Isparta Tabiat Anıtları

    Mağaralar
    Zindan Mağarası
    Isparta, Aksu İlçesinin 2 km. kuzeydoğusunda Aksu Çayı Vadisindedir. Çay kıyısını takip eden ve daha yukarıdaki yaylalara giden yol Zindan Mağarasının önünden geçer. Otobüs dahil her türlü araçla bu yoldan Zindan Mağarasına ulaşılabilir.

    Özellikleri: Zindan Mağarası’nın bulunduğu Göller Bölgesi Yöresi yurdumuzun en yoğun karstlaşmış alanlarından birisidir. Toplam Uzunluğu 760 m. olan mağara yatay ve yarı aktif bir mağaradır. Romalılardan bu yana bilinen ve kullanılan bir mağaradır.

    İnönü Mağarası
    Isparta, Eğirdir İlçesi Sarıidris Köyünün 1.5 km. güneyinde yükselen İnönü Tepe’nin kuzey yamacındadır. Köyden mağaraya traktörle ulaşılabilir.

    Özellikleri: 227 m. toplam uzunlukta yatay ve kuru bir mağaradır. Yağışlı mevsimlerde Mağara’nın bazı kollarında küçük göletler oluşmaktadır. Genellikle kurudur. Mağara içinde ısı 16ºC dir. Hava nemi ise yüzde 82 dir.

    İnönü Mağarası, İnönü Tepenin üzerinde takke gibi oturan Jura-Kretase yaşlı kireç taşları içinde değişik yönlü kırıklar boyunca gelişmiştir. Bu kireçtaşlarının altında Triyas yaşlı dolomit ve yer yer marn tabakaları yer alır. Mağara bu karstlaşmayan katmanlar nedeni ile derine doğru gelişememiştir.

    İnönü Mağarası girişten itibaren dar galeriler halinde ve yatay bir şekilde gelişmiştir. Sadece giriş kısmında geniş bir salon vardır. Burada kalın bir toprak tabakası ve içinde bol miktarda iskelet parçaları vardır. Bundan da anlaşılıyor ki, mağaranın giriş kısmı ya iskan edilmiş ya da mezar olarak kullanılmıştır. Galerilerin büyük kısmı boş olmasına karşın, bazı kollarda bol miktarda damlataş oluşumları vardır.

    Yerli halk tarafından eskiden beri bilinen mağaranın girişe yakın kısımlarda toprağa gömülü olarak çok sayıda iskelet parçaları bulunmuştur. Bu konuda henüz bir araştırma yapılmamıştır.

    Kuz Mağarası
    Isparta, Sütcüler İlçesi Kuz Mağarası, Kesme Kasabası’nın güneybatısında bulunan Asar Tepenin yakınında, Köprüçay kanyonunun dik yamacında yer alır. Kasabadan traktör veya arazi taşıtıyla 15-20 dakikada kanyonun kenarına kadar varmak mümkündür. Bu yol düzeltildiğinde herhangi bir araçla bu süre çok kısalır. Buna karşılık 700-750 m. derinliğinde olan kanyonun orta seviyelerinde bulunan mağaraya, yürüyerek yarım saatte inilebilmektedir. Bu iniş çok zor ve tehlikelidir.

    Özellikleri: Toplam uzunluğu 224 m., girişe göre en derin noktası 17.5 metredir. Sıcak ve yarı kuru bir havaya sahiptir. Mağaranın dar geçitlerinde ve yan kol bağlantısında belirgin bir rüzgar hareketi vardır.

    Genişliği 2-16 m, tavan yüksekliği 1-20 metreler arasında değişen mağaranın orta ve son bölümleri, görünümleri son derece güzel her türden damlataşlar (sarkıt, dikit, sütun, duvar ve örtü damlataşları, damlataş havuzları,…vb.) ile kaplıdır. Ana galerinin son bölümlerinde ise kalın bir kum ve çakıl deposu bulunur. Bu kesimler, mağaranın en derin noktalarıdır. Buna karşılık bu depoların yanından ayrılan yan kolun son noktası, girişten +10 m. yukarıdadır.

    Akarsu yatağından 250-300 m. yukarıda bulunan Kuz, Hidrolojik olarak askıda (vadoz kuşak) kalmış, fosil bir mağaradır. Bu nedenle yağışlı dönemlerde tavandan damlayan veya yan duvarlardan sızan sular dışında bütünüyle kurudur. Bu sular, ana galerinin son bölümünde küçük gölcükler oluşturmaktadır.

    Ayıini Mağarası
    Isparta, Yalvaç İlçesi Yalvaç’ın yaklaşık 15 km. kuzeydoğusunda bulunan Ayıini Mağarası, Sultan Dağları’nın güney eteklerinde, Nazilli Deresi’nin yukarı bölümünde yer alır. Vadi tabanından 20-30 metre yukarıda bulunan mağaraya hem Yalvaç, hem de Özgüney Kasabası’ndan stabilize iki yolla gidilir.

    Özellikleri: 407 m. uzunlukta, yatay olarak gelişmiş, kaynak konumlu fosil bir mağaradır. Soğuk ve yarı nemli bir havaya sahiptir. Mağaranın çatlaklı yapısı ve iki kattan oluşması, içeride belirgin bir hava sirkülasyonuna yol açmıştır.

    Ayıini Mağarası’nda belirgin bir hayvan topluluğu gözlenmemiştir. Ancak seyrek olarak değişik bölümlerde yarasalar yaşamaktadır.

    Ayıini, hem doğal çevrenin güzelliği, hem de mağarada bulunan ilginç damlataşlar ve sarnıçlar nedeniyle turizm amaçlı kullanıma son derece elverişlidir. Özellikle, mağaranın değişik yerlerinde bulunan bu sarnıçlara, başka mağaralarda rastlamak mümkün değildir. Ayrıca, bazı bölümlerde yer alan korunma duvarları, mağarayı daha da cazip hale getirmektedir.

    Pınargözü Mağarası
    Isparta Yenişarbademli İlçesi Yenişarbademli’nin 11 km. batısında yer almaktadır.

    Özellikleri: Daha önce 6 km.sine kadar girilmiş olan Pınargözü Mağarası, 1991 yılında ulaşılan 12 km.lik uzunluğu ile Türkiye’nin en uzun mağarasıdır. Daha girişten itibaren 50 m.deki sifonu ve içindeki uzun sifonları tırmanılması gereken şelaleler ve travertenler nedeniyle gezilmesi zor bir mağaradır. Halen araştırılması devam etmektedir.

    Kamplar
    Gençlik Kampları: Isparta’da gençlerin yararlanabileceği Orman Bakanlığına ait kamplar mevcuttur.

    Isparta Gençlik Kampları

    Isparta Orman Kampları

    Yaylalar
    Aksu ilçe merkezine 10 km. mesafede bulunan Sorgun Yaylası ilin en önemli yaylasıdır. Bol su kaynakları bulunan yayla, yazın yöre halkı tarafından oldukça ilgi görmektedir.

    Ispartanın Gölleri 
    Eğirdir Gölü: Isparta İl hudutları içinde olduğu kadar Göller Bölgesi’nin de en önemli göllerinden birisidir. 517 km2 yüzölçümü ile Türkiye’nin 4. büyük gölüdür. Göl iki kısma ayrılmaktadır. Kuzeyde kalan ve daha küçük olan kısmına Hoyran Gölü, güneyde kalan kısmına Eğirdir Gölü denir. Her iki bölüm Hoyran Boğazı ile birbirine bağlanır.

    Kovada Gölü ve Milli Parkı: Eğirdir İlçesi’nin 30 km. güneyindedir.Bu gölün doğal görünümü çok güzeldir. Çevresi çok zengin bitki örtüsüyle çevrilidir. Yabanî ördekleri ve diğer av hayvanları yaşamaktadır. Bu özelikleri nedeniyle göl ve çevresi Bakanlar Kurulu kararıyla 1970 yılında Milli Park ilân edilmiştir.

    Kuş Gözlem Alanı

    Burdur Gölü

    Eğirdir Gölü

    Beyşehir Gölü

    Sportif Etkinlikler

    Kayak Merkezi: Isparta’ya 25 km uzaklıktaki Davraz Dağı bölgenin önemli kayak merkezlerindendir.

    Hava Sporları: Isparta, Hava sporlarının yapıldığı elverişli alanlara sahiptir.

    Yamaç Paraşütü

    Ispartanın Coğrafyası 
    Akdeniz Bölgesi Göller Yöresi’nde yer alan Isparta’nın doğusunda Konya, batısında Burdur, güneyinde Antalya ve kuzeyinde Afyon illeri ile çevrilmiştir.

    İlin en yüksek dağı, 2892 m. ile güneydoğuda bulunan Dedegöl Dağı’ dır. Diğer önemli dağları ise; Akdağ, Topraktepe, Barla Dağı, Sultan Dağları, Güllüce Dağı ve Davraz Dağı’ dır.

    Akarsular genellikle göllere dökülmekte olup, sadece Aksu ve Köprü Suyu Antalya hudutları içerisinde Akdeniz’e dökülmektedir. İlin en büyük gölü, yaklaşık 468 km² ile, Türkiye’nin 4′ncü büyük gölü olan Eğirdir Gölü’ dür. Bu gölün kuzey kesimine Hoyran Gölü denilmektedir. Beyşehir ile Burdur göllerinin bir bölümü de Isparta hudutları içerisindedir. Kovada-I ve Kovada-II Hidroelektrik Santrallerini çalıştıran Kovada Gölü ile Karatepe üzerinde yer alan ve bir krater gölü olan Gölcük de diğer önemli göllerdendir.

    Isparta’nın yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlıdır. Çevredeki göllerin iklim üzerinde önemli etkisi vardır. Yağışların büyük bir bölümü kış ve ilkbahar aylarında düşmektedir.

    İklim
    Isparta ili, Akdeniz iklimi ile Orta Anadolu da hüküm süren karasal iklim arasındaki geçiş bölgesinde yer almaktadır. Bu sebeple il sınırları içinde her iki iklim özellikleri de görülür. İlimizde yarı kurak, az nemli, kışları serin, yazları sıcak bir iklim yaşanır. İlimizin Akdeniz’e yakın olan güney bölgelerinde Akdeniz ikliminin özelliği gözlenir. Yazları sıcak ve kurak, il merkezinde kışlar ilimizin kuzey bölümlerine göre ılık ve yağışlı geçer. Kuzeydoğuya gidildikçe karasal iklim özellikleri kendini gösterir. Kışlar daha soğuk geçer. Kuzey bölgeler daha az yağış alır.

    Sıcaklık
    İlimizde, yaz-kış ve gece-gündüz arasındaki sıcaklık farkları ne Akdeniz Bölgesi gibi az, ne de Orta Anadolu gibi çok fazladır. Isparta ili, Akdeniz Bölgesi’nin yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı iklimi ve orta Anadolu’nun kurak iklimi arasında geçiş alanında bulunur. Isparta’nın sıcaklık değişimleri üzerinde denizden uzaklık ve yüksekliğinin etkisi büyüktür. Isparta’nın en sıcak ayları temmuz ve ağustos, en soğuk ayları ise ocak ve şubattır. Isparta’nın 30 yılı aşkın sıcaklık gözlemlerine göre, ilin yıllık ortama sıcaklığı (12,0 °C)’dir. İlde tespit edilen en yüksek sıcaklık, (38,7 °C), en düşük sıcaklık ise (-21,0 °C) dir. İlde, sıcaklıklara bağlı olarak genelde kasım ayında sonbaharın ilk donları görülmeye başlar, donlu günler bazı yıllar nisan ayının sonlarına kadar sürmektedir. Isparta’da yıllık ortalama donlu günlerin sayısı 84,3 gündür.

    Yağış
    İlimizde yağışların önemli bir kısmı kış ve ilkbahar mevsimlerinde düşer (%69). Akdeniz Bölgesi’nde bulunan Toros Dağları’nın denize paralel olması nedeniyle, nemli ve sıcak hava ilimize kadar ulaşamamaktadır. Bu nedenle ilin iç kesimlerini çevreleyen dağların güneyinde kalan alçak yöreler daha fazla yağış almaktadır. Yağış ortalaması, Sütçüler ilçesinde 895,6 mm gibi bir değere ulaşırken, Şarkikaraağaç ilçesinde yalnız 445,2 mm’dir. İl merkezinde ise ortalama yıllık toplam yağış miktarı 508,3 mm’dir. Isparta ilinde ortalama yıllık yağışlı gün 95 gündür. Isparta’da dolu şeklinde yağışlar en çok ilkbahar ve sonbahar aylarında görülür.

    Rüzgar
    İlimizde hakim rüzgar yönü güney doğudur. İkinci derecedeki hakim rüzgar yönümüz ise batı-kuzeybatıdır. İlimizdeki ortalama rüzgar hızı 2,0 m/sn’dir. İldeki kuvvetli rüzgarlı gün sayısı ortalama 33 gündür. Fırtınalı günler ortalaması ise yılda 4 gündür.

    Oransal Nem
    Isparta’da 32 yıllık ortalama nispi nem % 61’dir. Nispi nemin en yüksek olduğu aylar kış aylarıdır. Nem oranı ocak ve şubat aylarında % 70’in üzerindedir. Temmuz aylarında ise ortalamalar % 47,5’e kadar düşmektedir.

    Güneşli Günler
    Isparta’da günlük ortalama güneşleme müddeti 7,3 saattir. Güneşlemenin en çok olduğu ay, ortalama günde 11,4 saat ile temmuz, en az olduğu ay ise günde 3,2 saat ile aralık ayıdır. Isparta’da gökyüzünün açık günlerin sayısı yıllık 126 gün, kapalı günlerin sayısı ise 48 dir. Isparta’da yıllık bir cm2 alana toplam 3.873 kaloridir

    Karlı Günler
    Isparta ilinde, rakımın yüksek olması nedeniyle komşu illere nazaran yıllık kar yağışı fazladır. İlimizde kar yağışları daha ziyade, aralık-mart ayları içinde olmaktadır. Nadiren kasım ve nisan aylarına da kaydığı görülmektedir. Genelde civardaki dağlarda ve yaylalarda uzun süre kalkmayan kar, kent merkezlerinde ve şehirlerarası yollarda uzun süre kalmaz. Yöredeki en fazla kar kalınlığı 85 cm kadar olmuştur. Isparta’da ortalama yılın 14 günü toprak karla kaplıdır. Çok az olarak bazı yıllarda bu süre artabilmektedir.

    Ispartanın Tarihçesi 
    Isparta yakın çevresi ile birlikte PİSİDİA yöresinin önemli yerleşim merkezlerinden birisidir. Yöredeki yerleşmenin tarihi paleolitik (Eskitaş) dönemine kadar dayanmaktadır. Pisidia bölgesi M.Ö. 2000’lerde Luvi ve Arzava topluluklarının yerleşim alanı idi. Hititler de zamanında bölgeyi ele geçirmek istemişler, ancak yüzyıllar boyu uğraşmalarına karşılık Arzava ülkesi üzerinde kesin bir egemenlik kuramamışlardır.

    M.Ö. 1200’lerde Balkanlardan gelen “Ege Göç Kavimleri” Arzava ülkesi konfederasyonunun siyasi varlığına son vermişler, Anadolu’nun siyasi yapısını bütünüyle değiştirmişlerdir. Bu tarihten itibaren M.Ö. 8. yüzyıla kadar Firigler, M.Ö. 690’da Lidyalılar, M.Ö. 546’da Persler yöreye hükmetmişlerdir. M.Ö. 334’de Büyük İskender’le Hellenistik döneme giren Isparta’da bu döneme ait bir yerleşim merkezi olarak Minassos (Minasın) dikkat çekmektedir. M.Ö. 323’de Büyük İskender’in ölümü üzerine Isparta sırası ile Bergama Krallığı’nın, Seleukos’ların, M.Ö. 190- M.S. 395 Roma İmparatorluğunun, M.S. 395-1204 Bizans İmparatorluğunun egemenliği altına girmiştir.

    Roma Dönemine ait yerleşim merkezleri Bayat (Selevcia, Sidera)-Atabey, Apollonia-Uluborlu, Antiocheia-Yalvaç, Adada-Sarak-Sütçüler, Neopolis-Şarkikaraağaç, Debenae-Gelendost’dur.

    Isparta Bizans döneminde 7. ve 9. yüzyılda yapılan idari taksimata göre bir eyalet olmuş ve dini merkez niteliği almıştır. 8. yüzyılda kısa bir süre Abbasi yönetimine giren kentin adı Arap kaynaklarında Sabart olarak geçmektedir. Kent 1204 yılında Selçuklular tarafından feth edilmiş ve Isparta’da Türk-İslam dönemi başlamıştır. 1300 yılında Hamitoğulları egemenliğine giren kent, 1390 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Isparta 1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile birlikte vilayet olmuştur.

    Ne Yenir?
    Isparta’da kaldığınız günler boyunca Isparta’nın nefis fırın kebabından mutlaka yemelisiniz.

    Fırın kebabını en iyi yapan yerler Kebapçı Kadir, Ferah Kebap, Hacıbenli Kebap’dır.

    Ayrıca muhteşem manzarası ile Gökçay’daki Kervansaray Lokantası iştahınızı daha da kabartacaktır.

    Nefis Isparta yemeklerini için Gülsofrası, Büyük Isparta Oteli ve Basmacıoğlu Oteli de gidebileceğiniz yerler arasındadır.

    Eğer canınız balık yemek isterse, Eğirdir Gölünün doyumsuz manzarası karşısında, levrek, sazan veya alabalığınızı yiyebilirsiniz.

    Yeşilada’da bulunan restaurantların hepsini, güleryüzlü hizmeti ve muhteşem manzarası ile, tereddüt etmeden tercih edebilirsiniz.

    Eğirdir’e gittiğinizde en az dört kişi veya daha kalabalıksanız mutlaka sazan dolması yemelisiniz.

    Isparta yemeğinin üstüne Yalvaç Güllacını, Isparta Kabak Tatlısını veya İlimiz helvasını yemeden ayrılmayın.

    Sütçüler Yazılı Kanyon’a giderseniz, kanyonun iştahınızı arttıran o temiz havasını aldıktan sonra, Canlar veya Baysallar Alabalık Lokantasında fırında pişen nefis alabalığı yemeden dönmeyin.

    NE ALINIR?
    Isparta modern alışveriş merkezlerinin yanında geleneksel ürünlerin bulunabileceği satış merkezlerine de sahiptir.

    Özellikle gül ürünleri ve el dokuma halıları her mevsim satın alınabilir.

    Mimar Sinan Caddesi’nde gül ve gül ürünleri imalatçısı firmaların satış mağzalarında,

    Gül tesbihinden Gül kokan seccadeye, Gül kreminden Gül lokumuna kadar gülle yapılmış ürünleri bulabilirsiniz.

    Yine Mimar Sinan Caddesi üzerinde bulunun Halı Sarayı’ndan istediğiniz ölçüde Isparta El halılarını yada minyatür halıları bulabilirsiniz.

    Isparta merkezde Firdevs Bey Bedestenine ve Üzüm Pazarına, Halısarayına,

    Mimar Sinan Caddesinde gül ürünleri satan mağazalara,

    Eğirdir’de Dündar Bey Pazarına,

    Yalvaç’ta Geleneksel El Sanatları’nın bulunduğu Rampalı Çarşıya uğramadan ayrılmayın.

    Eşinize, arkadaşınıza ve bir dostunuza mutlaka hediye edeceğiniz bir ürün bulacaksınız.

    YAPMADAN DÖNME
    Yalvaç Pisidia Antiocheia Antik Ören yerini gezmeden,
    Kovada Milli Parkı ve göllerin kıyısında piknik yapıp fotoğraf çekmeden,
    Eğirdir ilçesinde göle nazır bir Sazan (çapak) dolması yenmeden,
    Isparta’dan gülyağı ve halı almadan,
    1-3 Haziran tarihleri arasında yapılan Uluslararası Gül, Halı, Kültür ve Turizm Festivali’ni görmeden,
    Davraz Dağında kayak, Eğirdir’de yamaç paraşütü, Çandır’da kanyoning yapmadan…

    Dönmeyin

    Ispartanın Nüfusu 
    Nüfus Gelişimi
    Türkiye’deki ilk nüfus sayımı 28 Ekim 1927 yılında yapılmıştır. Bu yıla kadar Isparta ilinin nüfusu kesin rakamlarla belirlenememektedir. İldeki nüfus değişim ve gelişimini ancak bu tarihten sonra yapılan nüfus sayımları sonuçları ile izlemek mümkün olabilmektedir. Zira, Isparta ili tarih içinde, idari yapı bakımından, özellikle 1204 tarihinden bu yana oldukça değişik görünümler sergilemiştir. İdari yapısı kadar idari hudutları da devamlı bir değişim içinde olmuştur.

     

    Bu dönemlere ait bazı nüfus verileri, yuvarlak rakamlarla ifade edilmekte ve yörede yaşayan hane halkını kabaca bildirmekten ileri gidememektedir. Örneğin, Bölücüzade Süleyman Sami Efendi’nin, Isparta Tarihi eserinde, 1910 yılında, Isparta’da 24 islam, 4 Rum ve 1 Ermeni mahallesinin bulunduğu, şehirde de 3.381 hanenin var olduğu, bu hanelerden 800’ünün Rum, 98’inin Ermeni, diğerlerin ise Müslüman-Türk oldukları ifade edilmektedir. Ayrıca bu tarihte, Isparta’nın 18.000 kadar olan nüfusunun 4.000’inin Rum, 552’sinin de Ermeni olduğu bildirilmektedir. Bu bilgilerin dışında, Isparta’nın, 1923’de, Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte il olmasından sonra 1927 yılına kadar geçen süre içinde, il nüfusu ile ilgili sağlıklı sayısal veriler bulmak mümkün değildir.

    Türkiye’de ilk resmi nüfus sayımının yapıldığı 1927 yılında, il nüfusunun 144.804, 1935’de 166.441, 1940’da 171.751 olduğu ve daha sonraları beşer yıl aralarla yapılan genel nüfus sayımı sonuçlarına göre de, il nüfusunun devamlı artış gösterdiği, 1985’de 382.844’e, 1990’da 434.771’e, 2009 yılında 420.796’ya ulaştığı görülmektedir.

    2009 yılında Türkiye genelinde, şehirlerde (il ve İlçeler) ve köylerde (bucak ve köyler) yaşayan nüfusa bakıldığında; şehirlerde 280.154 (% 67) ve köylerde 140.642 (% 33) kişi yaşamaktadır.

    Daha önceki nüfus sayımlarına göre de köy ve şehir ayrımları arasında, çoğunluk köy nüfusu lehine seyir takip ederken, bu durum 2009 nüfus sayımı sonuçlarındaki tespitlere göre şehirler lehine bir dönüş göstermektedir. Bu durum ise, ülke genelindeki şehirleşme sürecinin, nüfus sayımı yapılan yıllar arasında, Isparta ili için de geçerli olduğunu göstermektedir. İlde son yıllarda hızlı bir şehirleşme yaşanmıştır ve halen de yaşanmaktadır.

    Nüfus Kompozisyonu
    Isparta İlindeki nüfus gelişimi içinde, cinsiyet bakımından nüfus kompozisyonunda, genelde erkek ve kadın nüfuslarının dengeli olduğu gözlenmektedir. Sadece, 1927, 1935, 1940, 1945, 1950 ve 1955 nüfus sayımı sonuçlarına göre kadın nüfusun erkek nüfusuna üstün olduğu izlenmektedir. Bununda başlıca sebebinin, harp yıllarının erkek nüfusu üzerindeki eksiltici tesiri ile normal devrelerdeki askerlik veya çalışma ihtiyaçları nedeniyle, sayımlar esnasında çoğu erkeklerin il hudutları dışında bulunmaları olarak gösterilebilir.

    Ayrıca, 2009 nüfus sayımı sonuçlarına göre, Isparta ilindeki nüfusun cinsiyet bakımından yapısı, şehirler ve köyler bakımından incelendiğinde daha farklı bir durum izlenmektedir. İl genelinde nüfusun 214.788’i erkek, 206.008’i kadındır. Toplam ve ilçeler bazında cinsiyet durumu değerlendirildiğinde, bütün sayım yıllarında, hemen hemen tüm ilçelere bağlı köylerde, kadın nüfus erkek nüfusdan fazladır. Bunun başlıca sebebi, köylerdeki erkek nüfusun özellikle askerlik, iş bulma ve çalışma nedenleriyle köylerinin dışında bulunmalarıdır. 2009 nüfus sayımı sonuçlarına göre il ve ilçe merkezlerindeki erkek nüfusu 145.400, kadın nüfusu 134.754’dir. Belde ve köylerde yaşayan erkek nüfusu ise 69.388 iken kadın nüfusu 71.254’dir.

    Yerleşmeler
    Isparta ilinde, 2009 nüfus sayımı sonuçlarına göre, ilçe sayısı Merkez ilçe ile birlikte 13’dür.

    Aksu; Cumhuriyet döneminde, Eğirdir’e bağlı bir bucak olarak ve Yenice adı altında bilinirken, 26.8.1988’de ilçe olmuştur. Aksu’ya 1 adet kasaba (Yakaavşar) ile 12 adet köy yerleşmesi (Eldere, Elecik, Karacahisar, Karağı, Katipköy, Koçular, Kösre, Sofular, Terziler, Yakaköy, Yılanlı ve Yukarıyaylabel) bağlanmıştır.

    Atabey; 1 Nisan 1960 tarihinde İlçe statüsü kazanmıştır. İlçeye bağlı 1 adet kasaba (İslamköy) ile 4 adet köy (Bayat, Harmanören, Kapıcak, Pembeli) bağlıdır.

    Eğirdir İlçesi’ne bağlı 4 adet kasaba (Sarıidris, Barla, Gökçehöyük, Pazarköy) ile 24 adet köy (Akbelenli, Akdoğan, Akpınar, Aşağıgökdere, Bademli, Bağacık, Bağıllı, Bağören, Balkırı, Beydere, Çay, Eyüpler, Havutlu, Kırıntı, Mahmatlar, Serpil, Sevinçbey, Sipahiler, Sorkuncak, Tepeli, Yılgıncak, Yukarıgökdere, Yuvalı) bulunmaktadır.

    Gelendost; 06.03.1954 tarinde ilçe olmuştur. İlçeye bağlı 2 adet kasaba (Bağıllı, Yaka) 11 adet köy (Afşar, Akdağ, Balcı, Çaltı, Esinyurt, Hacılar, Keçili, Köke, Madenli, Yenice, Yeşilköy) bulunmaktadır.

    Gönen; 1990 yılının Mayıs ayında ilçe olmuştur. İlçeye bağlı 1 adet kasaba (Güneykent) ile 6 adet köy yerleşmesi (Gölbaşı, Gümüşgün, İğdecik, Kızılcık, Koçtepe, Senirce) bulunmaktadır.

    Keçiborlu 1948 yılında ilçe olmuştur. İlçeye bağlı 4 adet kasaba (Aydoğmuş, Kılıç, İncesu, Senir) ile 15 köy (Ardıçlı, Çukurören, Gülköy, Kaplanlı, Kavakköy, Kozluca, Kuyucak, Özbahçe, Saraycık, Yenitepe, Yeşilyurt) bulunmaktadır.

    Senirkent; 16 Haziran 1952 yılında müstakil ilçe olmuştur. İlçeye bağlı 3 adet kasaba (Büyükkabaca, Uluğbey, Yassıören) ile 5 adet köy (Akkeçili, Başköy, Garipköy, Gençali, Ortayazı) bulunmaktadır.

    Sütçüler İlçesine 3 adet kasaba (Ayvalıpınar, Kasımlar, Kesme) ile 27 adet köy (Aşağıyaylabel, Bekirler, Belence, Beydili, Boğazköy, Bucakdere, Çandır, Çobanisa, Çukurca, Darıbükü, Güldallı, Gümü, Hacıahmetler, Hacıaliler, İbişler, İncedere, Karadiken, Kuzca, Melikler, Müezzinler, Pınarköy, Sağrak, Sarayköy, Sarımehmetler, Şeyhler, Yeniköy, Yeşilyurt) bağlıdır.

    Şarkikaraağaç; 1863 yılında ilçe olmuş, 1878 yılında Isparta’ya bağlanmıştır. İlçeye bağlı 3 adet kasaba (Çarıksaraylar, Çiçekpınar, Göksöğüt) ile 25 adet köy (Arak, Armutlu Arslandoğmuş, Aşağıdinek, Başdeğirmen, Belceğiz, Beyköy, Çaltı, Çavundur, Çeltek, Fakılar, Gedikli, Karayaka, Kıyakdede, Köprüköy, Muratbağı, Ördekçi, Örenköy, Salur, Sarıkaya, Yakaemir, Yassıbel, Yenicekale, Yeniköy, Yukarıdinek) bulunmaktadır.

    Uluborlu İlçesine bağlı 4 adet köy (Dereköy, İleydağı, İnhisar, Küçükkabaca) bulunmaktadır.

    Yenişarbademli; 1990 yılının Mayıs ayında ilçe statüsüne kavuşmuştur. İlçeye bağlı yerleşim birimi olarak yalnız Gölkonak Köyü bulunmaktadır.

    Yalvaç ilçesine bağlı 13 adet kasaba (Bağkonak, Çetince, Dedeçam, Hüyüklü, Kozluçay, Körküler, Kumdanlı, Kuyucak, Özbayat, Özgüney, Sücüllü, Tokmacık, Yukarıkaşıkara) ile 25 adet köy (Akçaşar, Altıkapı, Aşağı Tırtar, Ayvalı, Bağlarbaşı, Celeptaş, Çakırcal, Çamharman, Gökçeali, İleği Çiftlik, Kırkbaş, Kurusarı, Sağır, Taşevi, Yarıkkaya, Terziler, Yağcılar, Yukarı Tırtar, Hisarardı, Koruyaka, Mısırlı, Aşağı Kaşıkara, Eyuplar, Eğirler, Bahtiyar) bulunmakatdır.

    Genelde köy yerleşmelerinin bağlı bulundukları bucak ve ilçe merkezlerine ulaşım olanakları oldukça iyidir. Köylere yılın her ayında ulaşabilmek mümkündür.

    Yaş Grupları Dağılımı
    Yaş grupları bakımından, ülke genelinde izlendiği gibi, Isparta ilinde de 2009 yılı nüfus sayımına göre en fazla nüfus yığılması 20-24 (46.600 kişi), 25-29 (34.509 kişi), 15-19 (33.649 kişi), 30-34 (31.024 kişi) ve 10-14 (30.430 kişi) yaş gruplarındadır. Genelde 35-39 yaş gruplarına kadar tüm yaş gruplarında, erkekler sayısal bakımdan kadınlara nazaran önde oldukları halde, bu yaş grubundan daha büyük yaş gruplarında ise kadınların erkeklere nazaran daha çok oldukları izlenmektedir. Bu da ilde, ileri yaş gruplarında ölüm oranlarının erkeklerde daha yüksek olduğunu göstermektedir.

    Nüfus Hareketleri
    Isparta ilinde, nüfusun büyük bölümü, il dahilindeki yerleşmeler doğumludur. İlde, diğer bütün illerden (doğumlu) gelmiş nüfus bulunmakla beraber, yabancı il doğumlular arasında (Antalya, Burdur, Konya, Aydın, Denizli gibi) komşu iller ve (Ankara, İstanbul ve İzmir gibi) büyük şehir doğumlular ön sıralarda yer almaktadırlar.

    Isparta ilinde, göç olgusu da ilginç bir görünüm vermektedir. İlin nüfus hareketleri bakımından bu belirgin özelliği, yaklaşık olarak içe ve dışa olan göçlerin birbirine yakın sayılarda olmasıdır. 2009 yılı nüfus sayımı daimi ikametgahları esas alınarak yapılan değerlendirmelerde; Isparta ilinde, içe göç 18.633 iken dışa göç ise 15.822 olmuştur. Isparta’nın aldığı göç sayısı, verdiği göç sayısından fazladır. Bunun başlıca sebebinin, evlenmeler, çalışma olanakları, seyahatler ve askerlik olduğu söylenebilir.

    Ayrıca, aynı yıllara ait Isparta ili ile diğer iller arasındaki göç durumuna bakıldığında, 2009 yılında Isparta’dan, özellikle Antalya, İstanbul, Ankara, İzmir ve Burdur’a dış göçün daha yoğun olduğu izlenmektedir. Bu yıllar arasında Isparta’ya gelişlerde ise yine aynı illerin ön sıralarda yer aldıkları görülmektedir.

    Bu iller arasındaki hareketliliğin en önde gelen sebebinin sosyal ve ekonomik koşullar, çalışma, eğitim, sağlık, askerlik gibi (çekicilik-iticilik) olduğu söylenebilir.

    Şehir ve Köy Nüfus Tahminleri
    Isparta ilinde, daha önceki şehir ve köy nüfuslarındaki değişimler dikkate alınarak gelecek yıllar için yapılan nüfus tahminlerinde de, şehir merkezlerinde yaşayan nüfusun devamlı bir artış göstermesine rağmen, köy yerleşmelerindeki nüfusun devamlı azalacağı tahmin edilmektedir. Bu değişim trendinin ilin bütün yerleşmelerinde izleneceği, ancak Merkez ilçe ile Eğirdir ve Yalvaç ilçelerindeki artışın diğer ilçelere nazaran daha yüksek olacağı tahmin edilmektedir. Zira bu merkezlerdeki sosyal ve ekonomik yapılaşmadan kaynaklanan çekicilik öğesi, diğer ilçelere nazaran daha ağırlık kazanmaktadır. İlde izlenen kızlı kentleşme sonucu köylerin nüfusları azalmaya devam edecektir.

    Isparta Mutfağı 
    Isparta’nın yemek ve yiyecekleri üzerine bugüne kadar yapılan araştırma ve derlemelerin sayısı fazla değildir. Bu konudaki en geniş çalışmaları, 1990 ve 1996 yıllarında İl Kültür Müdürlüğü Folklor Araştırmacısı Abdullah Kılıç tarafından yapılmıştır. Yapılan derleme çalışmalarıyla Isparta’nın çok zengin yemek ve yiyecek kültürüne sahip olduğunu tespit edilmiştir. Isparta tarım ve meyvecilik yönünden zengin bir yöre olduğu için, bu yemeklere de yansımıştır. Yörede bilinen mahalli yemekler şu şekilde sıralanabilir.

     

    1. ÇORBALAR : Isparta’da 16 tür çorba saptanmıştır. Çorbalar pişirildikten sonra kızartılmış tere yağı, nane, kırmızı biber konur. Çorbaların türüne göre içine sarımsak, soğan, salça ve limonda konulur. Çorbalar içine katılan nanelere göre değişik adlar alırlar. Bu adlar, bulgur, etli, tarhana, işkembe, keklik, mercimek, miyane, oğmaç, paça, patates, sakala sarkan, sebze çorbaları, (Ispanak çorbası) tavuk, top tarhana, topalak, tutmaş, yayla, (toyga) çorbalarıdır.

    2. ET YEMEKLERİ: Et yemekleri sebze, yoğurt, pirinç ve bulgurla beraber yapılmakla birlikte ağırlığı et olan diğer türden yemeklerdir. Yöreye has olan yemekler şunlardır: Banak, Çömlek Kebabı, Kabine, Keşkek, Tandır Kebabı, Tirit, Yoğurtlu Et. Yörede patates, nohut ve fasulye ile etten yapılan yemeklere “Yahni” denilmektedir. Yemekler ete konan malzemenin türüne göre adlar alırlar. Ayrıca kıyma ile köfte yapımı da yöre de yaygın olan et yemeklerindendir.

    3. SEBZE YEMEKLERİ : Yörede yetişen bütün sebzelerin yemekleri etli ve etsiz olmak üzere iki şekilde pişirilir. Ispanak, kabak ve bakla gibi sebzelerin yoğurtlu yapılan yemeklerine “boranı” denilir. Etli pişen yemeklerin eti daha önceden pişirilir. Patates, kabak, (uzun kabak), şalgam, patlıcan, fasulye, ıspanak, lahana, karnı bahar, (yörede çiçek denilir) gibi başlıca sebzelerin yemekleri yapılır. Patlıcandan “Oturtma” ve “Yatırtma” denilen yemekler yapılır. Ayrıca biber, patlıcan, patates gibi sebzeler yağda kızartılarak yoğurtlu ve yoğurtsuz yenilmektedir. Yazın kurutulup kışın yenen bakla, bamya, kabak, fasulye, patlıcan, biber önce sıcak sebzelerin kavanozlarda konserveleri de yapılmaktadır. Bütün sebze yemeklerinde soğan, domates veya salça kullanılmaktadır.

    4. BALIK YEMEKLERİ : Yörede su kaynaklarının ve gölün olmasından dolayı balık yemekleri de yapılır. Eğirdir gölünden dişli, sıraz, sazan (çapak) gibi balıklar avlanmaktadır. Balıklar genellikle yağda kızartılarak yenilir. Başlıca balık yemekleri: Balık Dolması, Balık Yahnisi

    5. TAHIL YEMEKLERİ :
    5.1.Pilavlar: Pilav her yerde pirinç ve bulgurla yapılır. Yörede yapılan pirinç pilavları tavuk veya hindili, sade, salçalı, nohutlu, bezelyeli, patlıcanlı, kıymalı ve kuşbaşılı olarak yapılmaktadır. İçine rendelenmiş soğan, domates ve şehriye konulmaktadır. Bunlardan patlıcanlı pilav için patlıcanın kabukları soyulur ve tuzlu suda bekletilerek acısı alınır. Kuşbaşı eti fındık büyüklüğünde doğranır. Patlıcanlar ve et zeytinyağda kavrularak üzerine ıslatılmış pirinç ve su katılarak pişirilir. Üzerine nane, dereotu, maydanoz gibi baharatlar ekilerek tatlandırılır ve süslenir. Bulgur pilavları da sade, salçalı, domatesli, kıymalı, ciğerli, mercimekli, nohutlu olarak pişirilir.

    5.2.Dolmalar-Sarmalar: Yörede her yerde olduğu gibi, patlıcan, biber, domates ve kabak dolmaları ile asma yaprağı, ebegümeci ve lahanadan sarma yapılır. Dolma ve sarmalar zeytinyağlı ve kıymalı olarak iki türde yapılmaktadır.

    5.3.Tatar: Un, yumurta, süt, tuz ve yağ ilaveleriyle hamur yoğrulur ve yufka şeklinde açılır. Küçük kareler halinde kesilir ve kurutulur. Pişirileceği zaman suda haşlanır ve sarımsaklı yoğurdun içine konulur. Üzerine salçalı kızarmış tereyağı ve kıyma dökülür.

    5.4.Dirgit: Daha çok diş hediği olarak çocukların ilk dişinin çıktığı zamanda yapılan bir yiyecek türüdür. Buğday, nohut ve fasulye haşlanır; üzerine tuz veya şeker katılarak yenilebildiği gibi kuru yemişle birlikte de yenilir.

    6. YABANİ OTLARLA YAPILAN YEMEKLER : Yörede bici bici (madımak), semiz, ebegümeci, tavuk kursağı, ümmü, sirken, ısırgan, kuzu kulağı, toklu başı, pancarlık, labada gibi yöresel adlarla bilinen otlar kırlardan toplanır, temizlenerek ince ince kıyılır. Yağ, soğan ve kıyma ile kavrularak pişirilirler. Bazı tür otların, ıspanak, semiz otu gibi, yemeği salça, soğan ve pirinç ile pişirilerek yoğurtlu ve yoğurtsuz yenilmektedir.

    7. KATKILI HAMURLU YİYECEKLER : Yurdun her yerinde tavada yapılan puf ve sigara böreği ile fırında pişirilen su böreği Isparta’da da yapılır. Bunların dışında kıymalı, peynirli, ıspanaklı, patatesli, kabaklı, böreklerin içine maydanoz konularak yapılmaktadır. Değişik katkılar konularak sacda pişirilen börekler değişik isimlerle anılırlar. Belli başlı yapılan böreklerin adları şöyledir: Dıran Ekmeği, Kuyruğu Sulu, Kulak Böreği, Çörek, Katmer (Goşma), Pişi, Nokul

    8. TATLILAR: Yörede yapılan tatlılar: Hamurdan, sudan, sütten, pekmezden, irmikten haşhaştan ve kabaktan olmak üzere değişik türlerden yapıla gelmektedir. Saydığımız bu malzemelerle yapılan tatlıları kısaca şöyle açıklayabiliriz.

    8.1.Hamur tatlıları: Yurdun her yerinde yapılan baklava, kadayıf, sarı burma, un helvası yörede de çok yaygın olarak yapılmaktadır. Baklavalar peynirli, cevizli, fıstıklı, fındıklı ve sade yapılmaktadır. Baklavanın arasına konan peynir tuzlanmış taze peynirdir. Diğer hamur tatlılar ise şunlardır: Samsa, Şekerleme, Tosmankara, Mafiş, Lokma.

    8.2.Su Ve Süt Tatlıları: Yörede sütlaç, güllaç ve muhallebinin yanı sıra şu tatlılar yapılır: Pelte, Su Peltesi, Zerde, Höşmerim.

    8.3.Diğer Tatlılar: Yurdun her yerinde olduğu gibi yörede de kabak tatlısı, aşure, tahin helvası yapılan tatlılardır. Bunlarla birlikte şu tatlılar da yapılır: İrmik Helvası, Haşhaş Helvası, Saksağan veya Karga Beyni, Derdimi Alan.

    9. EKMEKLER : Yörede fırın ekmeği satın alınmakla birlikte Yufka, dıraz (dığan) ekmeği, tapalama ve bazlama ekmekleri evlerde yapılarak türetilmektedir. Ekmek yapımında hamur teknesi, senit (sofra, tahta tabla da denir), oklava (merdane), esiran (kesici alet), çevirgeç (pişirgeç, köseleç), sac ve sacayağı ile kuzine soba kullanılır. Yakacak olarak çalı, çırpı ve saman kullanılır.

    10- SALATALAR, ÇAÇIKLAR, GARNİTÜRLER : Yörede yurdun her yerinde olduğu gibi salatalıktan ve dereotundan cacık; salatalık ve maruldan salata yaptıktan başka kimi bitki ve sebzelerden de bu konuda yararlanılmıştır. Domates, biber, soğan, marul, maydanoz, nane, limon, turp ve havuçtan birlikte salata yapıldığı gibi bunlardan birkaçı bir araya getirilerek de salata yapılmaktadır. Bol soğanlı ve haşlanmış kuru fasulyeden yapılan salataların üzerine limon sıkılıp sumak serpilir. Ayrıca kuzukulağı, afyon bitkisinin filizleri ve tere yıkanarak sade yenilir.

    11. KIŞLIK HAZIRLANAN YİYECEKLER : Yörede kışlık olarak turşu, reçel, salça, kurutulmuş sebzeler ve meyveler, pekmez, bulama, pestil çorbalık tarhana, makarna, erişte, bulgur gibi yiyecekler hazırlanır. Turşu olarak lahana, patlıcan biber, domates, havuç, şalgam, muşmula, üzüm, karnı bahar, salatalık gibi sebzelerden yararlanılır. Patlıcan, dolmalık, biber ve domatesin içi doldurularak da turşusu yapılır. Armut, erik, kayısı vişne, çilek, şeftali, portakal, incir, ayva gibi meyvelerden ve gül çiçeğinden reçeller yapılabildiği gibi kurutulup saklanabilen türlerden hoşaf da yapılır. Domates ve kırmızıbiberden salça yapılır. Sütten peynir ve yoğurt yapılarak pazarlarda satıldığı da görülmektedir. Üzüm ve duttan pekmez, bulama ve pestil yapılır. Bu meyvelerin ocaklarda suya kaynatılırken içine erik, kayısı, ayva gibi diğer meyveler katılarak pestili yapılır. Bununla birlikte bazı bölgelerde üzüm suyundan şarap üretenler de bulunur.